31-03-2007, 18:14:27 PM
Yeni Dünya Düzeni İmparatorluğu’nun elitleri çoğunlukla finansal terörizmi kullanıyorlar...
Ülkeleri vuran, krizlere yol açan, o ülkeden o ülkeye dolaşan sermaye var mıdır? Ülkelerin yaşadığı ekonomik krizler ülkelere monte edilen ve “piyasalar” adı verilen arenada yapılan manipülasyonlar mıdır? Krizler, halkın geleceğini bugünden harcamasını sağlamak üzere kurulmuş tezgahtan ibaret midir?
Dünyayı yöneten para babalarının operasyonuyla ABD’nin, liberal ekonomik düzeni global dünyada kabul ettirmek adına CIA aracılığıyla yapılan operasyonların ortaklığı var mıdır? ABD’li yazar Bob Djurdjevic şöyle diyor: “Eski İngiliz İmparatorluğu ve Yeni Dünya Düzeni (YDD) İmparatorluğu arasındaki paralellik şaşırtıcıdır. Öyle ki eski dünya düzenindeki İngiliz Krallığı amaçlarına ulaşmak için saldırgan askeri güçlerini kullanırken, YDD İmparatorluğu’nun elitleri çoğunlukla finansal terörizmi kullanıyorlar... Wall Street’te (ABD’de New York Borsası’nın yer aldığı cadde) yükselen YDD İmparatorluğu, diğer ülkelere verilen borçlar ve yatırımlar ile inşa ediliyor. Balık oltaya geldiği anda YDD’nin finansal teröristleri misinayı yukarı çekiyorlar ve hiç şüphe duymayan bu kazazedeleri havada kupkuru bırakıyorlar. Oltaya gelenler, kurtulmak için yalvarır durumda kalıyorlar. Bu gibi durumlarda imdada IMF yetişiyor. Özelleştirme, ticaretin serbest bırakılması ve diğer istikrar programıyla hedef ülkelerin kaynaklarını kesiyor ve bu ülkelerin yüzlerini Yeni Dünya Düzeni elitlerine çevirmesini sağlıyorlar. Aynen İngiliz İmparatorluğu’nun daha kaba yöntemlerle yaptıklarına benzer şekilde.”
Süreç nasıl işliyor?
Peki finansal terörizm nasıl devreye sokuluyor? Sistem nasıl işliyor? Hangi mekanizmalar devreye sokuluyor ve ekonomi bir anda öldürücü bir krizin içine nasıl girebiliyor? ABD’li John Perkins “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli kitabında ipuçları veriyor: “Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler gibi Ekonomi Tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralları, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların önkoşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika’yı hiç terk etmez. Para, hiç vakit geçirmeden şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde, borçlu ülkenin anapara artı faizinin tamamını ödemesini isteriz. Eğer ekonomi tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. Birleşmiş Milletler’de Amerika’nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs kurma veya petrol gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet...” Amerika adına çeşitli ülkelerde yaptıklarını anlatan Perkins’i büyük fonların içine alıp yerleştiren ise ABD’nin Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA idi... CIA bu işlerin içinde hep vardı. Geçtiğimiz günlerde ölen ve Şili’de askeri darbe ile Allende iktidarına son veren Augusto Pinochet’in arkasında olduğu, Amerikan resmi belgelerinde bile yer alıyor. Amerikan Ulusal Güvenlik Müdürü Peter Kornbluh’un Şili dosyasında Şili’de olanların resmi dökümanlarına bir bir yer verilmiş.
Finansal teröristlerin en etkili silahı hedge fonları. Hedge fonları; yüksek risk alabilen, bir ülkenin yatırım araçlarına para akıttıktan sonra, şartlar bozulduğu anda zararın miktarına bakmadan kaçabilen, “vur-kaç” yapan fonlar... Finansal terörizm savunucularına göre bu fonlar, bir ülkede kriz çıkartabilecek kadar güçlü olabilirler. Ülkenin varlıklarının fiyatlarını istedikleri seviyeye kadar düşürebilirler. Piyasayı etkileyebilme gücü olan fonlar, bir ülkenin krize karşı dayanıklılığını ciddi biçimde azaltabilirler. Bir dönem ABD Hazine Bakanlığı yapmış olan Roger Altman, dünya finans piyasalarını yeni bir ulus ötesi devlet olarak tanımlıyor.
Etkili yöntem
Finansal terörizm savunucularının en önemli dayanağı dünyaca ünlü spekülatör George Soros’un yaptıkları. Soros’un Almanya’dan İngiltere’ye, Rusya’dan Hong Kong’a “numaraları”, vurgunları...
En etkili araçlardan biri açığa hisse satmak. Bu yöntemde hisseler kira bedeli karşılığında ödünç alınıyor. Ödünç alınan hisseler ABD dolarına çevriliyor. Kira bedeli yüzde 10’u geçmiyor. 100 YTL kira ödenip bin YTL’lik varlığa sahip olunuyor. Daha sonra bu senetler satılıp bin YTL’lik dolar alınıyor. Yani 100 liralık kira bedeli ile bin liralık dolar alabilme gücü elde ediliyor. Satışlar dolayısıyla hisse senetleri fiyatları düşerken, dolar yukarı doğru harekete geçiyor. Bu ortamda daha yüksek döviz kurundan ellerindeki dövizi bozduran spekülatörler, kiraladıkları hisseleri ölüm fiyatına yerlerine koyuyorlar.
Türkiye’de de bunun yapılabilmesinin önünde hiçbir yasal engel yok. Soros’un yöntemlerinden biri de bu.
Soros yalnız mıdır?
Soros’un, 11-14 milyar dolar arasında bir meblağı olan “Quantum Fonu” bulunuyor. Söz konusu fon Karayip’teki vergi cenneti Hollanda Antilleri’nde kayıtlı. Amaç, vergilerden kaçmak, yatırımcıların kimliğini gizlemek ve onların parasıyla istediği gibi oynayabilmek. Soros, Amerika’nın denetiminden kaçabilmek için yönetim üssünü de vergi cenneti olan Hollanda yönetimindeki Curacao’a kaydırmış... ABD yönetimi de Soros’un Amerika dışında bir yerde olmasını istiyor. Çünkü Soros’u eski sosyalist ülkelerdeki rejimleri yıkmak için kullandı ve hâlâ bu tür işler için kullanıyor. Soros, söz konusu fonun yönetiminde olmak, yönetimde yer almak yerine sorumluluktan kaçmak için sadece danışman olarak kalmayı tercih ediyor.
Soros geniş ve kirli bir finansal buzdağının sadece görünen bir yüzü. Bu finansal ağın merkezi, Avrupa’nın ileri gelen aristokrat ve kraliyet ailelerinin oluşturduğu Isles kulübüdür. Kulüp 2. Dünya Savaşı sonrasında İngiliz İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine kurulmuş. İngiliz İmparatorluğu’nun izlediği sömürge stratejisinden farklı olarak, jeopolitik amaçlarına ulaşmak için devleti kullanmak yerine özel bir finansal holding olarak faaliyet yürütüyor. Her ne kadar Soros kendisini büyük paralar kazanan ve bunu yatırım dehası ile yapan yalnız bir spekülatör gibi göstermeye çalışsa da aslında çok sıkı örülmüş finansal mafyanın bir parçası... Özellikle sosyalist rejimlerin yıkılmasında rol alan bir tetikçi...
Roman tadında...
Yukarıda anlatılanları ve finansal teröristlerin Şili’de, Peru’da, Meksika’da, Malezya’da, Güney Kore’de yaptıklarını Yaşar Erdinç’in krizlerin belgesel romanı “Para Harekâtı’”nda okumak mümkün. Erdinç, ekonomik kavram ve gelişmeleri, para hareketlerini, 21 Şubat 2001 krizi sonrasında kaybettiği babasını mezara götüren süreci araştıran Hülya’nın gözünden gerçek bir roman tadında vermiş.
Sermayenin hizmetindeki ekonomi kalemlerinden “Hükümet gitmeli, borçlar döndürülemez, erken seçim şart, askeri müdahale olacakmış” vb. söylentilerle, manipülasyona uygun psikolojik ortam yaratma biçimine pek çok ayrıntıyı kitapta bulmak mümkün.
“Yatırımcılar kuzunun kalbine, filin hafızasına ve bir ceylanın bacaklarına sahiptirler” sözünün pratikte nasıl karşılık bulduğunu çok iyi anlatan kitabın eksik yanı nedir?
Bu soru, “finansal sermayeyi tek suçlu, tek vurucu güç olarak göstermesi” şeklinde cevaplanabilir. Elbette ki sıcak para hareketlerinin vurucu bir yanı var. Fakat kapitalist sermaye birikim sürecinden bağımsız, tek başına ele alış meselenin tümden anlaşılmasını engelliyor. Kapitalist sermaye birikim sürecinde, sermaye döngüsünde yaşanacak tıkanıklar kriz üretir. Kapitalizm koşullarında tek başına spekülatif sermayeye önlem alınarak krizlerin önüne geçilemez. Yazar ise serbest liberal sistemde bile krizlerin önlenebileceği “iyi niyetini” taşıyor.
Hükümetin övündükleri...
Türkiye’de önceleri kamu ağırlıklı bir olgu olan dış borçlanma yapı değiştiriyor. Ucuz kurun ve dışarıdaki kredilerin avantajlarından yararlanan reel sektör denilen çoğu sanayi şirketleri, 2001 krizi sonrası hızla borçlanıyor. Yüksek tempolu özel dış borçlanma, bankaların borçlanması gibi tehlikeli bulunmuyor.
Kitabında güncel ekonomik tartışmalara da başarılı göndermeler yapan Yaşar Erdinç bu noktada Kore, Tayland, Endonezya, Malezya gibi ülkelerin yaşadığı Asya Krizi’nden ders çıkarılması gerektiğini vurguluyor. 10 yıl boyunca hızlı büyüme gerçekleştiren ve “Asya mucizesi” denilip ayakta alkışlanan bu süreç, nasıl oldu da hazin bir krizle bitti. Bu ülkeler bütçe açığı vermiyordu. Har vurup harman savuran hükümetleri de yoktu. Enflasyonları da gayet istikrarlı gidiyordu. Türkiye’de hükümet üyelerinin övündüğü her konuda Asya ülkeleri de aynı başarıyı elde etmişti. Üstelik Asya ülkelerinin neredeyse hepsinde yüksek oranda yatırım vardı. Bu ülkelere oluk oluk para akıyordu. Hükümetler yüksek büyümeyi hedeflemiş ve özel sektörün önünü açmışlardı. Savurgan bir özel sektör vardı. İşte yaşanan krize de özel sektörün bu borçları yol açtı. Yatırımların verimliliği düştüğünde oluk oluk para akıtanların geri isteme dönemi başlayacak. İşte kriz de bu noktada tetiklenecek. Ayrıntıları merak edenler “Para Harekatı’na” bakabilir...
Geçmişten ders çıkarmak
Cari açık dünya rekoruna doğru giderken, bu yılın 3. çeyreğinde büyümede kaydedilen yavaşlama tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kimileri cari açık tehlikesine dikkat çekerken, Devlet Bakanı Ali Babacan’a göre sorun yok. Çünkü borsaya girişler ve uzun vadeli krediler dikkate alındığında cari açığın fazlasıyla finanse edilmesi sorunu ortadan kaldırılıyor.
Erdinç, cari açığın belli bir seviyeyi geçmesinin ardından mutlaka önlem alınmayı gerektiren bir gösterge olduğuna işaret ediyor: Türkiye’nin cari açığı yüksek bir orandır ve ani bir olay olması durumunda, yabancı sermayeyi kaçıracak niteliktedir. Asya ülkelerinin açık seviyeleri çok daha düşük boyutlardayken, kriz geçirdiler.
Kurlar ne kadar dalgalı?
Erdinç, hükümetin kurların serbest olduğu tezine katılmıyor: “Eğer açık enflasyon hedeflemesine gitmişseniz, döviz kurlarındaki artışlardan rahatsız olacaksınız. Finansal teröristler bunu çok iyi biliyor ve ellerini ovuşturuyorlar. Çünkü kaçmak istedikleri anda, Merkez Bankası, kurların serbestçe kaçmasına izin vermez. Eğer izin verirse enflasyon hedefini tutturamaz. Düşünün ki döviz kurları bir ayda yüzde 10-15 arttı. Bunun enflasyon üzerindeki etkisinin sıfır olacağını kimse iddia edemez. Gecikmeli olarak enflasyonu artırıcı etki yapacaktır. Bunları Merkez Bankası da biliyor. Dolayısıyla döviz kurlarındaki ani artışlarda, öncekiler gibi geniş davranamaz. Rezervlerinden satmak zorunda kalır.
Kaynak : Günlük Evrensel Gazetesi
Ülkeleri vuran, krizlere yol açan, o ülkeden o ülkeye dolaşan sermaye var mıdır? Ülkelerin yaşadığı ekonomik krizler ülkelere monte edilen ve “piyasalar” adı verilen arenada yapılan manipülasyonlar mıdır? Krizler, halkın geleceğini bugünden harcamasını sağlamak üzere kurulmuş tezgahtan ibaret midir?
Dünyayı yöneten para babalarının operasyonuyla ABD’nin, liberal ekonomik düzeni global dünyada kabul ettirmek adına CIA aracılığıyla yapılan operasyonların ortaklığı var mıdır? ABD’li yazar Bob Djurdjevic şöyle diyor: “Eski İngiliz İmparatorluğu ve Yeni Dünya Düzeni (YDD) İmparatorluğu arasındaki paralellik şaşırtıcıdır. Öyle ki eski dünya düzenindeki İngiliz Krallığı amaçlarına ulaşmak için saldırgan askeri güçlerini kullanırken, YDD İmparatorluğu’nun elitleri çoğunlukla finansal terörizmi kullanıyorlar... Wall Street’te (ABD’de New York Borsası’nın yer aldığı cadde) yükselen YDD İmparatorluğu, diğer ülkelere verilen borçlar ve yatırımlar ile inşa ediliyor. Balık oltaya geldiği anda YDD’nin finansal teröristleri misinayı yukarı çekiyorlar ve hiç şüphe duymayan bu kazazedeleri havada kupkuru bırakıyorlar. Oltaya gelenler, kurtulmak için yalvarır durumda kalıyorlar. Bu gibi durumlarda imdada IMF yetişiyor. Özelleştirme, ticaretin serbest bırakılması ve diğer istikrar programıyla hedef ülkelerin kaynaklarını kesiyor ve bu ülkelerin yüzlerini Yeni Dünya Düzeni elitlerine çevirmesini sağlıyorlar. Aynen İngiliz İmparatorluğu’nun daha kaba yöntemlerle yaptıklarına benzer şekilde.”
Süreç nasıl işliyor?
Peki finansal terörizm nasıl devreye sokuluyor? Sistem nasıl işliyor? Hangi mekanizmalar devreye sokuluyor ve ekonomi bir anda öldürücü bir krizin içine nasıl girebiliyor? ABD’li John Perkins “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli kitabında ipuçları veriyor: “Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler gibi Ekonomi Tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralları, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların önkoşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika’yı hiç terk etmez. Para, hiç vakit geçirmeden şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde, borçlu ülkenin anapara artı faizinin tamamını ödemesini isteriz. Eğer ekonomi tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. Birleşmiş Milletler’de Amerika’nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs kurma veya petrol gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet...” Amerika adına çeşitli ülkelerde yaptıklarını anlatan Perkins’i büyük fonların içine alıp yerleştiren ise ABD’nin Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA idi... CIA bu işlerin içinde hep vardı. Geçtiğimiz günlerde ölen ve Şili’de askeri darbe ile Allende iktidarına son veren Augusto Pinochet’in arkasında olduğu, Amerikan resmi belgelerinde bile yer alıyor. Amerikan Ulusal Güvenlik Müdürü Peter Kornbluh’un Şili dosyasında Şili’de olanların resmi dökümanlarına bir bir yer verilmiş.
Finansal teröristlerin en etkili silahı hedge fonları. Hedge fonları; yüksek risk alabilen, bir ülkenin yatırım araçlarına para akıttıktan sonra, şartlar bozulduğu anda zararın miktarına bakmadan kaçabilen, “vur-kaç” yapan fonlar... Finansal terörizm savunucularına göre bu fonlar, bir ülkede kriz çıkartabilecek kadar güçlü olabilirler. Ülkenin varlıklarının fiyatlarını istedikleri seviyeye kadar düşürebilirler. Piyasayı etkileyebilme gücü olan fonlar, bir ülkenin krize karşı dayanıklılığını ciddi biçimde azaltabilirler. Bir dönem ABD Hazine Bakanlığı yapmış olan Roger Altman, dünya finans piyasalarını yeni bir ulus ötesi devlet olarak tanımlıyor.
Etkili yöntem
Finansal terörizm savunucularının en önemli dayanağı dünyaca ünlü spekülatör George Soros’un yaptıkları. Soros’un Almanya’dan İngiltere’ye, Rusya’dan Hong Kong’a “numaraları”, vurgunları...
En etkili araçlardan biri açığa hisse satmak. Bu yöntemde hisseler kira bedeli karşılığında ödünç alınıyor. Ödünç alınan hisseler ABD dolarına çevriliyor. Kira bedeli yüzde 10’u geçmiyor. 100 YTL kira ödenip bin YTL’lik varlığa sahip olunuyor. Daha sonra bu senetler satılıp bin YTL’lik dolar alınıyor. Yani 100 liralık kira bedeli ile bin liralık dolar alabilme gücü elde ediliyor. Satışlar dolayısıyla hisse senetleri fiyatları düşerken, dolar yukarı doğru harekete geçiyor. Bu ortamda daha yüksek döviz kurundan ellerindeki dövizi bozduran spekülatörler, kiraladıkları hisseleri ölüm fiyatına yerlerine koyuyorlar.
Türkiye’de de bunun yapılabilmesinin önünde hiçbir yasal engel yok. Soros’un yöntemlerinden biri de bu.
Soros yalnız mıdır?
Soros’un, 11-14 milyar dolar arasında bir meblağı olan “Quantum Fonu” bulunuyor. Söz konusu fon Karayip’teki vergi cenneti Hollanda Antilleri’nde kayıtlı. Amaç, vergilerden kaçmak, yatırımcıların kimliğini gizlemek ve onların parasıyla istediği gibi oynayabilmek. Soros, Amerika’nın denetiminden kaçabilmek için yönetim üssünü de vergi cenneti olan Hollanda yönetimindeki Curacao’a kaydırmış... ABD yönetimi de Soros’un Amerika dışında bir yerde olmasını istiyor. Çünkü Soros’u eski sosyalist ülkelerdeki rejimleri yıkmak için kullandı ve hâlâ bu tür işler için kullanıyor. Soros, söz konusu fonun yönetiminde olmak, yönetimde yer almak yerine sorumluluktan kaçmak için sadece danışman olarak kalmayı tercih ediyor.
Soros geniş ve kirli bir finansal buzdağının sadece görünen bir yüzü. Bu finansal ağın merkezi, Avrupa’nın ileri gelen aristokrat ve kraliyet ailelerinin oluşturduğu Isles kulübüdür. Kulüp 2. Dünya Savaşı sonrasında İngiliz İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine kurulmuş. İngiliz İmparatorluğu’nun izlediği sömürge stratejisinden farklı olarak, jeopolitik amaçlarına ulaşmak için devleti kullanmak yerine özel bir finansal holding olarak faaliyet yürütüyor. Her ne kadar Soros kendisini büyük paralar kazanan ve bunu yatırım dehası ile yapan yalnız bir spekülatör gibi göstermeye çalışsa da aslında çok sıkı örülmüş finansal mafyanın bir parçası... Özellikle sosyalist rejimlerin yıkılmasında rol alan bir tetikçi...
Roman tadında...
Yukarıda anlatılanları ve finansal teröristlerin Şili’de, Peru’da, Meksika’da, Malezya’da, Güney Kore’de yaptıklarını Yaşar Erdinç’in krizlerin belgesel romanı “Para Harekâtı’”nda okumak mümkün. Erdinç, ekonomik kavram ve gelişmeleri, para hareketlerini, 21 Şubat 2001 krizi sonrasında kaybettiği babasını mezara götüren süreci araştıran Hülya’nın gözünden gerçek bir roman tadında vermiş.
Sermayenin hizmetindeki ekonomi kalemlerinden “Hükümet gitmeli, borçlar döndürülemez, erken seçim şart, askeri müdahale olacakmış” vb. söylentilerle, manipülasyona uygun psikolojik ortam yaratma biçimine pek çok ayrıntıyı kitapta bulmak mümkün.
“Yatırımcılar kuzunun kalbine, filin hafızasına ve bir ceylanın bacaklarına sahiptirler” sözünün pratikte nasıl karşılık bulduğunu çok iyi anlatan kitabın eksik yanı nedir?
Bu soru, “finansal sermayeyi tek suçlu, tek vurucu güç olarak göstermesi” şeklinde cevaplanabilir. Elbette ki sıcak para hareketlerinin vurucu bir yanı var. Fakat kapitalist sermaye birikim sürecinden bağımsız, tek başına ele alış meselenin tümden anlaşılmasını engelliyor. Kapitalist sermaye birikim sürecinde, sermaye döngüsünde yaşanacak tıkanıklar kriz üretir. Kapitalizm koşullarında tek başına spekülatif sermayeye önlem alınarak krizlerin önüne geçilemez. Yazar ise serbest liberal sistemde bile krizlerin önlenebileceği “iyi niyetini” taşıyor.
Hükümetin övündükleri...
Türkiye’de önceleri kamu ağırlıklı bir olgu olan dış borçlanma yapı değiştiriyor. Ucuz kurun ve dışarıdaki kredilerin avantajlarından yararlanan reel sektör denilen çoğu sanayi şirketleri, 2001 krizi sonrası hızla borçlanıyor. Yüksek tempolu özel dış borçlanma, bankaların borçlanması gibi tehlikeli bulunmuyor.
Kitabında güncel ekonomik tartışmalara da başarılı göndermeler yapan Yaşar Erdinç bu noktada Kore, Tayland, Endonezya, Malezya gibi ülkelerin yaşadığı Asya Krizi’nden ders çıkarılması gerektiğini vurguluyor. 10 yıl boyunca hızlı büyüme gerçekleştiren ve “Asya mucizesi” denilip ayakta alkışlanan bu süreç, nasıl oldu da hazin bir krizle bitti. Bu ülkeler bütçe açığı vermiyordu. Har vurup harman savuran hükümetleri de yoktu. Enflasyonları da gayet istikrarlı gidiyordu. Türkiye’de hükümet üyelerinin övündüğü her konuda Asya ülkeleri de aynı başarıyı elde etmişti. Üstelik Asya ülkelerinin neredeyse hepsinde yüksek oranda yatırım vardı. Bu ülkelere oluk oluk para akıyordu. Hükümetler yüksek büyümeyi hedeflemiş ve özel sektörün önünü açmışlardı. Savurgan bir özel sektör vardı. İşte yaşanan krize de özel sektörün bu borçları yol açtı. Yatırımların verimliliği düştüğünde oluk oluk para akıtanların geri isteme dönemi başlayacak. İşte kriz de bu noktada tetiklenecek. Ayrıntıları merak edenler “Para Harekatı’na” bakabilir...
Geçmişten ders çıkarmak
Cari açık dünya rekoruna doğru giderken, bu yılın 3. çeyreğinde büyümede kaydedilen yavaşlama tartışmalarını da beraberinde getirdi. Kimileri cari açık tehlikesine dikkat çekerken, Devlet Bakanı Ali Babacan’a göre sorun yok. Çünkü borsaya girişler ve uzun vadeli krediler dikkate alındığında cari açığın fazlasıyla finanse edilmesi sorunu ortadan kaldırılıyor.
Erdinç, cari açığın belli bir seviyeyi geçmesinin ardından mutlaka önlem alınmayı gerektiren bir gösterge olduğuna işaret ediyor: Türkiye’nin cari açığı yüksek bir orandır ve ani bir olay olması durumunda, yabancı sermayeyi kaçıracak niteliktedir. Asya ülkelerinin açık seviyeleri çok daha düşük boyutlardayken, kriz geçirdiler.
Kurlar ne kadar dalgalı?
Erdinç, hükümetin kurların serbest olduğu tezine katılmıyor: “Eğer açık enflasyon hedeflemesine gitmişseniz, döviz kurlarındaki artışlardan rahatsız olacaksınız. Finansal teröristler bunu çok iyi biliyor ve ellerini ovuşturuyorlar. Çünkü kaçmak istedikleri anda, Merkez Bankası, kurların serbestçe kaçmasına izin vermez. Eğer izin verirse enflasyon hedefini tutturamaz. Düşünün ki döviz kurları bir ayda yüzde 10-15 arttı. Bunun enflasyon üzerindeki etkisinin sıfır olacağını kimse iddia edemez. Gecikmeli olarak enflasyonu artırıcı etki yapacaktır. Bunları Merkez Bankası da biliyor. Dolayısıyla döviz kurlarındaki ani artışlarda, öncekiler gibi geniş davranamaz. Rezervlerinden satmak zorunda kalır.
Kaynak : Günlük Evrensel Gazetesi