Ücretsiz IMKB, VOB, Forex, BES, VOB Sistemleri

Orjinal Görünüm: Salih Neftçi Yazı Arşivi
Şu Anda Kısıtlanmış Görüntüleme Modundasınız. Orjinal Görünüm için, Buraya Tıklayın
Salih Neftçi'nin 22.10-2002 - 09.10.2006 tarihleri arasındaki yazılarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

16.10.2006 tarihinden itibaren yazdığı yazılara da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
İçerinin riskleri az buz şeyler değil. Bunları eksiden 2’ye ayırıyorduk, şimdi 3 bölümde toplamak daha doğru. Ama risk derken illa kötü bir gelişme kastetmiyoruz...

Piyasalar tam bir ikili psikoloji içinde. Büyük bir iyimserliğin hemen sonrasında Amerikan Hazine bonosu piyasasında yaşanan gelişmelerle... Geçen haftaya 10 yıllık dolar cinsi faizlerdeki yükselişin şokuyla girildi. Borsa hızla değer yitirdi. Daha da hızlı bir gerileme YTL’de ve Eurobond fiyatlarında yaşandı. Bir felaket olmaktan uzaktı. Ama volatilite yine de beklenmedik bir zamanda artmıştı.

Sonra cuma günü Amerika’da yeni datalar açıklandı. Piyasa sert bir şekilde... Tam 180 derecede yön değiştirdi. 10 yıllık dolar cinsi faizler 5 baz puanı gerileyince eski iyimserlik birden fazlasıyla geri geldi. Borsa yüzde 3’e yakın yükseldi. YTL kapışıldı. Eurobondlar iyi prim yaptı.

Bizim piyasalar hafta boyunca tümüyle 10 yıllık dolar cinsi faizlerdeki gelişmelerin güdümünde hareket etmişti...

Üstelik bu olayın henüz kalıcı mı... Yoksa geçici mi olduğu tam olarak anlaşılmamışken... (Bizim yüzde 55’lik tahminimiz 10 yıllık faizlerdeki son yükselişin bir silkeleme hareketi olarak kullanıldığıydı.)

Bu da bizi esas sorumuza getiriyor.

Bizim piyasalar açısından... Dışarıdaki gelişmelere yüzde 100 ağırlık verip... İçerideki gelişmeleri hiç hesaba katmamak ne kadar doğru?

Risk nedir?

İçerinin riskleri az buz şeyler değil. Bunları eksiden ikiye ayırıyorduk. Ama şimdi 3 bölümde toplamak daha doğru.

Önce bir vurgulama...

Risk derken illa kötü bir gelişme kastetmiyoruz. Söz konusu gelişme bazı bakımlardan iyi de olabilir. Risk sadece belirsizlik anlamına gelir. Risklerin artması da yukarı veya aşağı beklenmedik hareketlerin daha olası hale gelmesi demektir.

Şimdi gelelim risklere...

Hükümet nasıl oluşacak?

En ön plandaki risk olarak karşımızda hükümetin nasıl kurulacağı sorusu var. DP fiyaskosu ve AKP’nin (en azında listelerin hazırlanış şekliyle) merkeze kaymasından sonra yeni Meclis’te çoğunluğu alması olasılığı yine yükseldi. Ama bu eskisi kadar ezici bir çoğunluk olmayacak.

Ayrıca koalisyon bizce halen de en ağırlıklı senaryo. Meclis’e 3 partinin girmesi olasılığı bizce yüzde 70 gibi bir şey. Buna bir de DTP’li bağımsızları katın, 23 Temmuzda ‘dört’ partili bir Meclis’le karşı karşıya olabiliriz.

Buradaki kritik soru, DP fiyaskosu nedeniyle başka partilere yönelecek olan yüzde 4-5 kadar oyun nereye gideceğinde. Bunların bir kısmının merkeze kaymış olan AKP’ye yönelmesi normal. Ama bu oyların çoğunluğu CHP+MHP’ye gider mi?

Çok kritik bir soru. Ve önemli bir bilinmeyen. Üzerinde iyi düşünürseniz yeni Meclis’in ‘kaderini belirleyecek’ bir nokta.

Kuzey Irak

Kuzey Irak riski bizce risklerin anası.

Türkiye’nin karşısında uzun vadeli hayati bir sorun var. Sorunun çözümleri yok değil. Ama hangi çözümü alırsanız alın önünüze çok ağır bir fatura çıkıyor. Bu konuyu bugün daha fazla ele almayacağız.

Ama bu riskin gerektiği gibi fiyatlandırıldığı da söylenemez. (Büyük bir olasılıkla piyasalar buna uzun vadeli bir olay olarak bakıyor.)

Bağımsızlar

Üçüncü risk aslında yukarıdaki ile ilgili. Ama yine de aynı olayın epeyi farklı bir boyutu. Meclis’e DTP’li bağımsızların girmesi olasılığı yüksek. Bizim kişisel yaklaşımımız gerekli sorumluluğu göstermeleri koşuluyla toplumdaki her görüşün Meclis’te temsil edilmesi gerektiğidir. Bu böyle olacak mı? Yoksa demokrasilerde doğal olmayan gündemler mi izlenecek?

Şu anda bir şey söylemek imkansız, bu nedenle de burada gelecek Meclis’in istikrarı ile ilgili bir diğer risk var. Piyasaların bunu da gerektiği gibi fiyatlandırdığından emin değiliz.

Sonuç

Elbette amacınız bir portföy tutmaksa, bu portföydeki her senedin kendi bağımsız hareketiyle portföyün ağırlıkları sürekli değiştirilmez. Korelasyonalara bakılır.

Yabancılar da Türkiye kağıtlarını bir portföyde tutuyor.

Ama yerli yatırımcı genelde Türkiye senetlerinde. Burada da Türkiye’ye özgü riskler önem kazanıyor ve ister istemez fiyatlandırılması gerekiyor.

Bunun pek de doğru yapıldığı söylenemez.

Kaynak : Star Gazetesi
Eskiden olsa sadece genel seçimler ve hükümet belirsizliği ile YTL değer yitirirdi. Oysa bir çok riskin aynı zamana rastlamış olmasına rağmen YTL’de son iki aydır bir çalkantı görülmüyor

İçinde bulunduğumuz dönemin bir özelliği YTL’nin yaşanan bütün şoklara rağmen her geçen gün biraz daha güçleniyor olması.

Kuzey Irak tartışmaları...

Şehit cenazeleri...

Genel seçimlerin getirdiği belirsizlik...

Ve elbette 10 yıllık dolar cinsi faizlerdeki sıçrama...

Bunlar yenir yutulur riskler değil. Eskinden olsa TL fena hırpalanır... Volatilite yükselir... Dövize sert alımlar gelir... Lira değer yitirirdi.

Oysa günümüzde bu önemli şokların aynı zamana rastlaması bile YTL’nin değer kazanmasının önleyemiyor. Bu da en güzel Euro-YTL kurundaki hareketlerden görülüyor.

Seçimler yaklaştıkça bu durum devam eder mi bilmiyoruz. Ama eğer geçen hafta döviz piyasasında gördüklerimize bakarsak, YTL’nin gücünü sarsmak kolay olmayacak.

Nedenlerine bakalım.

Rakamlar

Euro-YTL kuru ilişlikteki grafikte görülüyor. Grafiği haftalık veriler şeklinde veriyoruz. İki yıllık bir süreyi kapsıyor. En önemli hareket geçen yıl haziran ayında. Euro-YTL kuru 1.6 civarındayken geçen yıl yaşanan büyük dalga sırasında kur hızla yükseliyor 2.2’ye vuruyor. Ondan sonra da kurda sürekli bir gerileme trendine tanık oluyoruz. Yani YTL Euro karşısında değer kazanıyor.

Bu eğilim son iki ay içinde daha da hızlanmış. Sonuçta da Euro-YTL kuru son bir yılın en düşük düzeyine geçen hafta ulaşmış.

Eskiden olsa sadece genel seçimler ve hükümet belirsizliği ile YTL değer yitirirdi. Oysa bir çok riskin aynı zamana rastlamış olmasına rağmen YTL, Euro karşısında geçen hafta değer kazanmış. Son iki aydır da her hangi bir çalkantı görülmüyor.

İlk bakışta garip gelen bir durum.

Nedeni

Nedeni iyi biliniyor. YTL cinsi faizler.

Evet, Merkez Bankası ciddi ekonomilere bakıldığında dünyanın en yüksek nominal faizini veriyor. Türkiye’de faizler yüzde 18’in üzerinde iken, Türkiye’nin iki kardeşi Brezilya’da faizler yüzde 12’inin altında. Öte yandan bir diğer emerging piyasa olan Meksika’da faizler yüzde 7’lerde...

Enflasyonun önemi

Denebilir ki... ‘Ama Türkiye’de enflasyon Brezilya ve Meksika’ya kıyasla çok daha yüksek.’

Doğru ama, bir yatırımcı açısından bunun önemi sıfır. Önemli olan kurun nereye gittiği. Çünkü yatırımcı TL cinsi bonoya girerken bunu genelde YTL fonlaması ile yapmıyor. Fonlama dövizle yapılıyor. Dövizin YTL karşısındaki değeri yükselmedikçe bir sorun yok. Enflasyon ne olursa olsun yatırımcı en az yüzde 18 getiri elde ediyor. Ama esas olan... YTL’nin dövizler karşısında değer kazanması.

Sonuç

Bunun anlamı basit.

Yatırımcı bir yanda yüzde 18’lik faiz elde ederken... diğer yanda da dövizin YTL karşısında gerilemesinden para kazanıyor.

İlişikte verdiğimiz grafiğe göre son bir yılda YTL, Euro karşısında yüzde 20 kadar değer kazanmış. Bu da demek oluyor ki Euro borçlanıp YTL’ye girmiş olanlar bir yıl içinde yüzde 40’ın üzerinde bir getiri elde etmiş...

Böyle bir getiriye alışmış olan yatırımcı, yer yerinden oynasa bile YTL’den çıkacağa benzemiyor...

Böyle bir durum başka bir ülkede yok.
Kaynak : Star Gazetesi 18.06.2007
Amerikan 10 yıllık faizlerindeki gerileme sadece 20 baz puan. Üstelik bizim bononun vadesi iki misli daha uzun. Bunun sonucunda Türkiye risk primi düşmüş oluyor.

Bonoların hisse senetlerinden bir farkı vardır. Bonoların geri ödeneceğini varsayarsak, nominal nakit akışı sabit hale gelir.

Bononun değeri bir günden diğerine yine de tahmin edilmedik bir şekilde değişebilir. Ama size ödenecek olan dolar veya YTL’lerin miktarı değişemez. Yani... Miktar aynıdır... Değişen sadece bu dolarlar veya YTL’lerin değeri’dir.

Hisse senetlerinde ise elde edeceğiniz nakit miktarını bilemezsiniz. Çünkü size ödenecek olan temettü sabit değildir. Ayrıca hisse senedinin bir vadesi de yoktur.

Bu nedenle alın hisse senedini bir portföye yerleştirip öylesine tutun. Yatırımcı açısından genelde en doğru stratejidir. Hisse senetlerinde fiyatlardaki oynamaları tahmin etmek imkansız gibi bir şeydir.

Faizler ise teknik tabiriyle ortalamalara geri döner.

Anlamı şudur...

İstikrarlı bir (gelişen) ekonomide enflasyon diyelim ki yüzde 3. Buna yüzde 4 gibi bir reel faiz ekleyin eder yüzde 7.

Bu ortalama bir faizdir.

Faizler yüzde 5’e gerilerse... Veya normalin üzerine çıkar, yüzde 9 olursa... Uzun vadede yine ortalamalara geri dönme durumundadır. Kısacası bir ortalama faiz vardır ve faizler de bunun etrafında hareket eder.

Faizin yönü hata payı olsa bile... Yine de tahmin edilebilir bir değişkendir.

Bu nedenle bonoların fiyatı da genelde tahmin edilebilir. Ama her tahminde olduğu gibi burada da bir hata payı vardır.

Şimdi gelelim bizim Eurobond piyasasının son hareketlerine...

***

İlişikteki grafikte çok ilginç bir gelişme saklı.

Geçen cuma yaşandı.

Önce yaşananların bir cümleyle özeti. Geçen cuma Amerika’da enflasyon rakamları açıklanacaktı. Daha önce hafta boyunca 10 yıllık faizlerdeki yükselme nedeniyle emerging piyasa bonolarında fiyatlar epeyi düşmüştü. Oyuncular enflasyon rakamlarını bekliyordu. Rakam beklenen yüzde 0.2 yerine yüzde 0.1 çıktı. (Diğer rakamlar beklenenden daha kötü geldi) Ama bu küçük data bile birden emerging piyasa Eurobond’larına büyük bir alım getirdi.

Çünkü 10 yıllık dolar cinsi faizler 6 baz puanı gerilemişti...

Bu durum ilişikteki grafikte gayet güzel görünüyor. 30 yıllık gösterge Eurobond’un faizini yarım saatlik veriler şeklinde veriyoruz.

Grafiğe bakın. Gösterge Eurobond’un faizleri yüzde 6.95 iken Amerika’daki gelişmeler nedeniyle Amerikan Hazine bonolarının faizini izlemiş ve bir anda yüzde 7.30’a yükselmiş.

Daha sonra cuma günü gelen datalarla birlikte birden 23 baz puanı kadar gerilemiş.

***

Buradaki ilginç nokta şu... Bu hareketi tetikleyen Amerikan 10 yıllık faizlerindeki gerileme sadece 20 baz puanı kadar. (Üstelik bizim bononun vadesi iki misli daha uzun.)

Bunun sonucunda da Türkiye risk primi düşmüş oluyor. Ve... Cuma günü Türkiye’nin CDS oranı son bir yılın en düşük seviyesini görmüş.

Şu işe bakın... 10 yıllık dolar cinsi faizler mart başına göre 75 baz puanı artsın... Ama Türkiye CDS’i de rekor seviyeye insin.

Bizce anormal bir durum.

Yatırımcılar yakın bir gelecekte Eurobond’lara girmek için daha iyi bir fiyat seviyesi yakalayabilir.
Kaynak : Star Gazetesi 20.06.2007
Euro-Yen’i geriletecek bir nedeni şu anda göremiyoruz. Böyle olunca da dolar-YTL’de 1.30’un altı şimdi imkansız değil

Türkiye piyasaları artık eskisi gibi değil. İyi eğitim almış, dikkatli yatırımcılar her yerde karşınıza çıkıyor.

Örneğin... Okur mail’lerinde.

Finansonline’da piyasa profesyonelleri ve aktif yatırımcılara yönelik olarak teknik diyebileceğimiz yorumlar kaleme alıyoruz. Bu yazılara gelen mail’ler genelde çok yararlı oluyor. Bugün ele alacağımız bir mail özellikle ilginç.

Yüksel Günal, mail’inde bizi okuduğunu belirtiyor. YTL-Dolar kuru konusundaki son görüşlerimizden hareketle şunları kaleme almış...

Özetleyerek veriyoruz...

Sayın Hocam

Ekteki grafiğe bir bakın lütfen. Üstte dolar-YTL değişimi, altta ise Euro-Japon Yeni değişimi var. Grafik programı bu iki aracı tersinden kıyaslıyor: En başta eşit alıp göreceli değişim yerine grafik çizildiği anı baz alıp geriye dönük değişimi hesaplıyor, ama neyse. İnişlere çıkışlara bakıldığında sıkı bir korelasyon var.

Adeta biri diğerinin aynadaki görüntüsü.

Sanki görünmeyen bir el Yen’i aşağı iterken aynı anda YTL’yi yukarı itiyor. Benim gözüme batan korelasyon olmayan kısım, e-muhtıra tarihine denk düşen tarihler (nisan sonu).

Korelasyon bir dakikalık verilerde bile var. Sanki birileri otomatik trade’e bağlamış.

Burada söylemeye çalıştığım ya da size sormaya çalıştığım şey, zamanlama ile yapılan döviz işlemlerinden ziyade tamamen Euro-Yen’in yönüne bağlı otomatik işleme geçilmiş gibi görünmesi. Euro-Yen 1.70’lere vurursa USD-YTL de sanki 1.30’ların altına inebilirmiş gibi geliyor bana...

***

Yüksel Bey iyi bir araştırmacı ve dikkatli.

Grafikteki benzerlik de gerçekten çok ilginç. Ayrıca bizim 6 aydır yazdıklarımızla da yakından ilişkili.

Mesele şu...

Biz epeyidir esas ilginç kurun Euro-Yen olduğunu sık sık vurguladık. Çünkü risk iştahı denen nesneyi en iyi gösteren gösterge buydu.

Euro-Yen yükseldikçe risk iştahı artıyor... Euro-Yen geriledikçe risk iştahı azalıyordu. Nedeni de carry trade. Yen’in yükseleceği korkusu azalınca oyuncular hemen Yen satıyor ve Euro da değişmediğinden Euro-Yen yükseliyordu. (Dolar-Yen de benzer bir şekilde yorumlanabilir. Ama hareketler burada aynı oranda net değil, çünkü doları risk iştahından başka oynatan çok neden var.)

Risk iştahı artınca da ne olduğu belli.

Oyuncular hemen YTL ve Brezilya parasını almaya başlıyor.

Yüksek faiz meselesi.

***

Yüksel Bey’e katılıyoruz. Euro-Yen’i geriletecek bir nedeni biz şu anda göremiyoruz.

Böyle olunca da 1.30’un altı şimdi imkansız değil.

Elbette ondan sonra ne olur orası ayrı.
Kaynak : Star Gazetesi 21.06.2007
Yatırımcı bu aralar çok dikkatli olmalı. Bear Stearns’a ait iki Hedge fonu yaşam kalım mücadelesi veriyordu. Bu fonlar çarşamba gecesi havlu attı. Sanırız arkası gelecek

Bizim piyasalarda gözler YTL’ye dikilmiş durumda. Medya YTL konusundaki yorumlarla dolu... Neden değer kazanıyor? Yurt dışının etkisi ne? vs...

Ancak gerek YTL, gerekse bono piyasası hareketlerine dikkat ederseniz burada bir tedirginlik de görüyorsunuz.. Doğru, YTL değer kazandı 1.30’un da altını gördü. Ama dün yaşanana bakın, sabah seansında YTL yine 1.31’in üstüne çıktı...

Uluslararası döviz piyasalarında da volatilite yükseldi.

Wall Street ise son zamanlarda olmadık derecede hareketli. Durup dururken, bir gün içinde yüzde 1 değer kanıyor... Veya kaybediyor.

Bir şeyler oluyor olmasına...

Ama ne?...

Bilinmeyen

Bir süredir yazdığımız yazılarda da benzer bir yaklaşım görmek mümkün. 10 yıllık dolar cinsi faizlerdeki ani sıçramaya önem vermiş ve bunu bir türlü tam olarak anlayamadığımızı belirtmiştik.

Bu nedenle oyuncuların dikkatli olması gerekiyordu. Nitekim pazartesi günü piyasalara yönelik tahminlerimizde bu durumu bir kez daha vurguladık. Aynen şöyle...

Pozisyon açmanın doğru zamanı...

Geçen hafta bu sayfada aynı başlığı atmıştık. Pozisyon açmak için fırsat oluşacaktı. Olasılığı çok yüksekti. Ama bunun zamanı acaba geçen hafta mıydı? Bu sorunun yanıtını göreceğiz. Geçen hafta bizce oyuncular biraz fazla heyecanlandı ve birinci sayfada verdiğimiz gariplik yaşandı. Spread hareketleri ile Amerika’daki uzun vadlei faiz hareketleri birbirine karıştırıldı. Gaza gelindi.

Bizce benzer bir durum döviz piyasası ve bu arada YTL için de doğru olabilir. Geçen cuma Amerikan data’larından sonra YTL yüzde 1.5 kadar yukarı gitti. Bir yerde tepkiyi anlamak mümkün. Ama bize öyle geliyor ki biraz fazla kaçtı.

Elbette piyasa yine haklı çıkabilir ve bizim Türkiye ile ilgili olarak gördüğümüz riskler sonunda döviz piyasası üzerinde hiçbir etki yapmaz.

Ama işte bu nokta da bir soru sormak gerekiyor. YTL 1.30’a geldikten sonra nereye gider? 1.25 gerçekçi bir hedef mi? Ya 1.20?

Kuşku yok ki her seviyeyi ciddiye almak gerekiyor. Ama aynı zamanda da biraz gerçekçi olmakta yarar var. Dediğimiz gibi bizce pozisyon açmak için iyi fırsat oluşulabilir. Ancak bu fırsatın geçen Cuma gerçekleştiği şüphelidir.

Daha henüz işler tam olarak aydınlanmış değil. Ama bizi tedirgin eden ve okuyucuları dikkatli olmaya davet eden gelişmelerin nedeni bu hafta anlaşıldı.

Profesyonellere ilk kez çarşamba sabahı duyurduk. Burada da ilk kez ele alıyoruz

Bear Stearns Hedge fonları

Mesele şu...

Geçen haftadan bu yana Amerikan’ın önemli bankalarından Bear Stearns’a ait iki Hedge fonu yaşam kalım mücadelesi veriyordu.

Bu fonlar çarşamba gecesi havlu attı.

Ama bu süre içinde de uluslararası bono piyasalarına ciddi satış geldi. 10 yıllık dolar cinsi faizlerin önce yükselip... Sonra gevşemesi... Arkasından da dün yine yükselmesinin arkasındaki önemli nedenlerden birisi işte bu.

Yani Hedge fon piyasasındaki ciddi stres...

Yanılmıyorsak konu büyüdükçe büyüyecek... Dallanıp budaklanacak, bu nedenle ileride ayrıntılarına girebileceğiz.

Sonuç

Bitirirken gelişmelerin kısa bir özetiyle yetinelim.

Amerika’da Bear Stearns’e ait iki Hedge fonu 2 milyar dolara yakın para toplamış. Bunu borçlanarak 10 ile çarpmış. 20 milyar doları mortgage bonolarına yatırmış. Bu mortgage bonoları arasında ağırlıklı olanlar subprime yani kredisi düşük bonolardan oluşuyor.

Böylelikle net getiri de asgari yüzde 1.5’tan yüzde 15’e çıkmış. (Daha gerçekçi bir rakam aslında yüzde 20-25) İyi para. Ama büyük risk de içeriyor çünkü borçla alınmış bir pozisyon.

Nitekim mart ayında yaşanan çalkantı ve arkasından da 10 yıllık dolar cinsi faizlerin yavaş yavaş yükselmesi ile bu fonlar ciddi zarar yazmaya başlamış. Fonlar bonoları boşaltma zorunda kalmış. Borçlarına karşılık olarak diğer bankalara verdikleri bonoların değeri daha da düşmüş. Borcu veren bankalar daha fazla karşılık istemiş... Yatırımcılar paralarını çekmiş...

Ve... Fonlar 4-5 milyar dolarlık para kaybetmiş.

İşte bu fonlar çarşamba günü havlu attı.

Sanırız arkası gelecek... Ayrıntılar sonraya.

Ama dediğimiz gibi yatırımcı bu aralar çok dikkatli olmalı.
Kaynak : Star Gazetesi 22.06.2007
Yatırım aracı olan CDO’ların yeniden fiyatlandırılması gereği oluşuyor. Sorun yok. Ama bir de gerçekleşirse... Kayıp milyarlarca dolara ulaşabilir.

Ciddi bir yurtdışı risk

Doğru oturup doğru konuşalım isterseniz. Piyasa profesyonellerinin önemli bir kısmı bu hafta ne olup bittiği konusunda ancak kısmen haberdardı.

Yanlış anlamayın...

Bizim gençler yetenekli. Ve finans piyasası açısından daha da önemlisi... Bizim gençler uyanık.

Ama yine de uyanık olmak var...

Ve... bir de uyanık olmak var. Aynı şey gibi görülse de, aslında hiç de değil.

CDO riski

CDO’nun ne anlama geldiği sanırız son 10 yıl içinde en az 2-3 kere açıkladık. CDO bir mucize. Ne olduğunu tekrarlamayacağız. Bir kenara bırakalım. Bir yatırım aracı demek yeter.

CDO’lar diğer yatırım araçlarından farklı olarak dilimler şeklinde pazarlanıyor. Her dilimin fiyatı farklı.

Çünkü her yatırım aracı gibi CDO dilimlerinin de bir ratingi var.

Şimdi Diyelim ki bir CDO diliminin rating’i BBB. Fena değil. Yatırım yapılabilir cinsten ama yine de biraz riskli.

Mucize şurada...

Gidin BBB ratingi olan başka bir bono bulun. Kimin ihraç ettiği önemli değil. Önemli olan rating. Rating de... BBB

Aynı CDO dilimi gibi.

Peki denecek mucize nerede?

Mucize şu. Ratingi aynı olan CDO dilimi genelde en az 75 baz puanı daha yüksek bir getiri veriyor.

Rating aynı. Kredi riski aynı. Ama CDO’nun getirisi çok daha yüksek.

Mucize işte burada.

Gelelim günümüze

Peki, nasıl olur? Aynı risk... Aynı default olasılığı ama birisi öbüründen çok daha yüksek bir getiri veriyor. Olamaz... Çünkü riskler aynı ise herkes gider daha yüksek getiri vereni alır.

Meseleyi böyle koyarsanız... Kuşkusuz. Denecek bir şey yok.

Ama diyelim ki bonolar her gün az da olsa trade ediyor. Elinizdeki bononun değerini iyi kötü her gün görebiliyorsunuz.

Öte yandan CDO’lar kırk yılda bir trade ediyor. 5... 10... Hatta 13 yıl CDO’ların piyasada hangi fiyattan alınıp satıldığını görmeniz imkansız. Tek yapacağınız... Dünkü fiyat neyse bu günkü de o... Tam 13 yıl için.

Sonuç

Ama bir gün geliyor. Şu veya bu nedenle CDO’ların piyasada satılması gereği oluşuyor. Ve CDO’lar satılıyor.

Ama o da ne...

Piyasa CDO’lara beklenenin çok altında bir fiyat veriyor.

Tüm CDO’ların yeniden fiyatlandırılması gereği oluşuyor. Sorun yok. Ama bu bir de gerçekleşirse...

Kayıplar milyarlarca dolara ulaşıyor.

Açık bir şekilde yazmasak da ciddiye alınması gereken bir yurtdışı risk.
Kaynak : Star Gazetesi 23.06.2007
Bu hafta da seçime ilişkin parametreler yerinden oynadı. Toparlanan AKP’nin terör yine yumuşak karnı olmaya devam ediyor

Seçimlere dört hafta kaldı. Az zaman gibi gözükse de seçim atmosferi her hafta ciddi değişim gösteriyor.

Bu hafta da öyle oldu. Parametreler yine yerinden oynadı. Görebildiğimiz önemli kısa vadeli ‘trendleri’ özetlemeye çalışacağız.

Bunların tümüyle subjektif görüşlere dayandığını sanırız tekrarlamaya gerek yok.

1. AKP’nin ağırlığı

AKP bir süredir geçirdiği ‘şok’tan toparlanma sürecindeydi. Geçen hafta bu süreçten neredeyse tümüyle kurtulmuş bir hava sergiledi. AKP ve özellikle de Erdoğan seçim propagandasında gücünü hissettirdi.

Ve...

Bizce AKP’nin geçen genel seçimlerde olduğundan daha yüksek oy alacağı konusundaki görüş geçen hafta güçlendi.

AKP’nin yüzde 40 civarında oy alacağı iddialarını yakından izliyorduk. Biz seçim tahminlerine büyük önem veririz ve temkinli gideriz. Şu anda ‘AKP yüzde 40 oy alacak’ demek istemiyoruz. Böyle bir tahmini çok riskli görüyoruz. Sadece kamuoyunda bu görüşün geçen hafta bir miktar güçlendiğini vurguluyoruz.

Öte yandan bizim kendi hesaplarımızda da AKP’nin oy oranını bir miktar yukarı çekeceğiz.

Dikkat ederseniz AKP’nin güçlendiği imajı, terör konusunda nispeten az haberin geldiği bir haftaya rastladı. Terör AKP’nin yumuşak karnı olmaya devam ediyor.

2.Oylar konsantre oluyor

Bir diğer gözlem şu ana kadar daha az dile getirilen bir şey.

Bizce bu seçimde oylar şimdiye dek görülmediği kadar az sayıda parti üzerinde yoğunlaşacak. Seçmen oylarını dağıtmayacak ve bazı partilerde toplayacak.

Fark ediyoruz ki seçmen bu seçimde duyguları ile değil... Çıkarları ile hareket edecek. Ve... Beğenmese de barajı geçecek, kendisine yakın partiye oy verecek.

Burada da karşımıza AKP, CHP ve MHP çıkıyor.

Elbette bir de Güneydoğu’da bağımsızlar aracılığı ile DTP. (Çok sayıda bağımsız seçtirmek büyük koordinasyon meselesi. Oyları belli bir şekilde kanalize etmeniz gerekiyor. İşin bu yönü nasıl çalışacak bilemiyoruz.)

Bu dört parti dışında kalan partilerin bu sefer şaşırtıcı derecede az oy almaları olasılığı bu sefer çok yüksek... Örneğin bir DP oyu herkesi şaşırtacak kadar düşük kalabilir.

AKP’nin yüzde 40’larda oy alacağı beklentisi güçlenirse bu eğilim de güçlenir.

3. Ekonomi geri planda kaldı

Bir diğer gözlem seçim propagandasının neredeyse tümüyle ekonomi dışı konularda yoğunlaşması.

Bir önceki seçimin tam tersi bir durum. O zaman terör ‘yoktu’... Ama ekonomik kriz gündemdeydi. Şimdi tersi doğru.

İlginçtir... Ekonominin gündemde olmaması aslında AKP’nin karnesine olumlu yansıyan bir şey.

Burada bir diğer vurgulamak istediğimiz nokta MHP ve özellikle de CHP’nin ekonomi konusunda şu ana kadar ortaya yeni görüşler sürememiş olması. Oysa ekonomik sorunlar yok olmuş değil. Söylenecek çok şey var. Döviz cinsi fonlamaya her yıl yüzde 20-30 faiz veren bir ekonomi sorunsuz olabilir mi?

Ama muhalefet partileri bu konularda konuşmaya bile cesaret edemiyor.

‘Uzmansızlık’ mı?

Sanmıyoruz. Ama bir nedeni olmalı.

Sonuç

Seçim propagandasının daha yumuşak ve daha sakin bir çizgiye yönelmiş olmasının arkasındaki bir diğer önemli nedeni de unutmayalım.

Tatil psikolojisi güçlendi.

Ve... Yaz rehaveti bastırdı.
Kaynak : Star Gazetesi 24.06.2007
Emtia ve hammadde ihracatçısı olan Brezilya son gelişmelerden yararlandı. Böylece ekonomik dengelerini Türkiye’ye kıyasla daha hızlı düzeltti.

Son haftalar Eurobond piyasaları açısından önemli gelişmelerle geçti. Beş yıldır görülmeyen olaylar ilk kez yine önem kazandı. Bu arada 10 yıllık dolar cinsi faizler ciddi biçimde yükseldi.

Önümüzdeki günlerde yaşanacaklar da bu konuyla ilgili olacak.

Getiriler

Daha önce de vurguladığımız gibi Türkiye Eurobond’larının getirileri aslında birbirinden çok farklı iki bölümden oluşuyor. Birincisi dolar cinsi benzer vadeli swap’ların faizi. Bu tümüyle yurtdışındaki, daha doğrusu Amerika’daki gelişmelerden kaynaklanan bir şey.

Swap faizini Türkiye Eurobond’larının getirisinden çıkarın geriye kabaca Türkiye CDS oranı kalır. Yani Türkiye bonolarında geri ödenmeme riskini sigorta etmek için ödenen yıllık primi. Bu prim kısmen yurt dışındaki trendlerden etkileniyor... Kısmen de içeride olup bitenden.

Bugünkü yazıda günümüzün önemli gelişmeleri ışığında Türkiye CDS oranını tartışacağız.

Brezilya ile kıyaslayarak.

Gerçek risk ölçüsü

Beş yıl öncesine kıyasla kıstaslar temelden değişti ve CDS oranı bir ülkenin riskini gösteren ana gösterge haline geldi. Beş altı yıl önce ezoterik bir enstrümandı... Türkiye riskinin nasıl seyrettiğini mi görmek istiyorsunuz?

Fazla uzağa gitmeye pek gerek yok CDS oranını benzer ülkelerle kıyaslayın. İşin ana hatları ortaya çıkar.

İlişikteki gördüğünüz grafik de işte bunu yapıyor.

Türkiye CDS oranını Brezilya CDS oranı ile kıyaslıyor. Ama bunları bir endeks haline getirdikten sonra...

Daha doğrusu, 2006 yılının haziran ayındaki Türkiye ve Brezilya CDS oranlarını 100 diye kabul ediyoruz. Böylelikle gelişmelerin bir kıyaslamasını yapmak mümkün oluyor.

Kıyaslama

İlişikteki grafikte görülen trendler ilginç. Geçen hazirandan sonra hem Türkiye’nin hem de Brezilya’nın CDS oranları ciddi biçimde gerilemiş. Yani default riski sürekli azalmış.

Bu gerileme 2007 Ocak ayına kadar benzer bir şekilde seyretmiş. Türkiye Brezilya’nın gerisinde. Ama fark da fazla değil.

Ama Ocak 2007’den sonra durum değişiyor.

Brezilya’nın CDS oranı aynı hızda azalmaya devam ediyor.

Ama Türkiye’nin CDS oranında fazla bir gerileme yok.

Bu nedenle de Ocak 2007’de birbirine eşit olan rakamlar, geçtiğimiz cuma gibi birbirinden çok farklı hale geliyor.

Şöyle bakın...

Ocak ayından bu yana Türkiye riski Brezilya’ya kıyasla önemli bir artış göstermiş. (Profesyoneller buna Brezilya outperform etti diyor.)

Nedenleri

Türkiye’nin geri kalmasındaki nedenlerin bir kısmı kuşkusuz Brezilya ekonomisinin başarısından kaynaklanıyor. Emtia ve ham madde ihracatçısı olan Brezilya son gelişmelerden yararlandı ve ekonomik dengelerini Türkiye’ye kıyasla daha hızlı düzeltti.

Ancak grafikte gördüğümüz olayın iki nedeni daha var.

Birincisi bildiğimiz dengesizlik, dış açık. (Brezilya’nın dış fazlası epeyi güçlü)

İkincisi terör olayları. Çok yavaş da olsa terör olayları az az fiyatlara giriyor...

Sonuç

Ancak grafiğe iyi bakarsanız son e-muhtıra olayı, genel seçimler veya 10 yıllık faizlerdeki artışın Türkiye riski üzerinde fazla bir etki yapmadığı da ortaya çıkar.

Bizce en ilginç gelişme de burada.
Kaynak : Star Gazetesi 25.06.2007
Dün tek olumsuz hareket dövizde görüldü... Derinlerdeki olası gelişmeler dövizi az da olsa yerinden oynatabiliyor. Bizim merak ettiğimiz de işte tam bu

Bizim piyasalara bakın, bugünlerde fazla kayda değer bir şey göremezsiniz. Gerilemeler bile geçmişle kıyaslandığında komik denecek kadar küçük kalıyor. Bugün traderları korkutan hareketler bir iki yıl önce volatilite bile sayılmazdı.

Nitekim... Uluslararası piyasalarda risk iştahı gerilemişken dün saat 16:00 civarında bizim piyasalara baktık. Borsa yüzde 1 yukarıda idi. Eurobond piyasası da hafif yükselmişti.

Dün tek olumsuz hareket dövizde görüldü. Döviz yüzde 1’e yakın yükseldi. Ama... Zaten Türkiye benzeri ülkelerde bu aralar risk iştahına duyarlı tek piyasa döviz. Açık pozisyonlar o kadar muazzam boyutta ki, traderlar her ne kadar duyarlılıklarını kaybetmiş olurlarsa olsunlar...

...Derinlerdeki olası gelişmeler dövizi az da olsa yerinden oynatabiliyor.

Bizim merak ettiğimiz de işte tam bu.

Bizim piyasalarda görünürde bir şey yok. Ama uluslararası piyasalarda... Derinlerde bazı soru işaretleri dikkatimizi çekiyor.

Ne olduklarından emin değiliz.

Ama konunun öneminden dolayı okurlara duyurmak zorundayız.

Kredi piyasası balonu

Kredi piyasası derken alınan borçların geri ödenmeme riskinden söz ediyoruz. Bu borçlar devletler veya şirketler tarafından alınmış olabilir. Kredi piyasası bu borçların geri ödenmeme riskini alıp satıyor.

Diğer bir deyimle borç paranın geri ödenmeme riskini fiyatlıyor.

Genel kanı bu piyasada büyük bir balon yaşandığı yönünde. Bunu Avrupa Merkez Bankası söylüyor... BIS söylüyor... Bütün önemli ekonomistler vurguluyor.

Biz de aylardır bu konuya değindik ve buradaki balondan söz ettik.

Örneğin, Türkiye veya Brezilya gibi ülkelerinin kredi riskinin anormal derecede düşük fiyatlandırıldığını vurguladık.

Ama balon o kadar güçlü ki...

Kredi piyasalarını yakından ilgilendiren önemli haberler bile Eurobond piyasalarını etkilemedi.

Öte yandan bazı önemli göstergeler çok açık sinyaller veriyor. Ve bu da bizi düşündürüyor.

Sinyaller

Bizi düşündüren sinyaller doğrudan kredi piyasasından kaynaklanıyor. Ama yanlış anlamayın, yerleşmiş, likit kredi göstergelerinde de fazla kayda değer bir gelişme yok.

Sinyaller likit olmayan ve kredi piyasasının nispeten yeni enstrümanlarında.

Bunların başında da işlem gören subprime mortgage’lar ve şirketlere verilmiş kredilerin endeksi geliyor.

Subprime mortgage endeksine burada daha önce değindik. Adı ABX. Kritik bir gösterge.

Ancak LCDS adlı şirket kredileri sigortasına şimdiye dek değinmedik. Çünkü enstrüman henüz çok yeni. (İşlem görmeye başlayalı 3-4 ay oldu olmadı...)

İşte bu endekslerin günlük gidişine bakıyoruz...

Ve çok düşündürücü hareketler görüyoruz.

Mesele şu...

Her iki endeks de dün adeta çakılmış durumdaydı.

Sonuç

Belki ‘yeni’ olduklarından... Belki de likidite düşük olduğu için, bu endekslerin son günlerdeki hareketi önemsiz olabilir.

Ama biz bu piyasaları yakından izledik ve bu endekslerin verdikleri sinyalleri ciddiye alıyoruz.

‘Evet... Derinlerde bir şeyler oluyor...’ demek için vakit henüz erken.

Ama okurların kulağı delik olmalı.
Kaynak : Star Gazetesi 27.06.2007
Son yıllarda risk yüklenme isteği o kadar fazla... Korku o kadar düşük seviyelerde ki yatırımcı bu risk için bir talepte bulunmuyor. Adı risk iştahı...

Bir süredir ‘risk iştahından’ söz ediliyor. Bizim de kullandığımız bir deyim ve aslında yerinde de...

Ne demek risk iştahı?

Biraz eşeleyince bakın altından ne çıkacak.

Tanıdık bir kavram..

***

Yatırımcıların seçenekleri ilk bakışta hisse senetleri... Bonolar ve bir de altın...Bakır gibi hammadde ve emtialar. Ama biraz daha yakından bakın, yatırım yapılacak araçlar arasında volatiliteyi de görüyorsunuz.

Volatilite...

...Ve elbette kredi.

Kredi piyasasına günümüzün en büyük piyasası dersek fazla da yanlış olmaz. Borç alan kişi ve kurumların parayı geri ödememe riski burada alınıp satılıyor.

Hisse senedinin riski borsalardaki yüksek volatilite. Artık herkes biliyor ki, borsalara yatırım yapacaksanız, bir portföy oluşturup bunu uzun zaman tutmanız gerekiyor. Trade edin...Para kaybetme olasılığı yüksek.

Bu yüksek volatilite için de uzun vadede borsalar size bononun üzerinde bir getiri verme durumunda.

Demek ki burada risk iştahı diye bir şey yok. Çünkü zaten strateji uzun vadeli. Uzun vadede risk iştahının ne olduğu da belli.

***

Risk iştahı kredi piyasası ile ilgili.

30 yıllık bono alıyorsunuz. Az buz değil... Yatan para 30 yıllık getiriyi bir anda sabitlemiş oluyor. Hisse senedine benzemez. Bonoyu almaya bir kere karar verince getiriniz uzun vade için belli. (Zaten bu nedenle de bonolara sabit getirili enstrümanlar deniyor. Default olmadıkça getiri sabit.)

İşte risk iştahı da burada işin içine giriyor.

30 yıllık bonoyu almak için size nasıl bir getiri verilecek?

30 yılda kim ölür kim kalır... Şimdi iyi durumdaymış gibi görünen bir borçlu bir de bakarsınız 5 veya 10 yıl sonra parayı geri ödeyemeyecek duruma düşmüş. Kredi piyasası işte bunu fiyatlandırıyor.

Brezilya’nın kredi riski için yatırımcılar 1990’ların sonunda 1,000 baz puanından fazla bir getiri talep ediyorlardı...

Fazla uzağa gitmeye gerek yok, 2001 yılında Türkiye’nin gösterge eurobond’unu alan bir yatırımcı yüklendiği risk için yüzde 16’dan fazla bir faiz istiyordu. Kredi riskinin fiyatı 1,000 baz puanı civarındaydı.

Aynı riske bugün bakın...

Yatırımcılar bu riski yüklenmek için sadece 140 baz puanı istiyor.

Diğer bir deyimle, aynı riski çok daha ucuza taşımaktan korkmuyor.

Son yıllarda risk yüklenme isteği o kadar fazla... Korku o kadar düşük seviyelerde ki yatırımcı bu risk için bir talepte bulunmuyor.

Adı risk iştahı...

***

İlişikteki grafikte dolar-YTL volatilitesini veriyoruz.

Volatilite rekor denecek kadar düşük seviyelerde seyrederken son aylarda hafif bir yükseliş trendine girmiş. Dikkat edin bir sıçrama yok... Sadece hafif bir trend söz konusu.

Anlamı... Bizce... Risk iştahında dibe vurulmuş olması.
Kaynak : Star Gazetesi 28.06.2007
Amerikan Hazine bonosu faizleri yükselirse bu Türkiye benzeri ülkeler açısından ‘iyi bir şeydir’ denemez. Türkiye riskinin gerilemesi değil, yükselmesi gerekir. Ama...

Eurobond piyasası bizde önemli miktarda tasarrufun yattığı yerdir. Bu bonolar dışarıda ihraç edilmiş olsa da aslında yeni ihraçlar bir süre sonra döner çoğunlukla Türk yatırımcının portföyünde toplanır.

Tilki sonunda kürkçü dükkanına gider.

Önemli ve büyük bir piyasadır. Ve... Son zamanlarda da ne kadar gerçekçi davrandığı belli değildir.

Fiyatlar garip seviyelerdedir.

Elbette gerçek de olabilir. Ancak bu konunun yatırımcılara önemli bir grafikle duyurulması gerekiyor.

Asset swap spread

Önce bu karışık kavramdan başlayalım.

Dolar cinsi bir Türkiye bonosu satın aldınız. Bu bonodaki faiz riskini Amerikan swap faizleri belirler. Swap denen enstrümanda geri ödememe riski yoktur... Yoktur çünkü ana para yoktur.

Swap bir değiş-tokuş demektir. Değişen faize karşılık ne kadar sabit faiz talep edersiniz? Bu işlem sonunda ortaya swap faizleri çıkar. Dünyanın en likit (ikinci) piyasasıdır.

Türkiye eurobondunu alın, bazı teknik düzeltmeleri yapın ve bu bononun getirisinden swap faizini çıkarın.

Geriye pozitif bir fark kalır. Türkiye Eurobond faizleri benzer vadeli bir swap faizinden daha yüksektir. Çünkü Türkiye eurobondunda bir geri ödeme riski vardır... Swapta ise yoktur.

Bu fark bonodaki Türkiye riski için talep edilen getiriyi gösterir. Eskiden Türkiye risk primi derdik.

Grafik

Türkiye’nin gösterge eurobondu uluslararası piyasalarda en likit emerging piyasa kağıtlarından birisi. Bu nedenle bu bonodaki asset swap spread’i elde etmek çok kolay.

İlişikteki grafikte bu spread var. Türkiye riskinin son bir buçuk yıl içinde nasıl seyrettiğini görüyorsunuz.

Bizce şimdiki koşullarda bu spread’in ‘normal’ seviyesi 250 baz puanı civarında. (Aslında tarihsel olarak bakıldığında bu bile son derecede düşük. Rakamı nasıl hesapladığımız aşağıda.)

Oysa grafiğe bakın... Asset Swap spread mayıs ayında 200 baz puanının altına inmiş ve ondan sonra da sürekli gerilemiş. Neden?

Çünkü Amerikan Hazine bonosu faizleri yükselmiş. Ama oyuncular bu fiyat ayarlamasını Türkiye bonolarına uygulamamış... Fiyatların düşmesi piyasanın işine gelmemiş... Piyasa getirileri ‘aynı’ tutmuş. Sonuçta da olan aradaki farka olmuş.

Asset swap spread bu bonoda 160 baz puanına gerilemiş. Teoriye göre eğer Amerikan Hazine bonosu faizleri yükselirse bu Türkiye benzeri ülkeler açısından ‘iyi bir şeydir’ denemez. Türkiye riskinin gerilemesi değil... Yükselmesi gerekir. Ama grafiğe bakın Türkiye riskinde ciddi bir gerileme var.

Yanlış fiyatlandırma demek bizim işimiz değil. Piyasanın bir bildiği de olabilir...

Bu nedenle sadece garip diyoruz ve yatırımcının dikkatini çekiyoruz.

Ama aynı zamanda son yaşananlar piyasanın bir zafiyeti de olabilir.

Sonuç

Mesele şu...

Türkiye ratingindeki bir Amerikan şirketinin 20 yıllık bonosunda spread 250 baz puanı civarında. Türkiye’nin risk primi ise 160 baz puanı. Bizce garip.

Amerikan piyasasına bakın Türkiye’den 4 kademe daha iyi bir rating’e sahip olan 10 yıl vadeli Amerikan şirket bonolarının spread’i 150 baz puanı...

Demek istediğimiz... Ya ratingler yanlış... Veya fiyatlandırmada ciddi bir sakatlık var.
Kaynak : Star Gazetesi 29.06.2007
Anketlerle seçim sonuçları arasında elbette bir fark olacak. İşin doğasında bu var. Mesele bu farkın ne kadar büyük olduğunda

Birinci yaşamımız ekonometri ve istatistikle ilgili idi. İlginç şeyler de yapmadık değil. Amerika’da Federal hükümete 15-20 kadar anketin uygulamasını analiz etmiş ve anketlerin teknik yönü konusunda adeta uzmanlaşmıştık. Sonradan Türkiye’de yaptığımız anketler de 12’den vurmuştu.

Ama anket yapmak ilk başta ilginç olsa da sonradan daha rutin bir çalışmaya dönüşüyor. Heyecan var... Ama nispeten sınırlı. Olayın teknik yönünü kavradıktan sonra da bilimsel bir katkısı yok.

Seçim anketleri esasta...

...Kamuoyunun merakını gideriyor ve bir yerde de kararını daha sağlıklı vermesinde yardımcı oluyor.

Bu son nokta Türkiye açısından özellikle önemli. Çünkü Türkiye’de yüzde 10’luk baraj var. Ve bu da... Bu seferki seçimlerde önemli bir rol oynayacak.

Boşa giden oylar

Bizim bu noktada bir öngörümüz var. Bizce seçmen bu sefer oy verirken baraj olgusunu daha fazla dikkate alacak... Ve seçmenin bir bölümü oyunu barajı geçecek partilere vermeye özen gösterecek. Bu parti birinci seçeneği olmasa bile...

Bu olgu aslında eskiden de vardı.

Ancak bu sefer seçim sonuçları üzerinde daha kritik bir etki yapacağını düşünüyoruz.

Neden böyle düşündüğümüzü açalım.

Ama önce bir parantez.

Hangi partiler?

Anketler şu anda 3 partinin barajı geçeceğini gösteriyor. AKP, CHP ve MHP. Elbette buna bir de bağımsızlar vasıtasıyla Meclis’e gireceği öngörülen DTP’yi eklemek gerek. Yani anketlerin gösterdiğine göre aslında Meclis’te en az 4 parti olacak... (Medya bu sonucu halen de ‘3 partili Meclis’ olarak tanımlıyor. Bizce epeyi sakat bir deyim. Anketlere göre şu anda 4 partili bir Meclis öngörülüyor.)

Geriye DP ve Genç Parti kalıyor.

Bunların durumu ne olacak? Bugünkü yazımızın konusu da bu iki partinin anketler üzerindeki etkisi ile ilgili.

Hata payı...

Normalde anket sonuçlarında hata payı yüzde 2-3 arasında değişir. Ama eğer baraj konusundaki öngörümüz doğru ise bu sefer seçim sonuçlarında bazı sürprizler görebiliriz.

Şöyle bakın...

Diyelim ki seçmen bu sefer oyunun boşa gitmesi konusunda her zamankinden daha duyarlı. Seçimde ciddiye alınması gereken parti sayısı da geçmişe kıyasla daha sınırlı.

Bu durumda mesele dönüp dolaşıyor ve DP ile Genç Parti’ye oy vereceğini söyleyen seçmene geliyor.

Bu iki partide de aslında yetenekli adaylar var ve seçim propagandasını da fena götürmüyorlar. Ancak... Anketlere bakarsak DP’nin oy oranı yüzde 6-9, Genç Parti’nin oy oranı ise yüzde 6-11 arasında değişiyor. (Bu bizim değil, anketlerin dediği...)

Burada karşımıza iki senaryo çıkıyor.

Birincisinde... Önümüzdeki 3 hafta boyunca anketler DP’yi yüzde 7’lerde göstermeye başlar... Genç Parti de yüzde 8’lerde stabilize olur.

O zaman da son dakikada oylar ciddi biçimde değiştirebilir. Çünkü yüzde 15 kadar oyun boşa gideceği ortaya çıkar.

Seçim sonuçlarındaki hata payı artar.

İkinci senaryoda anketler Genç Parti’ye barajı geçme şansı tanımaya başlar... Genç Parti anketlerde yüzde 9-11 arasında stabilize olur.

O zaman son dakikada oy kaybedecek parti olarak sadece DP kalır.

Seçim sonuçlarında yine bir sürpriz yaşanabilir. Ama bu daha sınırlı olur.

Sonuç

Anketlerle seçim sonuçları arasında elbette bir fark olacak. İşin doğasında bu var. Mesele bu farkın ne kadar büyük olduğunda.

Baraj da burada önemli bir rol oynuyor.
Kaynak : Star Gazetesi 30.06.2007
Geçen haftanın kapanışında bile borsa ve Eurobond piyasası olan bitenden habersizdi. Kredi piyasasındaki dramatik gelişmeler gözlerden kaçtı

Trader ve Hedge fonları açısından cennette yaşamak gibi bir şeydi... Aslında halen de sona ermiş olduğundan emin değiliz. Ama finansal piyasalarda her ‘cennet’ bir gün son bulur. İçinde bulunduğumuz günler de bize bunu çağrıştırıyor.

Bir dönem sona eriyor.

Kredi almanın tarihsel olarak en ucuz ve kolay olduğu dönem sanırız sona erme aşamasında.

Kredi almak yine nispeten kolay olacak. Ama fiyatı değişecek. Orta vadede herkesi etkileyecek bir gelişme.

Subprime uyarısı

‘Subprime olayı ciddi sorunlar çıkarabilir. Geçici iyimserlikler konusunda dikkatli olun... Yararlanın... Fırsatı kaçırmayın... Ama dikkatli olun. Zaman alabilir ancak subprime olayının arkası gelecektir...’

Bu bağlamdaki uyarıları mart ayında okurlara iletmiştik.

Aradan fazla zaman geçmedi.

Her küçük veri yeni bir iyimser hava yarattı... Kredi spreadleri yine rekor seviyelere geriledi.

Garip denebilecek bir noktaya geldi.

Ama iyimser hava yine de devam etti.

İlginçtir geçen haftanın kapanışında bile borsa ve Eurobond piyasası olan bitenden haberdar değildi.

Kredi piyasasındaki dramatik gelişmeler gözlerden kaçtı.

Aslında artık normal karşılıyoruz. Dört yıl sudan ucuz... Adeta sokakta bulduğunuz kredi ile yaşamaya alışmış olan piyasalar bu gibi alışkanlıklardan kolay vazgeçemiyor.

Günübirlik yaşama zorunda olan trader’in dünyasında sudan ucuz kredi hem cennet... Hem de ciddi bir bağımlılık demek.

Şimdi subprime olayının tetiklemesi ile bu bağımlılık kısmen değişecek.

Yeni bir dönem başlıyor.

Kanıtları ne?

Dediğimiz gibi burada derinlerde olan bitenden söz ediyoruz.

Borsa endekslerine bakın kanıtlarını göremezsiniz. Kanıtları çok daha karmaşık, yeni ve yeni olduğu kadar da önemli olan piyasalarda.

Öyle ki...

Bizi (veya bize benzer yorumcuları) izlemeyen trader’lara bile sorsanız olasıdır ki bu piyasaların varlığından habersizdir. Piyasalarda işlem gören karmaşık enstrümanları anlamakta zorlanır...

...Bizim de bir süre önce zorlandığımız gibi.

Ama derinlerde ortaya çıkan kanıtlar artık olayın ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Geçen hafta bu piyasalarda oluşan göstergeler gerçekten de bizim için şok edici oldu.

Neyse ki bireysel yatırımcı ve... Traderlar bu göstergelerin farkına varamadı.

Peki bu kanıtlar ne?

Somut olarak neler oluyor?

Sonuç

Sırayla gideceğiz...

Bizim yazılar ekmek kapısı ve rakiplerimiz de işi artık çok iyi bilen, çok takdir ettiğimiz gençler.

Rekabette bir adım önde olmak (veya öyle kalmak) kolay değil.

Kartları zamanı geldiğinde tek tek ortaya koyacağız.

İlk kart salı günü...

İzlemeyen (bir süre sonra) yanar.
Kaynak : Star Gazetesi 01.07.2007
Risk algılamasının günlük kullanımı tümüyle anlamsız. Ama günlük ölçülüyor. Elbette trader açısından önemli olan başlıktaki sorunun cevabı

Risk alma isteği artık günlük ölçülüyor. Sorumuz da belli... Bugün risk algılaması nasıl olacak, risk iştahı artmaya devam edecek mi?

Bu anlamsız soruyu cevaplamadan piyasalarda günün havasını yakalamak artık mümkün değil.

Anlamsız soru

Bize sorarsanız bu kavramın günlük kullanımı tümüyle anlamsız. Kişi ve kurumlar yatırımlarında risk algılamasını değiştirirken günlük davranmaz. Çünkü piyasaların çok önemli bir kuralı vardır...

*Tipik bir yatırımcı, bilinen enstrümanları günlük trade ederse uzun vade kesin para kaybeder. Yatırımcının alıp, bir süre için tutması gerekir.

Bu şaşmaz bir kuraldır ve gerek bireysel, gerekse kurumsal tipik yatırımcılar için geçerlidir. Milyonlarca yatırımcı arasından bir ikisi elbette şanslı çıkabilir. Ama bu piyango bileti almaya benzer. Günlük trade’den uzun vadede tek para kazanacak kişi trader’dir. O da trader’ın daha iyi bir spekülatör olmasından dolayı değildir.

Trader ucuza alır pahalıya satar. Çünkü kote edilen alım fiyatı her zaman kote edilen satış fiyatının altındadır. Bu küçük fark (spread), trader’ın geçimini sağlaması için gereklidir. Trader’ın işi alım-satım hizmeti vermektir. Parayı spekülasyondan kazanmaz.

Peki o zaman günlük risk iştahı kavramı neden bu aralar ön plana çıktı?

Günlük analizlerde nasıl oldu da bu kadar önem kazandı?

Bu işin felsefesine girmeyeceğiz. Yanıtı çok boyutlu ve karmaşık. Önemli olan risk iştahının önemli bir parametre haline gelmiş olması.

Spekülatif psikoloji

Risk iştah dediğiniz aslında spekülatif psikolojinin o günkü durumundan başka bir şey değil.

Hedge fonları... İnternet üzerinden yapılan işlemler... Küreselleşme...

Ve işi bilen uyanık profesyoneller.

Bunların hepsi gelen veri ve haberlere günlük olarak tepki veriyor. Ve bu tepki de spekülatif dönemlerde çok yüksek oluyor.

Buna bir de muazzam boyutlardaki açık pozisyonları ekleyin...

Uluslararası piyasaların o gün gelişmeleri nasıl algıladığı bir anda piyasalar açısından büyük önem kazanıyor. İşte bu algılamaya da risk iştahı adının vermeye başladık.

Bugün ne olur?

Piyasalar geçen haftayı iki başlı kapattı.

Türkiye ve Asya açıkken risk iştahı artmıştı.

Amerikan piyasalarının açılışı da iyi gitti.

Böylelikle Türkiye piyasalarının kapanışına kadar piyasalara hakim olan yorum... Risk iştahının arttığı yönündeydi. Ama Amerika’da öğleden sonra bu psikoloji birden tersine döndü. (Nedenleri önemli ve zamanla bu köşede işleyeceğiz.)

Wall Street haftayı gerileyerek kapattı. Bazı çevrelerdeki tedirginlik ciddi boyutlara vardı. (Bu uluslararası medyada yer almıyor.) Kredi piyasalarının az bilinen bölümlerinde yıllardır görülmemiş gelişmeler yaşandı. Düşündürücüydü...

Sonuç

Elbette trader açısından önemli olan başlıktaki sorunun cevabı. Bu nedenle tıraşı kesip sadede gelelim. Bizce bu hafta söz konusu iki başlılık devam edecek. Olayları yüzeysel izleyen standart piyasalardaki iyimserlik devam edecek.

Derinlerdeki hareketler ise büyüyecek...
Kaynak : Star Gazetesi 02.07.2007
Amerika’da kredi piyasasının en önemli göstergelerinden birisi olan ABX endeksinde şok edici gelişmeler var. ABX endeksi daha önceki çalkantıları çok açık bir şekilde önceden görmüştü

Altından ne çıkacağını bilemiyoruz. Ama kredi piyasalarından gelen sinyaller son derecede anlamlı ve tedirgin edici...

Uluslararası yatırımcılar birkaç gündür hızla emerging piyasalara giriyor. YTL sıçrıyor... Borsa yükseliyor. Eurobondlar prim yapıyor.

Ama kredi piyasasından gelen haberler çok farklı.

Amerika’da kredi piyasasının en önemli göstergelerinden birisi olan ABX endeksinde şok edici iki gelişme var.

ABX endeksi

ABX endeksi daha önceki çalkantıları çok açık bir şekilde önceden görmüştü ve olayı bilenler açısından kredibilitesi ciddi biçimde yükselmişti.

Biz de bu endeksi yakında izleyip yazılarda zaman zaman ele aldık.

7 trilyon dolarlık mortgage piyasasında ve 4 trilyonluk CDO’larda profesyoneller pozisyonları genelde bu ve buna benzer endekslerle hedge ediyor... Yani endeks bazı kredi risklerini sıfırlamak için satın alınan bir çeşit sigorta rolü oynuyor.

Bu da demek oluyor ki ABX aslında bireysel yatırımcının değil... piyasa profesyonelinin piyasası. Zaten olayları önceden haber vermedeki başarısı da bir yerde buradan geliyor. Profesyoneller bizim bilmediğimiz haberleri daha önceden haber alan kişiler.

Geçen hafta ve daha da kötüsü... Geçen pazartesi günü bu endekste tek kelimeyle şok edici gelişmeler yaşandı.

Tartışmak istediğimiz grafiklerin sayısı birden fazla. ABX endeksleri içinde... Önemli 5 endeks var. Bunlar değişik kredi derecelerindeki durumu gösteriyor. Yerimiz de kıt.

Bu nedenle okurlar bu yorumu okurken aynı zamanda ekranda internetten şu sayfayı açmalı ve grafikleri oradan izlemeli...

Geçen hafta ve pazartesi günü yaşanan şok edici gelişmelerin özeti orada.

ABX endeksinin dedikleri

İşin iki boyutu olduğunu söylemiştik.

Birinci boyut ABX endekslerinin geldiği noktada...

İkincisi de BBB- derecesindeki kredilerde yaşanan büyük çalkantının artık ciddi biçimde BBB, A, A- ve hatta... AA kredilere bulaştığı yönünde.

Bu ikinci boyut aslında en kritik gelişme... Ve diğer kredi endekslerinde henüz görülmüş değil. Kalıcı olur mu bilmiyoruz. Ama kalıcı hale gelmesi durumunda bu bulaşmanın (contagion) etkileri dramatik boyutlarda olabilir.

Şimdi grafiklere gelelim...

- En büyük göçüş A derecesindeki kredilerde. Bu kredilerin fiyatı üç hafta içinde 94 civarından 82 civarına gerilemiş. Düşüş yüzde 10’dan fazla! Dramatik bir hareket çünkü bu spekülatif derecelerde değil... A derecesindeki bonolarda yaşanıyor.

- BBB ve BBB- endekslerindeki düşüş de çok ciddi boyutlarda ancak A derecelendirmesinde görülen şok edici göçüşün biraz altında.

Şimdi ABX endeksi grafiklerine bakın. BBB ve BBB- derecelerindeki gerileme zaten daha önce yaşanmış. Fiyatlara girmiş.

Fiyatlara girmeyen A derecesindeki büyük göçüş. Esas olarak son iki haftada yaşanmış.

Sonuç

Şimdi burada bir kez daha vurgulayalım.

‘A’ derecesi öyle fazla riskli bir kredi notu değildir. Gene de kredi piyasasındaki çalkantılardan marjinal olarak etkilenir. Grafiğe bir kez daha bakalım. Bu sefer öyle değil.

Belki geçici...

Belki anlamsız...

Belki likidite eksikliği... Bilmiyoruz.

Ama şunu ekleyebiliriz.

Bu çeşit bir gelişmeyi biz kredi piyasalarında ilk kez görüyoruz. Gördüklerimize bakarsak sanırız piyasalara tedirgin edici bazı yeni haberler gelecek.
Kaynak : Star Gazetesi 04.07.2007
Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte beklenenden hızlı büyüdü. İkinci çeyrekte petrol fiyatının yükselmesi nasıl bir etki yapar? Bizce büyümeyi fazla törpülemez

Dün Amerikan piyasaları kapalı idi. Bu nedenle fazla bir hareket beklenmiyordu.

Daha ne kadar hareket olsun ki... Piyasalarda rekor üstüne rekor kırılıyor.

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bizim piyasalara bakın. Türkiye piyasalardaki son ‘rekor’lar da gerçekten çok ilginç. Bir yanda borsa almış başını gidiyor. Genel seçimler... Hedge fonlarının batması vs... Bir şey dinlemiyor.

Rekor üstüne rekor.

Öte yandan YTL. Dolar karşısında son iki yılın en güçlü seviyesinde.

Eurobondlar derseniz... Orada da fiyatlar çok yüksek.

Kısacası, hedge fonlarından ve CDO piyasasından gelmesini beklediğimiz önemli haberleri bir kenara bırakan emerging piyasalar son derecede güçlü seyrediyor.

Hareket neredeyse tümüyle dışarıdan kaynaklanıyor. Benzer bütün emerging piyasalara paralel seyrediyor. Ama ayı zamanda büyüme rakamları ile de destekleniyor.

Rakamlar

Bütün bunların bir maliyeti

Petrol fiyatları.

İlişikte petrol fiyatlarının son bir yıllık seyrini haftalık verilerle gösteriyoruz. Grafikteki veriler brent cinsi petrolün fiyatını veriyor.

İki mesaj var. İlki daha anlamlı. Petrol fiyatları geçen yıl temmuz ayındaki seviyeyi yakalamış durumda.

Ama aynı zamanda da bu yıl fiyatlardaki volatilite daha düşük.

Gelelim bunun anlamına.

Yılbaşı beklentileri

Yıl başında da ele almıştık. Grafikten de görüleceği gibi petrol 2007 yılına düşük girmişti. Fiyatlar bir ara 51 dolara kadar gerilemişti.

O zamanlar kaleme alınan yorumlarda uluslararası oyuncular bunun en çok Türkiye gibi ülkelere yarayacağını belirtmiş ve Türkiye’nin portföylerdeki ağırlığını artırmıştı.

Şimdi birinci çeyrek büyümesine yardımcı olduğu anlaşılıyor.

Ama o günden bu yana petrol fiyatları neredeyse yüzde 40 oranda artmış durumda. Az bir artış değil. Üstelik zirveye ulaşıldığı da pek söylenemez. Grafikte de açık bir şekilde görülüyor.

Peki sonuç?

Sonuç

Sonuç ilginç Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde beklenenden hızlı büyüdü.

O zaman...

Yılın ikinci çeyreğinde petrol fiyatlarının yükselmesi nasıl bir etki yapacaktır?

Doğrusunu söyleyelim biz petrol fiyatlarında yılın ikinci 3 aylık döneminde yaşanan yükselişin Türkiye ekonomisindeki büyümeyi fazla törpülemesini beklemiyoruz.

Bir nedeni seçimler.

Genel seçimler bizce büyümeyi hızlandıracak bir gelişme. Ve yükselen petrol fiyatlarının olumsuz etkisini azaltacak.
Kaynak : Star Gazetesi 05.07.2007
Piyasalara bakın. Rekor üstüne rekor kırılıyor. Öyle ki bize başka konuları yazma fırsatı bile vermiyor. Yaz konularına giremiyoruz

Bu yıl yaz aylarında normal olarak girdiğimiz konulara giremiyoruz. Gençlere yönelik yazılar... Dünya ekonomileri konusundaki kişisel gözlemler... Asya... Avrupa’daki çok ilginç gelişmeler... Yeni ürünler...

...Ve yaşam konusunda ilginç muhabbetler.

Bu yaz değinmemiz adeta imkansız.

Zaman yok... Fırsat yok.

Piyasalar bırakmıyor.

Rekor üstüne rekor

Daha iki ay önce Türkiye ciddi bir siyasi çalkantıdan geçti. Bir Cumhurbaşkanlığı krizi yaşandı. Ama şimdi dönüp bakın bizim içgüdümüz doğru çıktı. Olayın birçok tatsız ve gereksiz tarafı vardı. Olmaması gereken şeyler oldu.

Ama böyle olayları büyütmeden... Sertleşmeden... Gerginlik yaratmadan... Ve üzerinde fazla da durmadan yönetmek en akıllıcası. Çünkü önemli olan uluslararası koşullar ve yapılan iş. (Ve elbette herkesin aldığı dersler.)

Nitekim piyasalara bakın...

Söz konusu siyasi çalkantıdan çok kısa bir zaman sonra rekor üstüne rekor kırılıyor.

Öyle ki... Bize başka konuları yazma fırsatı bile vermiyor.

Son rekorlar

Doğru... Piyasalarda ve özellikle de borsada yaşanan iyimserlik esas olarak uluslararası piyasalardan kaynaklanıyor.

Ama kimsenin kuşkusu olmasın ki piyasa eğer seçimler konusunda endişeli olsaydı Türkiye emerging piyasalardaki yükselişten bu kadar yararlanamazdı. Son bir ay içinde piyasa şu kanıya vardı.

Bir... AKP gerginliğe girmeyecektir.

İki... Reflekse dayalı sınır ötesi operasyonların olasılığı çok azdır.

Üç... AKP yüzde 40’ın üzerinde oy alacaktır.

Dört... Meclis’e en az 4 parti girecek... (AKP,CHP, MHP ve bağımsızlar yoluyla DTP) Netice olarak da AKP’nin Meclis’teki çoğunluğu azalacaktır.

Ve beş... Gerginliğe yol açmayacak ama istikrarlı... Biraz daha merkeze kaymış bir tek parti iktidarı iş başına gelecektir.

Elbette bunlara bir şey daha eklenebilir. AKP’den Meclis’e girecek kadro bu sefer daha uzmanlaşmıştır. Daha güçlüdür. Daha çağdaş bir Bakanlar Kurulu göreceğiz.

Piyasanın bu beklentilerine büyük çapta biz de katılıyoruz.

Tek farklı düşündüğümüz nokta, o da marjinal olarak... Oy oranları konusunda. Yoksa yukarıda çizilen senaryo şu an için bizce de doğru.

İyimserliğin kaynağı

Yine de, piyasalarda tanık olduğumuz yükselişin nedeni tümüyle dışarıdan kaynaklanıyor.

Büyük oyuncular Amerika ve Avrupa borsa ve bono piyasalarında bunda sonra yükselişin sınırlı kalacağı... Hatta ciddi gerilemeler yaşanabileceğini düşünüyor... Ve yatırımları ağırlıklı olarak Türkiye benzeri emerging piyasalara kaydırıyor.

Latin Amerika’dan Asya’ya bütün emerging borsalarda rekor üstüne rekor kırılıyor.

Fazla uzağa gitmeye gerek yok... Bu aralar Arjantin Borsasını izleyin aynı şeyi görürsünüz. Arjantin’de önemli bir seçim yaklaşıyor ama aynı zamanda da piyasalar çok canlı.

Meksika. Brezilya... Asya’da Güney Kore de aynı durumda. (Çin birkaç hafta için duraklamış bulunuyor.)

Sonuç

Piyasalarda yaşananlar elbette yatırımcı açısından iyi bir fırsat. Bu hafta başında da yatırımcılara yönelik olarak yazdığımız gibi Bu fırsatların kullanılması gerekiyor.

Ama...

Dolduruşa da gelmemek koşuluyla.

Bu çok önemli.
Kaynak : Star Gazetesi 05.07.2007
Dünyada likiditenin en düşük olduğu günlerden biri 4 Temmuz. Bu yıl 4 Temmuz haftanın tam ortasına denk geldi. Rekor üstüne rekor kırıldı. İlginç...

Finansal piyasa dediğiniz hiç belli olmaz. Doğrusunu söyleyelim... Piyasalarda dolduruşa gelme tehlikesi her zaman vardır.

Ama tehlike bazı zamanlarda diğerlerine göre daha fazla olabilir.

Neden mi önemli?

Çünkü birkaç gündür emerging piyasalarda sürekli rekor üstüne rekor kırılıyor. Kuşkusuz gerçek temel nedenleri var.

Ama...

Dolduruş konusunda dikkatli olmak koşuluyla.

Likidite denen nesne

Finansal piyasalarda uygulanan stratejiler büyük çapta likidite durumuna dayanır. Bazı stratejiler eğer likidite yoksa, ne kadar haklı olursanız olun...

Kesinlikle çalışmaz.

Ama başka stratejiler vardır ki...

Sadece likidite yokluğunda uygulanabilir.

Likidite yokluğu ve kısmen de saf (ve çabuk heyecanlanan) oyuncuları gerektirir.

Emerging piyasalar bu gibi stratejiler açısından çok iyi bir sektör oluşturuyor.

Dünya piyasalarında likiditenin en düşük olduğu gün nedir?

Kuşkusuz Noel.

Çinliler bile artık Noel’i yeni yıl zannedip kutlamaya başladı. (Bizde 31 Ocak gecesinde yaşanan yılbaşı kutlamaları Çin’de Noel gününde, yani bir hafta önce yaşanıyor. Oysa Çinli yeni yılı bir ay sonrasında...)

Peki ondan sonra ne gelir?

Kesin bir sıralamasını vermek zor.

Ama thanksgiving günü var... Ve bir de...

Fourth of July var. Yani 4 Temmuz, Amerika’nın milli bayramı.

Bu yıl haftanın tam ortasına oturmuştu. Piyasalardaki oyuncuların üçte biri haftanın ilk yarınsı tatil olarak aldı... Üçte birisi haftanın ikinci yarısında tatile çıktı. Geri kalanı da haftanın tümünde iş başında yoktu.

Yani likidite çok düştü.

Strateji

Hedge fonları son derecede uyanık. Türkiye veya Brezilya’da yerli yatırımcıların Fourth of July tatilini ne kadar yakından bildiklerinin (veya bilmediklerinin) farkında...

Bu yıl özellikle ilginç çünkü Fourth of July tam hafta ortasına rastlıyor.

Hafta başında emerging piyasaları verin gazı... Nasılsa likidite olabileceği kadar düşük...

Emerging piyasalar hemen hızla yükselir.

Rekor üstüne rekor kırmaya başlar...

Yeni oyuncular bir trendin başındayız diye piyasaya girer.

Hafta sonuna doğru shortlayıp çıkın ve...

Likiditenin geri gelmesini bekleyin.

Oyuncular tatilden gelince bu hareketten yararlanmak için pozisyon almaya başlar.

Bu arada likidite eksikliğini kullanıp emerging piyasaları hızla yukarı itenler hem çıkışta hem de inişte iyi para kazanır.

Sonuç

Peki gelişmeler gerçekten de böyle mi olacak?

Bilmiyoruz... Ama ilginç bir senaryo. Doğru olup olmadığını gelecek hafta göreceğiz.
Kaynak : Star Gazetesi 07.07.2007
Bugün Türkiye Eurobond piyasaları ile benzer ratingdeki Avrupa kredi endeksleri arasında açılmaya başlayan uçuruma değineceğiz...

Bugünkü yazıdaki ‘garip’ gelişmeyi hafta içinde piyasalara yönelik olarak ele aldık. Aslında bu köşeye taşımayacaktık.

Ama hafta ilerledikçe söz konusu gariplik arttı.

Ve okurlara duyurmamız şart oldu:

Türkiye Eurobond piyasaları ile benzer ratingdeki Avrupa kredi endeksleri arasında açılmaya başlayan uçuruma değineceğiz.

Kanıt

Önce söz konusu kanıta bakalım...

İlişikte verdiğimiz grafik biraz teknik. Zaten bu nedenle de bu köşeye taşımamayı düşünüyorduk. Ama grafikte ki mesaj da gitgide önem kazanıyor. Yatırımcılara duyurulması gerekiyor.

Bu nedenle ilk önce grafiğe bakalım.

Bu grafikte iki gösterge var. Birincisi Türkiye’nin defualt sigortası adının verdiğimiz CDS oranı. Buna bir çeşit Türkiye risk primi diye de bakabilirsiniz. Grafiğin alt kısmındaki gösterge...

İkinci gösterge Avrupa’nın benzer ratingli... Yani benzer riskli 50 kadar şirketinin ortalama sigorta primi. Bir süredir dikkatle izlediğimiz iTraxx Crossoner endeksi.

Şimdi grafik bu iki göstergeyi almış ve 2006 yılı Temmuz ayı rakamlarını kullanarak aynı bazda bir endeks haline getirmiş. Amaç... Bu iki göstergeyi Temmuz 2006 gibi 100 olarak ölçüp birbiri ile kıyaslamak... Gelişmeleri salt rakamlar olarak değil..

...Görece rakamlar olarak vermek.

Söz konusu gariplik de ancak bu şekilde ortaya çıkabiliyor.

Grafiğin verdiği mesaj

Şimdi grafiğin sağ köşesine bakın. Burada Türkiye risk primi ile benzer Avrupa şirketlerinin ortalama risk primi arasındaki farkın son durumu görülüyor.

Çok ilginç ve... garip bir gelişme de hemen göze çarpıyor...

Son günlerde Avrupa’da kredi risk primi yükselmeye başlamış... Bir yükseliş trendinde. Ortalama primde yüzde 30 kadar bir artış var.

Öte yandan Türkiye risk primi ise düşmeye devam ediyor. Bir daralma trendinde.

Ve... İki benzer gösterge arasındaki da fark giderek açılıyor.

Şimdi dikkat edin, bu iki göstergenin kredi ratingleri aynı. Bu göstergelerin hareketleri de birbiri ile orantılı olmalı. Korelasyonun pozitif olması doğal.

Ama son duruma bakıyoruz... Değil...

Orantılı olmayı bırakın, gelişmeler ters yönde.

Türkiye piyasalarında default risk primi azalırken benzer durumdaki Avrupa şirketi risk priminde ciddi bir atış var.

Sonuç

Demek istediğimiz, burada bir gariplik var.

Emerging piyasalar bir hatadır büyük bir iyimserlik içinde. Bu iyimserlik artmaya devam ediyor. Gelişmiş piyasalarda ise temkinli davranmaya başladı. Temkinleri de artıyor.

Ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ama bizden duyurması.
Kaynak : Star Gazetesi 08.07.2007
Sayfalar: 1 2
Referans URL