Konuyu Gönder  Konu Kilitli 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Medyadan Haberler 2007
01.08.2007, 12:36:49
Mesaj: #21
Konut Kredisi Veren Şirketlerin Paniği Dow Jones'a Sıçradı
Dün saat 15:30'da açıklanan ABD verilerine baktığımızda tüketici güveni son 6 yılın en yüksek seviyesindeydi. Kişisel gelir ve harcamalar beklenenden daha az artmıştı ama tüketici güveni verisine daha fazla ağırlık verildiği için, Dow Jones borsası yükselişle başladı.

İnşaat harcamalarının yüzde 0.2 artması beklenirken yüzde 0.3 düşüş olmuştu. Piyasalar bu veriyi de görmedi.

Ardından "Amerikan Konut Yatırım Şirketi" (American Home Mortgage Investmen Inc) şirketinin açıklaması piyasalara bomba gibi düştü. Mortgage kredisi vermek için ev almak isteyenlere "olur size kredi verelim" demişler. Bu şekilde tam 300 milyon dolarlık kredi sağlayacaklarmış. Fakat dün bu 300 milyon doları bulamamış ve ciddi bir nakit sıkıntısına girmişler. Çünkü bu tür şirketlere finansman sağlayan dev yatırım bankalarından hiç biri bu miktarda bir krediyi bile vermeyi kabul etmemişler. Bugün de 450-500 milyon dolar civarında bir mortgage kredisi vermeleri gerektiği halde bunu da veremeyeceklerini anlamışlar. Bundan dolayı da ellerindeki varlıkları paraya çevirmeyi ve bu işi durdurmayı düşünüyorlarmış.

Önceki gün, borsadaki tahtası kapatılan şirketin dün gece bu boyutta bir nakdi bile bulamadığını açıklamasının ardından piyasalar başta fazla etkilenmese de, seans sonlarına doğru Dow Jones'da satışların gelmesine neden oldu ve bir ara yüzde 1'e yakın artan dow jones, bu yazının yazıldığı sırada yüzde 0.30 aşağıda bulunuyordu.

Sonuç olarak bundan önce iki tane mortgage şirketinin batması sonrasında bu haber hiç de sürpriz değil. Ev almak için mortgage'a başvuranlar para bulamıyorlar. Çünkü borç vermek isteyen yok. Bir hafta önce de dev japon Yatırım Bankası Nomura bu piyasadan çekileceğini açıklamıştı.

Bu şirketler Bus yönetimi döneminde dar gelirlilerin de ev sahibiolması konusunda sağlanan kolaylıklar nedeniyle başvuran birçok dar gelirliye mortage kredisi sağlamışlar ve büyük paralar vurmuşlardı. Birisinden borç alıp, ev almak isteyene borç veriyorsunuz ve parayı daha pahalı sattığınız için büyük karlar elde ediyorsunuz. Yani fazla bir emek yok. Paradan para kazanıyorsunuz. Bu nedenle de bu alana giren hedge fonlar kazandıkları paraların keyfini yaşıyorlardı. Dünyanın her yerinde olduğu gibi titanlar sona erer ve Amerika'da da sona yaklaştığı görülüyor. Hiç bir akıllı konut kredisi isteyene para vermeyecektir. Çünkü düşük kaliteli kredi alan ev sahipleri bunları ödeyemez duruma geldiler. Üstelik Amerika'da işsizlik azalırken, herkes iş bulurken bunlar oluyor.

Çok daha vahim bir görüntü

Dün gece Bloomberg sitesinde Caroline Salas tarafından kaleme alınan bir haber-analiz'de, Goldman Sachs, Bear&Stearns, Lehman Brothers ve Merill Lynch'in junk denilen yüksek riskli bonolar kadar değerli olduğu ifade edildi. Yani işin türkçesi bu şirketlerin göründüğü kadar sağlam olmadığı yolunda bir analiz yayınlandı.

Moody's Yatırım hizmetlerinin verilerine göre, CDS adı verilen ve borç üzerine oluşturulan tahvil ve bonoların reytinglerinin yatırım yapılabilir olmaktan uzak olduğuna dikkat çekildi.

Moody's reyting şirketinin verileri, yukarıda bahsettiğimiz dünyanın en büyük yatırım şirketlerinin çıkardığı CDS'lerinin şu anki fiyatlarına göre bir reyting yapılacak olsa bunların reytinginin Ba1'e denk olduğunu belirtiyor. Halbuki Goldman Sachs ve Merill Lynch'in çıkardığı tahvillerin reytingi 7 seviye daha üstte olan Aa3 klasmanına giriyor. Moody's Analisti Tony Smith 19 Temmuz tarihli raporuna "Aracı kurum hisseleri (Yani dev yatırım bankalarının hisseleri) bir korku duvarını tırmanıyor" başlığını atmış.

Caroline Salas'ınb söylediğine göre bu dünyanın en büyük aracı kurumlarının sözcüleri telefonlara çıkmamışlar ve bu konuda yorum vermek istememişler.

Buradan çıkan sonuç şudur. Birçok dev şirket ahvil ve bono çıkarmış ve bunların üzerine de türev araçlar geliştirilmiştir (örn CDS) fakat şu an oyun bozuluyor. Amerika'da daha sırada birçok borç toplamış şirketin batış haberi gelebilir. İşte bu durum tüm dünyayı korkutuyor. Bu durumda para muslukları şimdiden kapanmaya başlamış olsa da, "inşallah bu mortgage sorunu burada kalır ve başka yerlere sıçramaz" diye duan edenlerle dolu. Fakat dua edip beklemek yerine bazıları da bunun yayılması durumunda doğabilecek felaket manzarasını görüp elindeki hisseyi, özel sektör tahvil ve bonolarını satıp güvenli liman olan Amerikan hazine bonolarına giriyor. Bu nedenle de ABD'de 10 yıllık devlet tahvili faizleri hızla aşağı gidiyor.

Dış dünyada bunlar olurken bizim yöneticilerimiz dışarıdan gelecek paranın hiç kesilmeyeceğini ve finanse edildiği sürece cari açığın problem olmadığını söylüyorlar. Dün dış ticaret açığı verileri yayınlandı ve dış ticaret açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artmış durumda. Bu konuda hemen bir rapor gönderen ve Türkiye'de elde ettiği karları da tehlikeye atmak istemeyen JP Morgan, dış ticaret açığında zıplama olduğunu ama dışrıdan finansman geldikçe bir sorun olmayacağını söylemiş.

Bakın herkes neler söylüyor? Para geldikçe sorun yokmuş. Şu an ABD'deki doğru dürüst işi olan ve kredisini rahatça ödeyebilecek olanlar bile kredi bulmakta zorlanırken, Avrupa Merkez Bankası başkanına politikacılar "artık faizleri yükseltme" diye baskı yaparken, dünyada yeni para bulmanın veya bulsanız bile maliyetinin gittikçe yükseleceği aşikarken, biizm uyguladığımız ekonomik politikalar şirketlerin döviz borçlarının 43 milyar dolardan 138 milyar dolara çımasına neden oluyor. Bu şirketler yarın yeni borç bulamazlarsa halleri nice olur bunu söyleyen yok.

Siz siz olun dövizle borçlanmayın. Bugün yine dövizde yukarı atak göreceğiz. Ben bu yazıyı yazarken Dow Jones kapandı ve yüzde 1.10 gibi çok sert bir düşüş yaparak 13.250 desteğinin altında kapandı ve korktuğum oldu. Bu arada Amerikan petrol fiyatları da son bir yılın en yüksek seviyesi olan 78 doları aştı.

Tabi ki bu durum bizim yatırımcımız için iyi haber değil ama dünkü video, günlük ve seans içi yorumlarımızda ısrarla 52.500-53.000 seviyelerinde nakde geçilmesini önermiştik. Ayrıca Borsa dönüş sinyal sisteminde de 53.00 seviyesinde EXIT yani nakde geç veya karını realize et sinyali vermiştik. Dilerim sizler de hisselerinizi azaltmışsınızdır. Çünkü bugün piyasalar hiç iç açıcı olmayacak. ABD'den birkaç tane daha fon batış haberi gelirse "borsda dibin dibi yoktur" deyimi yerini bulur. Dilerim bütün bu gelişmeler bir an önce olumluya döner.

Paranız sağlığınızı bozmasın...

Kaynak : Dr. Yaşar Erdinç 01.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 19:15:39
Mesaj: #22
Yabancı Hedefi Tutturdu Yeni Yatırımlar Yolda
Türkiye'ye yatırım yapan yabancılar, 2007'nin ilk 6 ayındaki üretim, satış ve karlılık performansından memnun. Mevcut yatırımcıların yüzde 64'ü yılın ikinci yarısında yeni yatırımlara hazırlanıyor.

Yabancı sermaye Türkiye'den umutlu. Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin (YASED) Türkiye'deki 100 mevcut yabancı yatırımcı arasında yaptığı araştırmadan iyimser sonuçlar çıktı. Uluslararası yatırımcıların yüzde 64'ü önümüzdeki altı ay içinde yeni yatırımlara soyunacak.

Araştırmaya katılanların yüzde 54'ü yabancı yatırımcılar açısından ekonominin daha iyiye gideceği görüşünde. Araştırmanın sonuçları, dün YASED Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Uysal'ın katıldığı basın toplantısıyla açıklandı. Araştırmaya göre YASED üyeleri, son 6 ayda satış, ihracat ve karlılık hedeflerine büyük oranda ulaştı. Uluslararası yatırımcıların yüzde 52'si üretim ve satışlarda hedeflerini  yakaladı, yüzde 40'ı ise hedeflerinin üzerine çıktı. Karlılıkta da üyelerin yüzde 50'si hedeflerini  oranda gerçekleştirdiğini, yüzde 30'u hedeflerini aştı.

Yabancı yatırımcıların beklentilerinde ise büyük bir değişiklik yaşandı. Bir önceki araştırmada yabancı yatırımcı, önündeki en büyük engeli ekonomik istikrarsızlık olarak görürken, bu yıl araştırmada ilk sırayı yasal çerçeve ve yasaların uygulanması aldı.

[Resim: 070802yabanciii.gif]

Uluslararası yatırımcıların yüzde 64'ü önümüzdeki dönemde yeni yatırımlar yapmayı planladığını belirtirken, yatırımcılar Türkiye'deki yabancı yatırımların önündeki engeller olarak en fazla yasal çerçeve ve yasaların uygulanmasına, kayıtdışı ekonomiye ve bürokratik engellere dikkat çekiyorlar. YASED üyeleri yabancı sermayeyi  etkileyebilecek olumsuz gelişmelerle ilgili olarak yüzde 40 oranında bölgedeki gerginliğin daha da artmasına, yüzde 30 oranında uluslararası piyasada yaşanacak yeni bir ekonomik  dalgalanmaya işaret ediyorlar. Araştırmada, 2007 yılı ilk 6 ay hedeflerine bakıldığında Türkiye'de uluslararası yatırımcıların yüzde 52'si üretim ve satışlarda hedeflerini yakaladıklarını belirtirken, yüzde 40'ı ise hedeflerinin de üzerine çıktıklarını bildirdi. İlk 6 aylık kâ rlılık hedeflerinde ise üyelerin yüzde 50'si hedeflerini büyük oranda gerçekleştirdiğini, yüzde 30'u hedeflerinin üstüne çıktığını, yüzde 20'si ise hedeflerinin altında kaldığını belirtti. İstihdama bakıldığında ise son 6 ayda çalışanlarının sayısını artıranların oranı yüzde 62 iken, YASED üyelerinin yüzde 46'sı da gelecek 6 ayda çalışan sayısını artırmayı planlıyor.    Ankete katılan yabancı yatırımcıların yüzde 48'i önümüzdeki 6 ayda ekonomik istikrarın aynen devam edeceğini, yüzde 36'sı ise daha iyi olacağını düşünüyor.

Enflasyon değişmeyecek

Yüzde 49 oranındaki katılımcı gelecek aylarda mevcut  büyümenin süreceğini, yüzde 27'si hızlanacağını, yüzde 24'ü  yavaşlayacağını düşünürken, üyelerin yüzde 44'ü enflasyonun aynı kalacağını, yüzde 34'ü düşeceğini, yüzde 22'si yükseleceğini belirtti. Araştırmaya göre, üyelerin yüzde 53'ü geçtiğimiz 6 ayda ekonomik  istikrarın daha iyiye gittiğini düşünürken, önümüzdeki 6 aylık dönemde bu oran yüzde 36'da kaldı, aynen devam edeceğini belirtenlerin oranı ise yüzde 48 oldu. Uluslararası yatırımcıların kayıtdışı ekonomiye ilişkin önceki 6 aylık değerlendirmelerinde sadece yüzde 3 oranındaki YASED üyesi daha iyi olduğunu düşünürken, bu oran önümüzdeki 6 aylık dönem için yüzde  17'ye  çıktı. Üyelerin yüzde 26'sı geçen 6 ayda bu konuda işlerin daha kötüye  gittiğini, yüzde 71'i ise aynı kaldığını değerlendirirken, gelecek 6 ay  beklentilerinde aynı kalır diyenlerin oranı yüzde 67 oldu.

Araştırmaya göre, Türkiye'deki uluslararası yatırımcıların yüzde 54'ü  doğrudan yabancı yatırımlar için ekonomik ortamın daha iyiye gideceği görüşünü taşırken, yüzde 31'i değişmeyeceğini, yüzde 15'i ise daha kötü olacağını belirtti.

En büyük beklenti yapısal reform

Yeni hükümetin önümüzdeki dönemde öncelik vermesi gereken konularda YASED üyeleri yüzde 85 oranında yapısal reformlara, yüzde 53 oranında cari işlemler dengesine, yüzde 49 oranında ise AB müzakere sürecine dikkat çekti. Yabancı sermayeyi olumsuz etkileyebilecek gelişmelerle ilgili olarak da  bölgedeki gerginliğin artması ve uluslararası piyasalardaki  dalgalanmaların yanı sıra, cumhurbaşkanlığı seçimi ve AB müzakerelerinde Kıbrıs nedeniyle yaşanacak tıkanıklıklara işaret edildi.

Türkiye'de yabancı yatırımların önündeki üç ana engel olarak yüzde 61 oranında yasal çerçeve ve yasaların uygulanması, yüzde 54 oranında kayıt dışı ekonomi, yüzde 45 oranında bürokratik engeller söz konusu olurken,  yüzde 44 oranında ekonomik istikrarsızlık, yüzde 40 oranında da vergi ve  teşviklere dikkat çekildi.

Ekonomik göstergelere ilişkin kişisel tahminlerin sorulduğu araştırmada, YASED üyelerinin 2007 yıl sonuna ilişkin tahminleri GSMH artışında yüzde  5,5, tüketici fiyat endeksinde yüzde 8,6, üretici fiyat endeksinde yüzde 7,6, YTL/dolar döviz kurunda 1. 399, YTL/euro  döviz kurunda 1. 887 ve faiz oranlarında yüzde 17,3 oldu.

Özelleştirmelere devam edilmeli

YASED Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Uysal, araştırmadan “Yatırımlardan memnunuz, yatırımlara devam etmek istiyoruz fakat ileriye dönük kaygılarımız var” mesajının çıktığını dile getirdi. Türkiye'de verimlilik artışı sorunu ve kaynak israfına da işaret eden  Uysal, “Özelleştirmelere devam edilmeli. Özellikle elektrik, enerji konusunda ertelenmiş gündem var. Bunun bir an önce deklare edilmesi lazım. Halkbank özelleştirmesi konusunda da adımlar atılmalı” diye konuştu.  Uysal, kur seviyesine ilişkin olarak da, Türkiye'de üretim yapan yabancıların kur politikası veya kurun geldiği yer konusunda bazı sıkıntıları bulunduğuna dikkat çekerek, “YTL'nin aşırı değerlemesi  sonucunda gelinen yer, birçok üretim yapan kuruluşun Türkiye'deki  üretimlerini gözden geçirme noktasına getirdi. Hatta Türkiye'de yeni  yatırım düşünenler, kurun geldiği yer itibarıyla bunu askıya aldığını söylediler. Bu kuruluşlar Türkiye'de üreten ve yatırım yapanlar” diye  konuştu. Sıfırdan yatırım konusunda Türkiye'de bir değişiklik görmediğini ifade eden Uysal, ülkede gelişen ortama paralel olarak doğrudan yatırımın da artacağını vurguladı.  

Özelleştirmelerden 6.2 milyar dolar geldi

2000'den 2006 yılı sonuna kadar  Türkiye'ye giren toplam doğrudan yabancı yatırım tutarı 40 milyar 32  milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde 24. 2 milyar dolarlık özelleştirme tutarı söz konusu olurken, 2000-2006 yıllarında özelleştirme yolu ile gelen doğrudan yabancı yatırım 6 milyar 271 milyon dolar oldu. Özelleştirmede doğrudan yabancı  yatırım payı yüzde 25,9 seviyesinde gerçekleşirken, toplam doğrudan  yabancı yatırımda özelleştirmenin payı yüzde 15,7 oldu.    

Bir önceki yıla göre neler değişti
* 2006 ağustos ayında açıklanan Barometre sonuçlarına göre döviz kurunun enflasyona göre sabit kalacağını öngörenlerin oranı yüzde 59 iken bu yıl bu oran yüzde 34'e geriledi.
* Faiz oranları inecek diyenlerin yüzdesi bir önceki yıl yüzde 29'du. Bu yıl ise yüazde 11.
* Doğrudan yabancı yatırımlar için ekonomik ortamın iyiye gidecek diyenlerin oranı ise yüzde 43'ten 54'e çıktı.
* Geçtiğimiz yıl yapılan araştırmada 2007 yılı dolar kuru tahmini sorulan yabancı yatırımcı 1.71 YTL tahmininde bulunurken, bu yılki tahminler 1.399 YTL seviyesinde. Euroda ise bir önceki yıl 2.14 YTL olarak yapılan 2007 tahmini 1.887'ye çekilmiş.  

Kaynak : Referans Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 19:18:07
Mesaj: #23
Risk Alma İştahı Azaldı 2-3 Hafta Kritik
Global likiditenin daha riskli alanlardan çıkıp emniyetli limanlara gideceği konusunda kuvvetli bir sinyal verdiğini belirten Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, önümüzdeki 2-3 haftanın çok önemli olduğunu vurguladı.

ABD'deki konut kredilerine ilişkin endişelerin uluslararası piyasalarda yarattığı dalgalanma devam ediyor. Özellikle borsalara tarihi rekor kırdıran global likidite bolluğunun ve risk alma iştihanın devam edip etmeyeceği kaygıları, iç piyasada da büyük hareketlere neden oluyor. Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, global likiditenin daha riskli alanlardan çıkıp emniyetli limanlara gideceği konusunda kuvvetli bir sinyal verdiğini söyledi. Özen, global piyasalardaki hareketliliğin geçen yıl mayıs-haziran aylarında yaşananlara "oynaklık" anlamında benzediğini ancak nedenler bakımından ise farklı olduğunun altını çizdi.

Risk iştahı azaldı
Geçen yıl yaşanan dalgalanmaya likidite koşullarındaki daralmanın neden olduğunu hatırlatan Özen, bugün ise bir likidite daralmasının sözkonusu olmadığını ancak risk iştahının azaldığını, likiditenin düşük riskli enstrümanlara yöneldiğinin altını çizdi. Riskten kaçınmanın kalıcı olup olmayacağının önümüzdeki günlerde anlaşılabileceğini belirten Özen, önümüzdeki 2-3 haftanın çok önemli olduğuna dikkat çekti.

Garanti Bankası'nın, müşterilerine danışmanlık verecek tutsat (Mortgage) uzmanları yetiştirmek üzere İstanbul Bilgi Üniversitesi işbirliğiyle hazırladığı "Uygulamalı Konut Finansmanı Sertifika Eğitimleri"nin sertifika töreninde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özen, dış piyasalarda yaşanan riskten kaçınma eğiliminin Türkiye'ye de olumsuz yansımalarının olduğunu hatırlattı.

Faizlerde yön aşağı
Merkez Bankası'na "faiz indirimi" anlamında baskıların yapılmasını çok doğru bulmadığını belirten  Özen, Merkez Bankası'nın bağımsızlığının bu anlamda çok önemli olduğunu vurguladı. Seçim belirsizliğinin kalkmasının ardından faizlerin düşme trendine girmesinin çok doğal olduğunu dile getiren Özen, böyle bir sürecin tüketici ve bankalar tarafından beklendiğini kaydetti. Ancak, faiz indiriminin zamanlamasında bazı problemler ortaya çıktığını belirten Özen, yurtdışında kredi riski fiyatlamalarının bu döneme denk geldiğini kaydetti.

"Ben hâlâ faiz trendinin aşağı yönlü olduğunu düşünüyorum" diyen Özen, Merkez Bankası'nın mesajlarının çok net olduğunu, birkaç aylık rakamlara daha bakacağını söyledi. İç talebin daraldığına da işaret eden Özen, bankaların, hesaplarını yaparken uzun vadeli düşündüğünü, faiz politikasını da gecelik faizlere bakarak değil uzun vadeli oluşturduğunu söyledi. Özen, uluslararası likidite koşullarının mevcut olumlu trendini sürdürmesi halinde Merkez Bankası'nın yılın son çeyreğinde faizleri 0,75 düşürmesini beklediklerini vurguladı.

Yüzde 1'e 2008'de geriler
Önümüzdeki dönemlerde ekonominin olumlu seyrinin devam etmesini beklediklerini belirten Özen, global likidite koşullarındaki olumlu seyrin devam etmesi durumunda faiz oranlarının 2008'de aylık yüzde 1 seviyelerine gerileyebileceğini bildirdi. Bu sayede Türkiye'de konut kredilerinin 5 yıl içinde 100 milyar YTL seviyesine ulaşabileceğini ifade eden Özen, böylece konut kredilerinin Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payının yüzde 10'a ulaşacağının altını çizdi.

Mortgage kredilerinin GSMH'daki payının Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 45'ler seviyesinde iken Türkiye'de bunun yüzde 4 olduğunu hatırlatan Özen, Türkiye'nin henüz yolun başında olduğunu söyledi.

Kaynak : Referans Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 19:59:14
Mesaj: #24
Piyasaalr Neden Sallanıyor? 10 Soruda Kriz Rehberi!
1- Nedir bu ABD'deki mortgage krizi?

- Bizim hayatımıza yeni yeni girmeye başlayan mortgage ABD'de çok uzun yıllardır kullanılan ev kredisi sistemi. ABD'de şu anda mortgage kredilerinin toplamı 10 trilyon dolar. (400 milyar dolarlık Türkiye GSMH'sinin 25 katı) 10 trilyon dolarlık kredinin yaklaşık 3.5 trilyon doları değişken faizli krediler. Yani ülkede genel faiz oranları arttığında, kredi borcu olan kişinin de faizi, dolayısıyla her ay ödediği taksitler artıyor. Bu değişken faizli mortgage'lerin bir bölümü, ABD'de faizlerin çok düşük (yıllık yüzde 1.5-2), ev fiyatlarının da hızla arttığı 2000'lı yılların başlarında verildi. Kredilerin önemli bölümünün de ödeme gücü nispeten daha düşük olan kişilere verildiği biliniyor.

2- İyi de bu sadece o bankaların sorunu değil mi? Neden bütün piyasaları etkiliyor?

- Etkiliyor, çünkü borç-alacak ilişkisi sadece banka ile kredi kullanıcısı arasında kalmıyor. Bankalar, kullandırdıkları kredilerden doğan alacaklarını menkul kıymetleştirip (securitization) piyasada satıyorlar. Bizde de Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK) diye bir uygulaması var bu işlemin. Yapılan şu: Banka alacağını teminat göstererek tahvil çıkartıp belli bir iskonto oranıyla piyasada satıyor. Riskli müşteri grubunun kredilerine dayalı olan bu tahvillerin faizi piyasadaki benzeri enstrümanlardan daha fazla oluyor. Yani riski de getirisi de yüksek kağıtlar bunlar. İşte bu kağıtları elinde tutan yatırım fonları, ağırlıklı olarak hedge fon'lar bu işten büyük zararlara uğruyor.

3- Hedge fon nedir?

Hedge fonlar genellikle vadeli piyasalarda işlem yapan, nispeten daha yüksek riskli yatırımlara girişerek, yüksek karlar elde etmeyi amaçlayan fonlar. Bu fonlar vadeli piyasalarda kabaca 1 liralık yatırımla 10 liralık pozisyon alan çok hızlı hareket eden fonlar. Dünyada hedge fonların yönetiminde yaklaşık 1.5 trilyon dolar var. Ama fonların tuttuğu pozisyonların toplam değeri ise 13 trilyon dolar. Bu fonların amacı şöyle: 10 dolar ödeyip 100 dolarlık altın kontratı satın alıyorlar. Altın yüzde 10 değer kazanırsa, yani 100 dolarlık yatırımları 110 dolara çıkarsa yüzde 100 getiri elde etmiş oluyorlar. Altın yüzde 10 değer kaybederse yatırdıkları 10 dolar gidiyor. Yani piyasa beklentilerini doğrultusunda hareket ederse büyük para kazanıyorlar, aksi halde zararları büyük oluyor. Örneğin SoWood Capital adlı bir hedge fon, geçen haftalardaki harekette 3 milyar dolarlık portföyünün yarısını kaybedip, fonu kapattı.

4- Mortgage krizi hedge fonları da etkiliyor bu durumda...

Etkiliyor tabii. SoWood Capital de, portföyündeki mortgage tahvili pozisyonlarından battı. Bu, zincirleme etkinin sadece bir halkası. Bir kaç örnek daha verelim: Mortgage'lerde ödeme sıkıntıları çıkınca, bankalar her önüne gelene kredi vermeyi kesiyor. Kredi daralınca ev satışları düşüyor. Evlere talep azalınca ev fiyatları düşüyor. Bu kez paniğe kapılan, mortgage borçluları paniğe kapılıp evlerini satmaya kalkınca fiyatlar iyice baskı altına giriyor. Ev fiyatları düşünce, piyasaya tahvil olarak satılan kağıtların teminatı olan evler, kağıtların parasal değerini karşılayamayacak duruma geliyor. Rating kuruluşları bu kağıtların ratingini düşürünce kağıtların fiyatları daha da düşüyor... Riski hedge fonlara para yatıranlar, paralarını çekmek isteyince hedge fonlar yatırım yaptıkları varlıkları paraya çevirmek için satışa geçiyor. Bu durumda tüm piyasalarda satış baskısı artıyor. Dikkat edin hisse senetleri düşünce altın da düşüyor. Riskten kaçan para, daha sağlam varlıklara gidiyor. Burada da tek adres ABD Hazine'sinin çıkardığı tahviller. 10 yıllık ABD tahvillerinin faizi bu kriz sırasında yüzde 5.3'lerde yüzde 4.74'e kadar düştü.

5- Bir de carry trade riski var deniyor...

Doğru, bu da önemli bir risk. Carry trade faizi düşük ülkelerin para birimleri cinsinden borçlanıp, faizi yüksek para birimleri cinsinden yatırım yapmak. Bunun en iyi örneğin Japon yeni borçlanıp, örneğin Türkiye Hazine bonolarına yatırım yapmak. Japonya'da faiz yüzde 1'in altında. Türkiye'de ise yüzde 19-20. Yatırımcı, TL'nin Japon Yeni'ne karşı değer kaybetmeyeceğini veya yüzde 5'ler civarında değer kaybedeceğini öngörüyorsa bu pozisyona giriyor. Yüzde 0.5 gibi faizle Japon yeni borç alıp, bunu YTL'ye çeviriyor, yüzde 19 getiren Türk tahviline yatırım yapıyor. YTL Japon yenine karşı değer kaybetmezse yatırımcının yıllık karı yüzde 18 oluyor. Bu da ABD tahvilinden 1 yılda kazanacağı paranın neredeyse 4 katı. Carry trade'i genellikle hedge fonlar kullanıyor. Hedge fonlardan çıkış oldukça, fon örneğin Türkiye'deki tahvilini satıp, Japon yenine çevirip borcunu kapatıyor. Zaten piyasada şu anda en çok bakılan parite dolar/Japon yeni. Yen yükseldikçe piyasada stres artıyor.

6- Bizim piyasaları da carry trade'den çıkan fonlar mı etkiliyor?

Sadece fonlar değil. Genelde riskli ülkelerden çıkıp, güvenli limanlara demirleme eğilimi var. Buna "flight to quality" deniyor. Hedge fonlarla birlikte, yatırım fonları ve bankalarda da bizim gibi ülkelerdeki pozisyonlarını azaltma eğilimi gözleniyor.

7- Türkiye riskli ülke mi sayılıyor?

Varlık fiyatlarının çok yükseldiği ülkelerin tümünde risk var. Bizde bütçe performansı çok çok iyi ama, bu yıl 35 milyar doları bulması beklenen cari açık YTL üzerinde risk yaratıyor. Rusya, Hindistan, Brezilya, Çin gibi ülkelerde cari açık sorunu yok, hatta Rusya ve Çin'de müthiş cari fazlalar var. Türkiye ve Güney Afrika para birimleri diğerlerine göre oldukça zayıf görünüyor. Örneğin bu sabah Hollanda ve dünyanın en büyük bankalarından ING porföylerindeki Türk bonolarını azaltma kararı aldığını açıkladı.

8 - Bu bir trend dönüşü mü, yoksa düzeltme mi?

Onu henüz kimse bilmiyor. Şimdilik düzeltme deniliyor. Trend dönüşü haline gelinip gelmeyeceği ABD'de mortgage batağının kesinleşmesinden sonra belli olacak. Risk 200 milyar dolar deniyordu, şimdi trilyon dolara çıkabilir diye yorumlar var. Trilyon dolarları görürsek sıkıntı daha büyük olacak.

9- Şirket alım satımları da yavaşlayacak deniyor...

Bu yönde de tahminler var. Dünyada private equity fonlarının yaptığı alımlar piyasaları birkaç yıldır yukarı çekiyordu. Emeklililk fonlarının, bankaların parasını çalıştıran bu fonlar, kaldıraçlı satın alma (LBO) yöntemiyle şirket satın alıp, kar ettirip 3 ila 5 yıl içinde yüksek karlarla satma prensibiyle çalışıyor. Genelde topladıkları paranan 5 katı kadar işlem yapıyorlar. Yani 20 milyar dolar yöneten fon 100 milyar dolarlık şirket satın alıyor. Riskin yükselmesi bu fonlara para girişini yavaşlatacak. Bu fonlar, halka açık şirketlere borsa değerinin yüzde 30-40 fazlasını ödeyerek satın alıyorlardı. Bu iştahlı alıcıların piyasadaki ağırlığının azalması, yeni bir olumsuz etki olarak algılanıyor.

10- Peki bu hava ne kadar sürer?

Hiç belli değil. 1 hafta, 1 ay, 1 yıl... Kimse tahmin edemiyor. Önümüzdeki dönem sert iniş ve çıkışlar kaçınılmaz. En küçük gelişmeler bile alım veya satım fırsatları yaratacak. Büyük dalgalanmaların olacağı bir dönem içindeyiz.

Kaynak: Vatan Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 20:04:47
Mesaj: #25
'İlk Bahar' Dalgası Sahteymiş (Yiğit Bulut)
Bugün, köşemde çıkan yazıyı okuduysanız “baharın” sahte olabileceğine dikkat çekilmekle birlikte “dün gece DOW’daki “son düşüş” hareketi oluşmadan yani DOW’un açıldığı ilk saatlerde yazıldığını fark edersiniz.

Gazetenin belli bir saatten önce “dönme” gerçeği ( bu vatanda oldukça geç olmasına rağmen ) gereği DOW’un kapanmasını yani gece 23 sonrasını bekleme şansımız yok. Bu yüzden elimizdeki son dakika verileri ile yazıyı tekrar ele almamız gerekli…

Aynı “yazıyı gece sınıra kadar geri çekilen DOW ve bu sabah 117,80 desteğini test eden dolar-yen paritesi ile yazarsak” nasıl sonuçlar elde ederiz ?

İşte aynı yazı fakat “alt yazılı bölümler son veriler” ile eklendi…

“…Son 24 saatte “piyasalarımıza” yeniden bahar geldiğini gördük.

ABD’den doğan güneş, ilk etapta Brezilya’yı ısıttı ve salı sabahından itibaren 1.30 altına sarkan kur, 51.500-52.500 bandını geçen bir İMKB gördük.

Peki “bu baharın” gelişini nasıl açıklayabiliriz ve en önemlisi “ne kadar sürecek” sorusuna nasıl cevap bulabiliriz?

İlk önce pazartesi akşamına dönelim ve Dow Jones, Bovespa, dolar-yen gibi “global ana denklemin” etkili bileşenlerine maddeler halinde göz atalım...

1- Pazartesi bütün dünya piyasaları nefesini tuttu ve “Dow Jones 13.200-13.300 bandından tepki verecek mi?” sorusuna cevap aradı... Beklenen cevap geldi ve Dow Jones, uzun süredir bu köşede tartıştığımız ve “asla kırmaması gerekir dediğimiz” 13.200-13.300 bandından dönerek 13,300 üstünde kapanmayı başardı.Daha önce gelen bütün tepkiler bu bölgeden geldi ve burası aşağı kırılsaydı; DOW için yükseliş trendi kesin olarak sona erecekti...
[Resim: 010820071100034212995_3.jpg]
Salı akşamı yani Pazartesi Türkiye’de “baharı yaratan” hareketten bir gün sonra DOW yeniden 13,200-13,300 bandına çekildi ve Çarşamba sabahı itibaryle bu geri çekilme Türk piyasalarını vurmuş durumda…

2- Dow Jones’un Pazartesi tepkisi Bovespa’yı da yukarı taşıdı. 53.000-52.000 destek bölgesine kadar çekilen Bovespa endeksinin, buradan kurtulmak istercesine ilk tepkiyle birlikte 54.500-55.000 bandına kadar ivmelendiğini gördük...Salı akşamı, kapanışa doğru bu ivme kırıldı ve BOVESPA 54,000 sınırına kadar geri çekildi…

3- Bunlar olurken yani Pazartesi akşamından Salı geç saatlere hatta Çarşamba sabahına kadar; dolar-yen de 117.80 tehlikesinden uzaklaştı ve 118.50 üstündeki hareketini güçlendirdi. Hatta 199-120 bandını zorladı ama Salı akşamı oluşan veriler sonrası Çarşamba sabahı dolar-yen 118 sınırı altında hatta 117,80 ana kritik destek bölgesini aşağı zorluyor…

Peki bu verilerle bizdeki “baharı” nasıl sorgulayabiliriz? Oluşan ilk “sahte bahar” dalgası; bize bundan sonra nasıl bir etki yapacak ?

İMKB’den başlayalım...
Pazartesi en kötü saatte bile 51.500 altından “tepki veren İMKB’de” salı günü 51.500-52.500 bandının geçildiğini gördük. Oluşan yeni hareketin “trend olarak” yukarı dönmesi için 53.061-53.325 bandı üzerinde taban oluşturması gerekli...

Çarşamba sabahı itibariyle DOW’un düşüşü İMKB’yi de vurdu ve kanal desteğinde durmaya yani 50,000 üstünde tutunmaya çalışıyor. DOW 13,200 altına sarkmaz ve orada kapanmaz ise 50,000 üstünde kalabilir. DOW 13,200 bölgesinden sert satılırsa İMKB’de 50,000’de kalamaz…

[Resim: 010820071100404696101_3.jpg]

Dolar kuruna gelince…
ilk etapta 1.28-1.30 bandını test ettik, DOW’da Salı akşamı oluşan satış olmasaydı bugün 1.28-1.25 bandına girebilirdik fakat Salı akşamı ABD’de oluşan piyasa verileri doları 1,30-1,3260 bandına soktu. Kısa vadede 1,3260 ve 1,35 önemli direnç bölgeleri…Çarşamba gün içinde 1,3260’a çarptık ama kıramadık. Özellikle öğleden sonra yurtdışında “ne olacağı” kurun bu direnci geçip geçememesi açısından çok önemli…

Sonuç 1: Yurt dışında “kritik diplerden” gelen tepkiyi pazartesi akşamı gördük. Salı günü “dipten gelen tepki oturdu Dow Jones ve Bovespa yukarı döndü” dendiği anda çok sert satışlar geldi ve 13,500 direncini zorlamaya hazırlanan DOW bir anda 13,200-13,300 kritik bandına döndü. Bugün DOW’un burada kalıp kalamayacağı dünya piyasalarının gelişimi açısından “gösterge” olacak…

Sonuç 2: Dünya piyasalarındaki bir önceki bozulmanın sebebi “zirvelerin zorlanması” ve sonrasında oluşan “aşılamayan zirveler sendromuydu.” Şimdi dünya piyasaları yeniden zirvelere doğru zorlanıyor. Bu dinamik içinde petrolün yeni bir kanal açıp açamayacağı çok önemli. Sizlere net tavsiyem özellikle dolar-yen ve petrol fiyatlarındaki hareketi dikkatli takip etmeniz...Sahte bahar dediğimiz zirve zorlamaları sonrası “bir önceki diplerde tutunmakta bile” zorlanabiliriz…

Son söz: Dün gece DOW’daki hareket, bir gece olanların “sahte bahar” müjdecisi olduğunu ve aslında sorunların devam ettiğini gösterdi. Satışların altında birçok bahane var, bunları saymak anlamsız. Bu gece DOW’un yapacağı hareket çok önemli. 13,200-13,300 bandı aşağı geçilecek mi ? sorusuna bütün dünya yine cevap arayacak.

Not 1 : Bu yorumu yazdığım saatte İMKB 50,000-50,500 destek bölgesini, dolar kuru 1,3260 direncini ve dolar-yen 117,80 desteğini dalgalar şeklinde test ediyor…Önümüzdeki saatler “dikkatli” takip edilmeli…

Not 2 : Dolar kuru 1,3260’ı test etti ama kıramadı. Kısa vadede burası geçilemez ise özellikle Dünya bu gece yüne düzelirse yarın “1,30’u aşağı sorgular” hale geliriz…Yukarı hareketin devam etmesi için 1,3260 üstünde kalması gerekli…

Not 3: İMKB’de 50,000-50,500 desteğinden tepki gördük. Dünya piyasalarının gelişimine göre trend şekillenecek. Panik olmadan sorgulamakta yarar var..

Kaynak : Vatan Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 20:06:56
Mesaj: #26
'Dalga Devam Edecek, Yeni Başladı' (Yiğit Bulut)
"ABD'deki kredi endişesi zaten zirvelere gelmiş olan piyasalarda kar realizayonu arzusunu tetikledi. Çin bekleniyordu, ama darbe kredi piyasalarından geldi. Çünkü darbeler beklenen piyasalardan gelmez. Beklenmedik veya az beklenen taraftan gelir. Supreme kendi başına küçük bir sorun. Gerçekte çok büyük rakam değiller. Kredi piyasalarındaki algılamayı bozdukları için sorun başladı. Bu algılamanın bozulması özellikle satın alma ve birleşme piyasalarındaki kredilerinin azalmasına sebep oldu. Bu da hisse senetlerini ayakta tutan ana sebebin ortadan kalkmasıyla sonuçlandı.

Dalga devam edecek, yeni başladı. Arada mutlaka düzeltmeler olacaktır. Piyasalarda sakinleşmeye yönelik yükseliş hareketleri olacaktır ama çok aldanmamak gerekiyor. Dünyadaki tüm piyasalarda artık ana trend tutulmamak kaydıyla düzeltme başladı. Yeni zirve görülme ihtimali artık ortadan kalktı.

Kaynak : Vatan Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 20:08:51
Mesaj: #27
Danske Bank'tan Uyarı!
Danske Bank'ın bugün yayınladığı rapora göre, kredi pazarı ile ilgili endişelerin tekrar gündeme gelmesi, uluslararası piyasalarda riskten kaçışı hızlandırıyor. Henüz gelişmekte olan ülkelerin bu dalgadan çok fazla etkilenmediğine dikkat çeken banka, ancak bu durumun uzun süreli olmadığı görüşünde. Banka, gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye, Güney Afrika, Macaristan ve İzlanda ile özel olarak ilgilendiklerini belirtirken, bunun nedenini şöyle açıklıyor:

"Bu ülkelerin büyük cari açıkları ve dolayısıyla fonlanma ihtiyaçları var. Eğer kredi koşullarındaki bozulma sürerse, cari açıklarını kapatmak için fon bulma konusunda sıkıntıya düşebilirler. Sonuç olarak bu ülke piyasalarında ağır bir baskı oluşabilir ve bu durum kesinlikle bir alım fırsatı olarak algılanamaz..."

Yaşanan riskten kaçış eğiliminin geçtiğimiz sene mayıs-haziran döneminde yaşanan dalgalanmadan daha ciddi olduğuna işaret eden Danske Bank, yayınladığı raporda, "Gelişen ülke para birimleri bu kez daha az değer kaybetti. Ancak biz bunun sürdürülebilirliği konusunda şüpheliyiz" ifadesi kullanıldı.

Kaynak : Vatan Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
01.08.2007, 20:11:12
Mesaj: #28
Dünya Borsalarında Mortgage Endişesi
Dünya piyasaları, ABD mortgage piyasasının çökeceği endişesiyle sarsılıyor. Geçen hafta iki günde 2.1 trilyon dolar kaybeden Asya ve Avrupa borsaları bugün de yüzde 3 düştü.

Son sekiz aydır dünya piyasalarını tedirgin eden ABD mortgage piyasasındaki kriz derinleşiyor. American Home Mortgage Investment iflasın eşiğinde olduğunu açıkladı.

New York borsasındaki şirketin varlıklarını tasfiyesine ve Avusturalya'nın en büyük aracı kurumunun, iki fonundaki kayıplarına ilişkin açıklamaları hem ABD, hem de Asya borsalarında sert satışlara neden oldu.

New York borsası yüzde 1.1, Nasdaq yüzde 1.43 değer kaybetti. Tokyo borsası yüzde 1.64, diğer Asya borsaları yüzde 3.36 oranında düştü.

Avrupa borsaları açılışta yüzde 2 değer kaybetti. Avrupa'nın en büyük borsası Londra'da değer kaybı yüzde 2.5'e ulaştı. Paris ve Frankfurt borsalarındaki düşüş yüzde 3'e yaklaştı.

Türkiye'yi de etkisine alan satış dalgası borsanın ilk seansta yüzde 4.21 değer kaybetmesine neden oldu. Dün akşam 1.27 seviyesinden kapanan dolar kuru 1.3140 seviyelerine tırmandı. (İMKB'deki durumun detayları için tıklayın)

İlk etapta endeksin 50,500'e kadar gevşemesi yönündeki beklentilerini dile getiren uzmanlar, gün içinde yine Frankfurt Borsası ve Dow Jones Future'larının izleneceğini ve buna göre hareket edileceğini belirtiyor.

Endeksin 50,500 desteğini aşağı doğru kırması durumunda düzeltmenin nihai hedefi olan 3.7 cente (48,500 puan) kadar sürmesinin beklenebileceğini savunan uzmanlar, ayrıca bugün ABD'de açıklanacak ISM verilerinin de piyasalara yön vereceğini kaydediyor.

Haber: CNN TURK

Kaynak : Vatan Gazetesi

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:25:14
Mesaj: #29
Carry-tradeler Çözülüyor Gelişen Piyasalar Geçen Seneye Dönmekten Korkuyor
Küresel piyasalarda son bir haftadır süren tedirginliğin dün sıcak parada sert bir güvenli limanlara kaçış dalgası yaratması en çok gelişen piyasaları sarstı. Geçen sene ayıs-haziran döneminde tüm gelişen piyasalara ağır kayıplar yaşatan ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz artırım döngüsünden çıkmasıyla yatışan çalkantının tekrarlanabileceği kaygısı hakim. Gelişen piyasa tahvilleriyle ABD'nin gösterge 10 yıllık hazine tahvilleri arasındaki getiri farkı (spread) 10 baz puan artarak 228'e yükseldi. En çok kaybedenler ise Türkiye, Venezüella, Brezilya ve Filipin tahvilleri oldu. Dow Jones haber ajansına konuşan Danske Bank analisti Lars Christensen de görünümün kötü olduğunu ve en çok kırılganlığın Türkiye, Güney Afrika, Macaristan ve İzlanda'da görülebileceğini söyledi. Christensen "4 ülke de borçlarını döndürebilmek için büyük oranda yabancı sermayeye bağlı" diye konuştu.

HSBC'nin Londra'daki gelişen piyasalar stratejisti Juliet Sampson, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada "Subprime kredilerden kaynaklanan riskten kaçışın ikinci raundu başladı" diyerek düşük gelirlilere verilen yüksek faizli kredilerdeki batıklardan kaynaklanan endişelerin gelişen piyasaları da vurduğunu kaydetti. Sampson ayrıca batık kredilerin ABD ekonomisinde yavaşlamaya yol açacağı algısının devam etmesi halinde tüm dünyada borsaları aşağı çekeceğini de belirtti.

Risk iştahının oldukça canlı olduğu yılın ilk yarısında yatırımcıların risklerden ziyade getirilere odaklandığını belirten HSBC ekonomisti Fatih Keresteci, Referans'a yaptığı açıklamada gelişen piyasaların da risklerine rağmen bu ortamdan faydalandığını ve cazibe merkezi haline geldiğini hatırlattı. "Türkiye'nin de dahil olduğu bu ülkeler bu yılın ilk yarısında ciddi anlamda ralli ettiler. Hatta, Türkiye'deki siyasi riskler yerli yatırımcılarca dikkate alınırken yabancı yatırımcılar yüksek faiz nedeniyle bu riski görmezden gelmişlerdi" diyen Keresteci risklerin yeniden fiyatlandığı bir ortamda gelişen piyasaların da değişimden payını aldığını vurguladı. Keresteci, "ABD kaynaklı endişelerin sürmesi durumunda gelişmekte olan piyasalardaki satış baskısı da korunacaktır. Ancak, seçimler sonrasında Türkiye'de siyasi istikrarın yeniden tesis edilmesi ve cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin rahat atlatılacağına ilişkin kuvvetli beklentiler nedeniyle Türk piyasalarının göreceli olarak daha güçlü kalacağını tahmin ediyoruz" yorumunu da yaptı.

Carry-tradeler çözülüyor

Düşük faizli piyasalardan borçlanarak yüksek getirili piyasalara yatırım anlamına gelen carry tradelerin çözülmesi de gelişen piyasalar için tehlike sinyali. Yen, dün dolar karşısında son üç ayın en yüksek seviyesine çıkarak 118.30'dan işlem gördü. Sıfıra yakın faiz uygulayan Japonya'dan borçlanan birçok yatırımcı, Türkiye gibi yüksek faiz veren piyasalara yatırım yapmayı tercih ediyordu. Doğu Avrupa bölgesi için önemli bir carry trade kaynağı olan Çek kronu da dünkü endişelerden dolayı yüzde 0,34 artarak euro karşısında 3.5 ayın en yüksek seviyesine çıktı.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) ekim ayında görevi bırakmaya hazırlanan Başkanı Rodrigo de Rato, daha haftasonu gelişen piyasaların ekonomi kurmaylarına "Küresel sermayenin ani hareketlerine karşı dikkatli olun" uyarısı yapmıştı. "Finansal anlamda küreselleşmenin oranı 1970'lerle kıyaslandığında 3 kat arttı" diyen Rato, bunun göstergesi olarak da bir ülkenin yurtdışındaki gayrımenkul yatırımları ve borçlanmalarının gayrı safi yurtiçi hasılaya oranını esas aldı. 2004 itibariyle düşük gelirli ülkelerin yurtdışındaki yatırımlarının GSYH'ye oranı yüzde 100'ünün üstündeydi. Rato, Tayland'da yaptığı konuşmasında gelişen piyasaların kendilerini ani sıcak para çıkışlarına karşı korumaları gerektiğini, bunun için de makroekonomik politikaların ve esnek kurun önemli olduğunu vurguladı.

Kaynak : Referans Gazetesi 02.08.2007 Melis Şenerdem

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:28:07
Mesaj: #30
Türkiye'ye Gelen Yabancı Bankaların Bir Kısmı Çıkacak
Sektöre giren bazı yabancı bankaların hantal yapıları nedeniyle umduğunu bulamayacağını belirten BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, 'Birkaç yıl sonra tekrardan hisse satış veya devirlerini görebiliriz' dedi.

Yüksek büyüme potansiyeli ve kârlılık nedeniyle son yıllarda Türk bankacılık sektörüne olan yabancı ilgisi bütün hızıyla sürüyor. Türk bankacılık sektörüne olan yabancı ilgisini değerlendiren Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye'ye gelen yabancı bankaların bir kısmının umduklarını bulamayacaklarını belirterek, bir kaç yıl sonra tekrardan hisse satış ve devirlerinin görülebileceğini ileri sürdü.

Hantal olan duramaz

Yüksek kâr marjı nedeniyle gelen bankalardan bir kısmının hantal olduğunu belirten Bilgin, "Yabancı bankaların Türkiye'ye gelme nedenleri yüksek kâr marjı ve özellikle genç nüfustu. Ancak gelen bankaların bir kısmı hantal. Karar alma mekanizmaları yavaş. Türkiye’deki mevcut rekabet ortamında bu hantal yapıyla umduklarını bulamayacaklarını düşünüyorum. Birkaç yıl sonra tekrardan hisse satış veya devirlerini görebiliriz. Rekabet, bankaların satın alınmasından önceki raporlardaki göstergeleri alt üst etmiş durumda" dedi.

Yabancıdan kredileri geri çağırın talimatı

CNBC-e Business dergisinin ağustos sayısına açıklamalarda bulunan Bilgin, bankaların yabancı sermaye ilgisine cevap vermek konusunda özgür olduğunu belirterek, bu konuda herhangi bir kısıtlama olmadığını vurguladı. Ancak Bilgin, Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 90’ını oluşturan bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisindeki ağırlığına dikkat çekerek, ülke çıkarlarının önemine değindi.

Bilgin, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki gerginliğin ardından Türkiye’ye giren bir yabancı grubun, satın aldığı banka yönetimine, “kredilerde frene basın, geri çağırmaya başlayın” talimatı verdiğini söyledi.

Kamu bankalarının özelleştirilmesini de değerlendiren Bilgin, üstlendiği özel fonksiyonlar nedeniyle Ziraat Bankası’nın satılmaması gerektiğini savundu. Bilgin, kredi kartıyla taksitli satışlarda vadenin 12 ayla sınırlanması gerektiğini de söyledi.

Kaynak : Referans Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:34:44
Mesaj: #31
Merkez Faizde Haklı, Bütçeye Acil Önlem Şart (Erdal Sağlam)
IMF Türkiye Temsilcisi Hugh Bredenkamp, yılın ilk yarısında bozulan bütçe performansı için hükümetin gerekli önlemleri bir an önce uygulamasını isterken faiz indirimi konusunda Merkez Bankası'nın duruşunu desteklediklerini dile getirdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Temsilcisi Hugh Bredenkamp, 2007'nin ilk yarısında bozulan bütçe performansını düzeltici tedbirlerin bir an önce uygulanmasını istedi.

Bredenkamp, hükümetin harcamalarla ilgili gelişmeleri değerlendireceğini ve program hedefi içerisinde kalmak için gereken tedbirleri alacağını belirterek bu tedbirlerin enflasyonu düşürmeye, faiz oranlarının inmesine imkân vermeye ve cari işlemler açığını sınırlamaya yardımcı olacağını bildirdi. Bredenkamp, Merkez Bankası'nın faizler konusundaki kararlılığını desteklediklerini, mevcut enflasyon ve enflasyonun gelecekteki seyrine ilişkin beklentilerin hedefin oldukça üzerinde kaldığını vurguladı. Bredenkamp şöyle konuştu: "Merkez Bankası çok yakın gelecekte para politikasını gevşetme olanağı konusunda ihtiyatlı olmakta haklıdır. Hükümet, kamu harcamasını bu yıl için öngörülen program hedefiyle uyumlu hale getirmeyi sağlamaya yönelik olarak hızla harekete geçerek bir katkıda bulunabilir.

IMF'nin geçen 5 yıl boyunca Türkiye ile işbirliğini çok üretken olarak nitelendiren Bredenkamp, bundan sonrası için de "Türk hükümetinin faydalı olduğunu düşündüğü her tür yolla destek sağlayıp tavsiyelerde bulunmaya devam etmeye hazırız" diye konuştu. Bredenkamp, sorularımızı şöyle cevaplandırdı:

Bu hafta açıklanan haziran ayı bütçe rakamlarıyla birlikte mali disiplindeki bozulma belirgin hale geldi. Rakamları inceleyebildiniz mi, yıl sonuna kadar kamu harcaması yapılmasa bile, yıl sonu bütçe rakamlarına uyulması zor görünüyor. Yılın geri kalan bölümü için ek tedbir talebiniz gündeme gelebilir mi?

Kamu harcamalarında etkin bir kontrol, enflasyonu düşürmeye, faiz oranlarının inmesine imkân vermeye ve cari işlemler açığını sınırlamaya yardımcı olması açısından önemli bir role sahip. Bu yılın ilk yarısında harcamaların beklentilerin üzerinde seyrettiği doğru, ancak biz inanıyoruz ki eğer hızla harekete geçilirse, harcamalar halen, yılın tamamı için öngörülen toplam harcama hedefiyle tekrar uyumlu hale getirilebilir. Öyle gözüküyor ki beklenenden daha yüksek harcamaların birçoğu, 2007’nin daha sonraki dönemlerinde yapılacağı varsayılan proje ve ödemelerin öne çekilmesinden kaynaklanıyor. Eğer durum böyle ise bunun yıllık ödenekler üzerinde bir baskı yaratmaması gerekir. Hükümet harcamalarla ilgili gelişmelerin bir değerlendirmesini yapmak niyetinde olduğunu ve program hedefi içerisinde kalmak için gereken tedbirleri alacağını söyledi. Biz bu taahhüdü memnuniyetle karşılıyoruz ve tavsiyemiz, eğer herhangi bir tedbir gerekiyorsa bunun bir an önce uygulanmasının daha sonra uygulanmasından daha iyi olacağı yönünde.

Sağlık harcamalarındaki artış devam ediyor. Sağlık ve ilaç harcamaları ile ilgili şu andaki sistem sürdürülebilir mi, neler yapılması lazım, bu konuda üzerinde mutabık kalınan önlemlere uyuldu mu?

Aslında 2007’nin ilk yarısındaki sağlık harcamaları program beklentilerine çok yakın paralellik gösterdi ve bu da cesaret verici. Fakat geçmişte, hastanelerin ödemelere baz teşkil eden faturaları göndermeleriyle birlikte bazen program varsayımlarının üzerindeki nakit harcamalar bir gecikmeyle ortaya çıkmıştı. Sağlık Bakanlığı, ödenmemiş faturaların birikmemesini sağlamak için faturaların izlenmesiyle ilgili sisteminde son zamanlarda iyileştirmeler yaptı. Sağlık sektöründeki harcama kontrol tedbirlerinin gerçekten etkin çalışıp çalışmadığını belirlemeden önce bu izleme sisteminden gelecek raporları bekleyip görmek zorundayız. Burada amacın sağlık harcamlarında bir kesintiye gitmek olmadığını vurgulamak önem taşıyor. Aksine biz sağlık hizmetlerine erişimde artış olmasını, hem sosyal hem de ekonomik açılardan memnuniyet verici bir gelişme olarak görüyoruz. Fakat harcamaların dikkatle izlenmesi ve sistemde verimsizlikleri azaltmak için doğru teşvik edici unsurlara yer verilmiş olması herkesin yararına olur.  

Harcamalardaki artışın yanı sıra gelirlerde önemli düşüşler belirginleşmeye başladı. Bunun nedeni nedir, gelirlerde artış nasıl sağlanabilir?

Son gelir rakamları biraz karışık sinyaller veriyor. Yılın ilk yarısında toplam faiz dışı devlet gelirleri beklenenden yaklaşık yüzde 2 düşük çıktı. Ancak toplam içerisinde, doğrudan vergiler (Gelir ve Kurumlar Vergisi) program varsayımlarının üzerinde bir performans gösterdi. Eksiklikler KDV ve Özel Tüketim Vergisi tahsilatlarında görüldü. Bu sonuçların bir açıklaması şu: Genel olarak ekonomi canlı olmakla birlikte, üretimin daha çok ihracata yöneliyor olması ve iç talebe yönelik üretimin daha az olması sebebiyle ekonomi daha az vergi geliri üretti. Ancak bunun ne kadarının döngüsel ve ne kadarının da idari veya diğer teknik faktörlerle ilgili olup olmadığını belirleyebilmek için bu alanda daha fazla analize ihtiyaç var.

Elektrik zamları gibi yapılmayan KİT zamları kamu dengesini nasıl etkiledi? Bu durum daha ne kadar sürdürülebilir?

KİT dengeleriyle ilgili veriler ancak çok uzun bir gecikmeyle temin edilebildiği için KİT finansman dengelerinin program varsayımlarına nispetle nasıl geliştiğine dair bir görüş oluşturmak için çok erken. Ancak şuna kuşku yok ki girdilerinin maliyetleri dünya piyasalarındaki gelişmelere paralel seyreden kamu işletmelerinin, bu maliyetlerin tüketicilere hızla ve tamamıyla yansıtılmasına imkân verecek fiyatlama rejimlerine ihtiyaçları var. Enerji şirketleri bunun başlıca örneği. Sadece esnek fiyatlama mekanizmaları işletmelere zaruri yatırımları yapmak ve böylelikle hizmet sunumuna devam etmek ve altyapılarını iyileştirmek için ihtiyaç duydukları finansal istikrarı sunabilir. Ve eğer bu işletmeler hükümetin elektrik dağıtım şirketleri örneğinde planladığı gibi, başarılı bir şekilde özelleştirilecek ise iyi işleyen bir fiyatlama rejimi esastır. Dolayısıyla biz bunu önemli bir yapısal mesele olarak görüyoruz. Bu sadece belirli bir yıldaki finansal hedeflerin yakalanması meselesi değil, enerji gibi temel sektörlerin uzun vadede sağlıklı gelişiminin nasıl temin edileceği meselesidir.

Ekonomi bürokrasisi bile bu yıl yüzde 6,5’lik faiz dışı fazla hedefinin altında kalınacağını itiraf ediyor. Bu hedefte ne kadar ısrarlı olacaksınız?

Bizim anlayışımız şu ki hükümet bu yıla ilişkin mali hedefleri tutturma konusundaki taahhütlerine bağlı kalmaktadır ve bu hedefleri tutturmak için gereken tedbirleri alacaktır.

Sizce, IMF’le Türkiye ilişkisi ne olursa olsun, önümüzdeki yıllarda da yüzde 6,5’lik FDF hedefinin devam etmesi gerekiyor mu?

Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde iyileşen borç durumu veri olarak alındığında, GSMH’nin yüzde 6,5’inden daha az bir faiz dışı fazla vermenin uygun olacağı bir gün gelecektir. Fakat maliye politikası duruşu, süregelen makroekonomik şartlara ilişkin bir değerlendirme rehberliğinde belirlenmek zorundadır. Biz, devam eden yüksek faiz dışı fazlaların enflasyonu düşürmeye, daha düşük reel faiz oranlarına yol açmaya ve cari işlemler açığını sınırlamaya yardımcı olacağı gerçeklerini baz alarak, hükümetin 2007 yılı için yüzde 6,5’lik hedefi muhafaza etme kararını destekledik. Ayrıca ekonomik büyüme güçlüydü ve dolayısıyla ekonomiyi daha düşük bir faiz dışı fazla yoluyla uyarmaya gerek yoktu. Benzer değerlendirmelerin, 2008 ve sonrası için uygun olacak hedeflerin belirlenmesinde de göz önüne alınması gerekecektir.

2008 Mayıs ayından sonra IMF’nin Türkiye ile ilişkilerinin ne şekilde sürdürüleceği konusunda ekonomi yönetimiyle bir ön görüşmeniz oldu mu? Sizce, stand-by’ın yenilenmesine ihtiyaç var mı? IMF ile yapılacak bir yakın izleme anlaşması, Türkiye ekonomisindeki istikrarı koruyabilir mi?

Geçen beş yıl boyunca bizim Türkiye ile işbirliğimiz çok üretken oldu ve biz, Türk hükümetinin faydalı olduğunu düşündüğü her tür yolla destek sağlayıp tavsiyelerde bulunmaya devam etmeye hazırız. IMF ile ne tür bir ilişkinin Türkiye’nin gelecekteki çıkarlarına en iyi hizmet edeceğine dair karar, göreve başlayınca, hükümetin alacağı bir karardır ve onların alacağı karar bize rehberlik edecektir.

Türkiye, IMF ile anlaşmayı yenilemezse, örneğin yasayla kendine mali kurallar koyarak gerekli istikrarı sağlayıp, ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilir mi?

Birçok ülke kendilerine sıklıkla yasal veya hatta anayasal hükümler yoluyla kurallar koyarak bu kuralların orta vadeli bütçe politikaları ve beklentiler için bir çapa işlevi görmesini kendileri açısından faydalı bir yol olarak gördüler. Bu tür kurallar birçok değişik şekil alabilirler ve etkili olabilmeleri için bu kurallara, güçlü bütçesel kurumları, ileri düzeyde şeffaflığı ve etkin (tercihan bağımsız) gözetimi hedefleyen reformların eşlik etmesi gerekiyor. Türkiye’nin durumunda, kamu harcamalarını orta vadede kontrol altında tutacak ve böylelikle işgücü ve finansal işlemler üzerindeki ağır vergi yükünü azaltmaya imkân verecek bir kuralın özellikle faydalı olacağını düşünüyoruz. Eğer yeni hükümet Türkiye için bir mali kural düşüncesiyle ilgileniyorsa, bu konuda faydalanabilecekleri birçok uluslararası tecrübe bulunmaktadır ve bu hususta IMF bilgi ve tavsiyede bulunmaktan memnuniyet duyar.  

Gelirler politikasında bazı tehlikeler bizi bekliyor. Hükümetin bu konuda nasıl davranması gerekiyor, önerileriniz olacak mı?

Çalışanların ücretleriyle ilgili hükümet tarafından alınan kararlar ekonomideki tüm ücret belirleyicilere önemli sinyaller gönderiyor. Bu kararlar ayrıca firmaların fiyatlama davranışlarını da etkiliyorlar. Dolayısıyla bu tür ücret kararlarının ileriye dönük bakışlı ve hükümetin enflasyon hedefleriyle uyumlu olması önem arz ediyor. Özellikle geriye dönük endeksleme mekanizmalarının aşırı kullanımı dezenflasyon sürecini yavaşlatıyor ve bu da faiz oranlarının olması gerekenden daha uzun süre yüksek kalması zorunluluğunu doğuruyor.

Seçim süresince mikro reformlar, teşvik politikaları, istihdam üzerindeki yüklerin kaldırılması çok konuşuldu ve seçimi kazanan AK Parti’nin seçim bildirgesinde de yer aldı. Ekonominin gidişatı açısından bu sözlerin yerine getirilmesini, istikrarı bozacak bir tehlike olarak görüyor musunuz?

AK Parti seçim bildirgesinde ortaya konulan strateji, bizim geçen beş yıldır desteklemekte olduğumuz prensiplerle geniş anlamda bir paralellik arz ediyor ve önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ekonomik performansını daha fazla nasıl güçlendirmek gerektiği konusunda birçok güzel öneri içeriyor. Yeni hükümet, finansal istikrarı korumayı ve güçlü ve istihdam yaratan bir büyümeyi teşvik etmeyi amaçlayan yeni bir reform safhasını uygulamak yönünde seçmenlerden aldığı güçlü bir destekle göreve başlayacak. Biz onlara bu reformlar konusunda mümkün olduğunca hızlı bir şekilde harekete geçerek, tüm yeni seçilen hükümetlerin görev sürelerinin ilk birkaç yılında sahip oldukları fırsat penceresinden en iyi şekilde faydalanmalarını tavsiye ederiz.

Faizlerin düşürülmesi için talepler seçim sonrasında yeniden artmaya başladı. Türkiye sizce enflasyonla mücadelede başarılı oldu mu, gelinen seviyeler yeterli mi, faiz indirimi konusundaki talepleri nasıl görüyorsunuz? Para politikası uygulaması ve Merkez Bankası performansıyla ilgili düşünceleriniz nedir?

Diğer ülkelerde de görüldüğü gibi, enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek ve orada muhafaza etmek Türkiye’nin ekonomik performansını iyileştirmeye yardımcı olacaktır. Dolayısıyla biz Merkez Bankası’nın bu amaca ulaşmadaki kararlılığını destekliyoruz. Enflasyondaki 2006 baharındaki ani yükselişten bu yana, Merkez Bankası tarafından yürütülen para politikası yerinde olmuştur ve enflasyonun yönünü değiştirmekte başarılı olmuştur. Fakat, mevcut enflasyon oranı ve aynı zamanda enflasyonun gelecekteki seyrine ilişkin beklentiler hedefin oldukça üzerinde kalmaktadır. Dolayısıyla, Merkez Bankası çok yakın gelecekte para politikasını gevşetme olanağı konusunda ihtiyatlı olma konusunda haklıdır. Bu arada, hükümet, kamu harcamasını bu yıl için öngörülen program hedefiyle uyumlu hale getirmeyi sağlamaya yönelik olarak hızla harekete geçerek bir katkıda bulunabilir.    

Bankalar seçim sonrası “Merkez Bankası indirmese de biz faizlerimizi indiririz" demeye başladılar. Geçmiş deneyimleri de göz önünde tutarak, başta konut kredisi olmak üzere, kredi hacminde bir patlama, dolayısıyla enflasyonda talep baskısı söz konusu olabilir mi?

Kredi büyümesindeki keskin bir yükseliş ve buna bağlı olarak iç talepteki keskin bir artış ihtimali Merkez Bankası’nın faiz oranlarına karar verirken çok haklı olarak hesaba kattığı bir risk faktörü. Bu, önümüzdeki aylarda dikkatle izlenmesi gereken bir faktör.

Türkiye’nin, ABD’de yaşanan mortgage kredilerindeki sıkıntıdan ders alması gereken yönler var mı?

ABD’de mortgage piyasasının subprime olarak adlandırılan sektöründe gördüğümüz problemler, kredi kurumlarının, onlardan borçlananların  kredi değerliliği ile ilgili uygun standartları muhafaza etmelerini sağlamanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Genişlemesi ve gelişmesi beklenen Türkiye’deki mortgage piyasası, ekonomi için iyi olacak, fakat dikkatle yönetilmesi gerekiyor. Bankacılık gözetiminden sorumlu olan BDDK,  bankaların ve diğer kredi kurumlarının kredi değerlendirmesi ve risk yönetimine yönelik sağlam prosedürler uygulamalarını sağlamakta önemli bir rol oynayacak.

Türkiye ekonomisinin geleceği için en önemli riskleri neler olarak görüyorsunuz?

Türk ekonomisi şu anda çok iyi durumda ve geleceği çok parlak. Tüm pazar ekonomileri gibi, Türk ekonomisi de içsel veya dışsal şoklara maruz kalabilir. Fakat, eğer politika yapıcılar güveni destekleyecek doğru şartları sağlarlarsa, bu tür şokların sonuçları yönetilebilir. Tecrübe gösteriyor ki bu şartlar, mali disiplini, orta seviyelerdeki borçla birlikte, düşük ve istikrarlı enflasyonu, güçlü finans sektörü denetimini ve firmaların yatırımlarını artırıp istihdam yaratabilmelerine imkân verecek yapısal reformları içeriyor.

IMF Türkiye Masası gözden geçirme çalışmaları için ne zaman geliyor, tarih kesinleşti mi? İki gözden geçirmenin birleşmesi söz konusu mu?

Bu meselelerin, yeni hükümet göreve başlayınca, yeni hükümetle görüşülmesi gerekecek. Herhangi bir karar verilmedi.

Türkiye’ye ilişkin en çarpıcı gözleminiz nedir? Kişisel olarak düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Son üç yılı bu harika ülkede geçirdiğim için kendimi çok şanslı görüyorum. Bu ülkede yaşayıp da bu ülkeye ve insanlarına büyük bir hayranlık duymamak ve etkilenmemek imkânsız, kesinlikle benim tecrübem böyle oldu. Ben, bu üç yıl boyunca, Türkiye için ekonomik bir rönesanstan hiç de aşağı kalır bir yanı olmadığına inandığım bir sürece tanıklık etmiş olmaktan dolayı kendimi özellikle şanslı addediyorum. Tarihte yaşadıkları tecrübeler göz önüne alındığında, pek çok Türk, doğal olarak gelecek konusunda ihtiyatlı hatta kötümserliğe eğilimli oldukları dahi söylenebilir. Fakat ben inanıyorum ki iyimser olmak için artık iyi temeller var. Başarının temelleri atıldı. Mevcut yönü muhafaza ederek ve şimdiye kadar başarılanların üzerine yenilerini inşa ederek, Türkiye, son yılların tüm yoğun çalışmalarına değecek  sürdürülebilir ve geniş tabanlı bir refahı bekleyebilirler.

CARİ AÇIK İÇİN YABANCIYA GÜVENMEK KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİL

Cari açık Türkiye ekonomisi için hâlâ risk mi? Risk ise nasıl giderilebilir?


Cari işlemler açığı Türkiye’deki büyük yatırım fırsatlarının yurtiçi tasarrufları aştığı gerçeğini yansıtıyor ve bu durum bir süre daha böyle olmaya devam edebilir. Yabancı tasarruflara güvenmek öyle kötü bir şey değil. Bu tür sermaye girişleri büyümeyi desteklemeye yardımcı olabilir fakat bu, beraberinde, yatırımcı güveninde olumsuz değişikler olması durumunda döviz kurunda önemli değişimlerin olabilmesi riskini getiriyor. Böylesi bir risk giderilemez ancak iyi politikalar yoluyla birçok şekilde sınırlandırılabilir. Mali disiplin ve düşük, istikrarlı bir enflasyon yatırımcı güvenini desteklemek için önemli. Dalgalı döviz kuru rejimi özel sektörü aşırı döviz kuru riski almaktan caydırarak bu yönde yardımcı oluyor. Kamu sektörü, yabancı para cinsinden veya yabancı paraya endeksli borçlarının payını düşürerek kendisini koruyabilir. Ve bankacılık gözetiminden sorumlu olanlar bankaların döviz kurundaki dalgalanmalara karşı pozisyonlarını dikkatlice yönetmelerini sağlayabilirler.

Kaynak : Referans Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:43:48
Mesaj: #32
ABD Borsalarında Sürpriz Yükseliş
Son haftalarda global piyasalarda yaşanan çalkantının en büyük sebebi olan ABD borsalarında dün sürpriz bir yükseliş hareketi yaşandı.

Gün boyunca sorunlu mortgage kredilerine yönelik endişelerle zayıf bir görüntü sergileyen borsalar, gün sonuna doğru
gelen hızlı alımlarla toparlandı ve yüksek bir kapanış gerçekleştirdi. Dow Jones yüzde 1.14 artışla 13 bin 362 puana çıkarken, endekste yer alan 30 hisseden 28'i değer kazandı.

ABD'deki hareketi değerlendiren analistler, kapanışa yakın gerçekleşen bu yükselişin beklentilerin çok üzerinde olduğu konusunda birleşiyorlar. Gün boyunca düşük seyreden borsada kapanışın da benzer bir şekilde gerçekleşeceği beklentisi hakim iken, piyasalarda bir anda yön değişti. Yükselişte, şirketlerden gelen olumlu kar rakamlarının yanında ikinci el ev satışlarının yüksek gerçekleşmesi ve üretim endeksinin ekonomideki canlılığın devamına işaret etmesi etkili oldu.

Ancak piyasalara asıl olarak beklentilerin yön verdiğini kaydeden uzmanlar, bekleyiş ve algılamalardaki değişikliklerin borsalardaki yönü de belirlediğini söylüyor. Dünkü harekette de borsanın fazla düştüğüne ve artık hisselerin ucuzladığına karar veren yatırımcıların alımları etkili oldu.

Borsalarda bundan sonraki hareketin yönünü belirlemek kolay değil. Ancak piyasada ağır basan beklenti, yaşanan bu hareketlerin bir düzeltme niteliği olduğu ve endekste trend kırılmalarının gerçekleşmeyeceği yönünde. Fakat dalgalı ve oynak seansların bir süre daha sürmesi bekleniyor.

Kaynak : Vatan Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:46:48
Mesaj: #33
Yüksek Faiz “Sizde Hastalık Var” Diyor Ama... (Yiğit Bulut)
Sığmadığı için başlığı yeniden yazacağım; Türkiye’de gördüğümüz faiz seviyesi “Sizde hastalık var” diyor ama kimse inanmıyor...

Bana “Türk piyasaları ne olur” diyenlere teknik ve temel kriterleri “ sıralıyorum ama arkasından, çok dürüstçe söylemem gerekirse, aynen şu cümleyi içimden geçiriyorum; Pakistan’dan bile yüksek faizle borçlanan bir ülkenin “reel olarak” çalışan finans piyasalarından mı bahsediyoruz. Düşürün faizi ” dünya dinamikleri ile olması gereken yere, sonra ne olur gerçekten konuşalım...

Sevgili dostlar, bugün izin verirseniz “piyasadan” bahsetmek yerine “içimden geleni” ortaya dökmek ve “Bu kadar yüksek faiz veren bizden başka hangi millet var?” sorusuna “yaratıldığı iddia edilen” ekonomik mucize kavramı eşliğinde bakmak istiyorum...

Ekonomik mucize yarattık değil mi; dünya genelinde “harita üzerinde dahi görülmeyen yerlere para akarken, hâlâ yüzde 18’lerde borçlanıyoruz!

Bu noktada yeni bir soru soralım; “yüksek kalan faiz” kimin için olumlu ?

Siz yorulmayın, hiç zahmet etmeyin; ben söyleyeyim: Parayı yani borcu veren ve sistemi dengede tutmak açısından diğer taraftan “fazlasıyla” alan için olumlu...

Daha açıkçası; borç veren para sahipleri, bankalar ve borç alıp kuyruğu dik tutmaya çalışan siyasi otorite için... Bunun sokak ağzı ile söylenişi; parayı veren düdüğü çalıyor, bizim değerlerimizden borç aldığı parayı kat kat fazlasıyla geri veren siyasi otorite de bundan siyasi rant sağlıyor...

Peki bu dengede “yüksek faiz ile hayatı” sürdürmeyi ekonomik mucize olarak “bizlere” sağlayan siyasi otoritenin “hedef kitlesi” yani vatandaş nerede?

Cevap çok zor değil; bu kazanç döngüsünde “halk, vatandaş” yok!!

Sonuç 1: Türkiye’deki toplam paranın yüzde 90’ından fazlasının yüzde 10’un elinde olduğunu bilir ve bu gerçeğe Türkiye’ye rant kazanmaya gelen yurtdışı kaynaklı para gerçeğini de eklerseniz, ortaya şöyle bir sonuç çıkar: Faiz yükselince, Türk halkı cebine girmesi gereken paranın daha büyük bir bölümünü ‘risk görüp’ daha fazla prim talep edenlere aktarıyor...

Sonuç 2: Matematik ispat mı istiyorsunuz? Çok uzağa gitmeyin; 2004 yılında halk olarak 70 katrilyon, yani o günün kuru ile 52 milyar dolar faiz harcamamız var. Soralım; bu para nerede?

Sevgili dostlar, kutsal kitaplara bile ‘haram’ tespiti ile giren ve modern ekonomistlerin ‘katalizör’ veya ‘dengeleyici’ olarak tanımladıkları faiz dinamiği, ekonomideki hastalığın belirtisidir... Hastalık yayıldıkça faiz artar, hastalık azaldıkça faiz düşer... Hastalığın her zaman ‘gerçek’ olması da gerekmez, sanal ve beklenti kırılması odaklı da olabilir... Sebebi de çok açıktır; sağlıklı bir ortamda sizinle beraber bu ülkede paralarını tutmak isteyenler sizden ‘düşük risk’ primi talep ederler. Ortam bozuldukça ve algılama değiştikçe risk primi istekleri artar ve sonunda, siz onları davet etmemenize rağmen sistem öyle kurulduğu için, aynen 2004 yılında olduğu gibi, bütçenizin yarısını onlara aktarır hale gelirsiniz...

Sonuç 3: Faiz, bir ekonominin dengeleyicisi gibi görünse bile aslında sistemi kuranların kurnazlığı sonucu “varlık transfer eden” yerine “çözüm” gibi gibi görünen bir dinamiktir... Siz “denge konumunda” kaldığınızı düşünürken, sizin denge konumunda kaldığınızı sanmanızın bedeli “varlıklarınızın transfer edilmesidir...”

Son söz: Sistem gereği siz hiçbir şey yapmasanız dahi bir süre sonra yüksek faiz talebi doğabilir. Ülkeler krize girer, sonra yeniden sakinleşir. Bu da sistemi kuranların ‘dayandığı “büyük birader” mantığı içinde’ tez-antitez döngülerinin çalışarak ‘birilerini daha zengin’ ettiği yapıdır...

Kaynak : Vatan Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.08.2007, 20:50:38
Mesaj: #34
Piyasalarda “Bugün Gelen Bahar” Ne Kadar Gerçekçi? (Yiğit Bulut)
DOW’un hafta başında 13,200 bölgesine çarparak verdiği tepki ile Türk borsasına ve dolar kuruna “birinci bahar” gelmiş fakat 52,500 üstüne çıkan endeks ve 1,28 bölgesine gerileyen kur; bir gün sonra oluşan dalga “ile” yeniden “dip-zirve” bölgelerine dönmüşlerdi…

Kur, oluşan “bozulma içinde” 1,3260 kısa vadeli direncini test etti. Borsa ise 52,500 üstünden satılarak 50,000-50,500 “kanal desteğini” aşağı zorladı…

Bu geri çekilme ve dolarda oluşan hareket sırasında “aklımızda” bir soru vardı, dün gece bütün dünya piyasaları da aynı soruya cevap aradılar; “DOW, ana destek bölgesi olan ve son dört geri çekilmede aşağı kırmadığı” 13,200 bölgesinden tepki verecek mi ?”…

Beklenen tepki seansın kapanışına yarım saat kalana kadar gelmedi. Herkes “bitti” hedef 12,500 dediği “anda” alımlar geldi ve Türkiye saati ile 22:30 sonrasında yani ABD’de kapanışa çok az bir süre kala endeks 13,200-13,350 bandına girdi, hatta kapanışta 13,350 üstünde kaldı…

DOW’un son dakika tepkisini “5 dakikalık grafikler” üzerinde aşağıda görebilirsiniz…

[Resim: 020820071126529006321_3.jpg]

Yukarıdaki grafik üzerinde gördüğünüz gibi; “son yarım saate kadar”; hareket 13,200 bölgesinde seyrediyor hatta bazen altına dahi geriliyor, kapanışa doğru “tepki” geliyor.

Bugün bazı gazetelerde ve TV kanallarında “ilginç alım”, “ucuz olduğu anlaşılan senetlere talep geldi” gibi haberler var…

Tek kelimeyle: uydurma, komik söylemler !

“Ne oldu ?”; Son yarım saatte “ucuz” olduğunu mu anladılar ve 13,350 üstüne kadar aldılar !

Bu haberler tamamen “rasyonalize etme” mantığına, olanı “kılıflama” gereğine dayanıyor…

Sevgili yatırımcılar, olanı “sonradan” aklileştirmeye çalışmadan çok açık tespit edelim; pozisyon sahipleri burayı aşağı kırıp bütün dünyayı paniğe sevk etmektense, mal boşaltmakta daha kolay bir yöntem olan “yukarı-aşağı” taktiği kullanıyorlar. Verebildikleri kadar veriyorlar, tam diplere gelince, dünya “dönecek mi” diye sorarken, “dönüp” aslında olumlu bir şey olmamasına rağmen o dönüşü “olumlu” gibi algılatıyorlar…Önce kaybettir, sonra buldur, sevindir ! Aslında “marjinal bir fayda”, katma bir değer yok ! Bu arada ana pozisyondan eksiltiyorlar…

Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor; malları tamamen realize etmek mi istiyorlar ? Bir miktar realizasyon istiyorlar ama “satmak isteyenler de kararsız”. Ya dünya “yeni bir genleşmeye doğru kayarsa”…

Çıkarım 1: DOW’un tam olarak dipten dönmesi mutlaka “bize” olumlu yansıyacak ama bir önceki dönüş ve sonrası olanları unutmamak lazım…Eşeğini kaybettir, buldur mantığı “ilk dalgada olumlu” etki yapacaktır ama “sonrasında” dinamiği taşımaya yetmez…

Peki Türkiye’de neler oluyor ?

Dünya genelinde olanları bir kez daha tespit edelim;

1- DOW 13,200 altına sarksa bile buradan gelen tepki ile 13,350 üstünde kapanmayı başardı. Ana soru: 13,500 üstüne çıkabilecek mi ?

2- BOVESPA 53,000 desteğini test etti fakat 54,000 bölgesi üstünde kapandı. 54,000-55,000 bandını yukarı geçebilecek mi ?

3- Dolar-Yen 118,50 üstünde kalmayı deniyor. 117,80 kritik bölgesinden tepki verdi.

Çıkarım 2 : Dolar kurunda bugün yeniden 1,30 altına sarkmayı deniyoruz. Dün 1,3260 direnç bölgesine çarpan kurun burada “net bir satışla” karşılaştığını gördük. Bu satışın eldeki son veriler ile bugün de devam etmesi normal. Gün içinde 1,30-1,28 bandında kalmayı deneyeceğiz. Eldeki veriler ile özellikle DOW 13,500, dolar-yen 120 üstüne çıkmadan; 1,28 kısa vadeli dip.

Çıkarım 3 : İMKB’de 51,500-52,500 bandına girmeyi deneyen bir dinamik görüyoruz. 52,500’e yaklaştıkça satış geliyor. Bir önceki dalgada DOW 13,500 sınırına kadar tepki verince İMKB’de 52,500 üstüne çıkmıştı…DOW’da bu gece alım devam ederse; “İMKB’de 52,500 üstü zorlanır mı” sorusu akla gelebilir. DOW’u bu gece de almazlarsa yani 13,200’den başlayan tepki devam etmez ise “dikkatli olmakta” yarar var…

[Resim: 020820071127174749324_3.jpg]

5 dakikalık grafik üzerinde görüldüğü gibi 51,500 desteği önemli…

Çıkarım 4 : Dün gece DOW’a gelen alım ile “algılama” yeniden olumluya döndü ama bir önceki hareketi ve özellikle 13,500 sınırından DOW’un çok sert satıldığını unutmamak gerekli…Bu gece çok önemli. 13,350-13,500 bandını çok dikkatli takip etmekte yarar var…

Çıkarım 5 : Amerika’da DOW’un yukarı döndüğünden emin olmamız için 13,500 üstünde taban oluşturması lazım. Bunu görmediğimiz sürece “içeride oluşacak ani dalgalara” karşı çok dikkatli olmakta yarar var...

Sevgili yatırımcılar, Son 12 saat içinde oluşan yurtdışı veriler ile İMKB 51,500-52,500 bandına girmeyi deniyor. Dolar kuru da; dün kıramadığı 1,3260 sonrası 1,28-1,30 bandına geri çekilmiş durumda. Bu gece “yurtdışı olumlu” kalmaya devam ederse; biz de bu sınırlar içinde kalabiliriz. Ama yurtdışı bozulur ve özellikle DOW 3. kez 13,200’ü aşağı denerse (bu sefer kırar) bizde de ani bozulmalara hazır olun !

Not : Ankara’da Abdullah Gül’ün adaylığına karşı olan cephede saflar sıklaşıyor. İçeride “siyasi sistemi risk” artıyor…

Kaynak : Vatan Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
03.08.2007, 9:44:38
Mesaj: #35
Hedge Fonlara Kontrol Geliyor (Süleyman Yaşar)
Başta “hedge fonlar” olmak üzere yatırım fonlarının, piyasalarda her an dalga yaratabileceği düşüncesi, herkesin korkulu rüyası haline geldi. Avrupa Birliği (AB), hedge fonlarla birlikte tüm yatırım fonlarına karşı yeni önlemler geliştiriyor. Bu önlemlere ilişkin ilk adım atıldı bile. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, bundan böyle “altın hisse” yoluyla yatırım fonlarına karşı kendi şirketlerini korumaya çalışacaklar.

Almanya Başbakanı Angela Merkel yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile anlaşmaya vardıklarını uzay ve savunma sanayii alanında çalışan şirketlere altın hisse koymayı kararlaştırdıklarını söyledi. Altın hissenin amacı “kötü niyetli” fonların gizli amaçlarına ulaşmalarını engellemek.

Avrupa'yı, özellikle arkasında devletlerin bulunduğu yatırım fonları korkutuyor. Bu fonlar, yeni bir oluşum olarak değerlendiriliyor ve bunların parayı çok büyük miktarlar halinde kontrol ettikleri biliniyor. Avrupalı politikacılar ve bürokratlar bu yeni tür fonları, ekonomik amaçlarla hareket etmeyen yatırım fonları olarak niteliyorlar. Çin ve Rusya’nın yatırım fonları kurarak ekonomik amaçlardan ziyade politik amaçlarla hareket ettiğini, gittikleri ülkenin enerji ve savunma sanayilerini çökerteceklerini düşünüyorlar. Avrupalı yöneticileri endişeye sevk eden bu yatırım fonları adeta birer “politik hedge fon” gibi kullanılıyor.

Oysa klasik hedge fonlar, açığa hisse senedi satışı yapan ve bunun riskini başka bir şirketin hisse senedini satın alıp dengeleyen yatırım fonlarıdır. Hedge fonların izledikleri bu yatırım stratejisi bile piyasalarda büyük bir risk yaratıyor. Bu fonlardan kaygılanmak ve önlem almak gerçekçi bir davranış oluyor. Fakat Avrupa’nın esas korkusu klasik hedge fonlar değil, Avrupa politik amaçla şirket satın alıp, girdiği ülkenin enerji ve savunma sistemini adeta çökertmek ister gibi davranan bu “politik hedge fonlar”dan korkuyor.

Bu politik amaçlı yatırım fonlarından korunmanın çeşitli yöntemleri var. Bunlardan çağdaş hukuk sistemi içinde en etkin olanı “altın hisse” uygulaması. Altın hisse, tek bir hisse ya da belli bir hisse oranı olarak kategorize ediliyor. “Altın hisse”ye diğer hisselerden farklı olarak bazı konularda imtiyaz veriliyor. Bu imtiyazlar, “sermaye artırımına karar verme, şirketin faaliyet konusunu değiştirme, şirketin tasfiyesi, şirket hisselerinin satışında ön izin verme” gibi şirketin varlığını sürdürmesini sağlayan konulardan oluşuyor. Altın hisse uygulaması ilk defa Britanya’da özelleştirme uygulamalarında gündeme geldi. Britanya özelleştirdiği 40 şirkete kötü niyetli şirket alıcılarına karşı altın hisse koydu. Bunların büyük bir kısmı “süreli” altın hisseydi ve süreleri doldu. Bazıları da süresiz altın hisse olarak düzenlendi, bunlar hâlâ uygulanmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği, aslında altın hisse uygulamalarını kaldırmak için kararlar almıştı. Britanya’yı da altın hisseleri kaldırması için sürekli uyarıyordu. Çünkü altın hisse zamanla yabancı sermayeye karşı bir korunma aracına dönüşüyor. Rekabeti bozuyor, piyasa oyununu yerli yatırımcı lehine işletiyor.

Tabii bu noktada şu soru gündeme geliyor: Avrupa’nın altın hisse kararı acaba birliğin bütünleşmesinde bir olumsuzluk yaratır mı? Avrupalı politikacılar bu soruya, “Biz Avrupa Birliği altın hissesi yaratacağız” cevabını veriyorlar. Avrupa Birliği altın hissesi, Avrupa’nın çıkarlarını koruyan bir altın hisse olacakmış. Onlara göre ulusal çıkarı gözeten değil “hedge fonlara” karşı Avrupa’nın çıkarını gözeten bir araç gündeme getiriliyor.

Türkiye’ye gelince... Türkiye özelleştirme uygulamalarında “altın hisse” yöntemini 1986 yılından beri kullanıyor. Bunlardan bazıları özelleştirilen şirketlerde yürürlükten kalktı ama Petkim, Türk Hava Yolları (THY) gibi şirketlerde altın hisse uygulaması sürüyor. Bu yüzden endişelenmeye gerek yok. Avrupa’nın bu yeni yaklaşımı doğrultusunda artık şirket alıcılarının ön incelemelerinin ayrıntılı yapılması gerekiyor. Petkim’de belki atlandı ama bundan sonra şirketleri satın alanların gerçek kimliklerine dikkat etmekte yarar var. Bunun için yeni yollar denenebilir. Belki de yabancı fon incelemelerinin Amerika’da olduğu gibi Yabancı Sermaye Komitesi tarafından yapılması daha sağlıklı olabilir.

Kaynak : Referans Gazetesi 02.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
03.08.2007, 12:40:04
Mesaj: #36
Bizi Buraya “Avrupa Birliği Senaryosu” Getirmedi... (Yiğit Bulut )
Nereye getirmedi sorusuna cevap vererek başlayalım: Son 4 yılda 70 milyon dolara satılamayan arsalar 700 milyon dolara, 2 milyara satamadığımız Türk Telekom 13 milyar dolara, 2001-2002 döneminde “piyasa değeri 100 milyon dolara düşmüş bankalar” 60 kat fazlasına satıldıysa; “ana dinamikleri bu algılama içine getiren Avrupa Birliği senaryosudur” diyenler bana göre çok yanılıyor...

Peki “fiyatları” kökten kaydıran değişim, Avrupa Birliği projesinin yarattığı algılamadan kaynaklanmadıysa “nereden” kaynaklandı?

Tek cümleyle arz edeyim; yaşadığımız değişimin ana motoru 11 Eylül saldırısı sonrası ortaya çıkan ‘yeni dünya düzeni’ ve bu yapının ‘merkezinin’ bölgemizde olması. Daha değişik ifadesiyle “dünyanın merkezinin kayması.”

Bu noktada soralım; yaşananları “Avrupa Birliği süreci” ile açıklamaya çalışanlar ve “müzakere süreci Türkiye’yi itiyor, uçuruyor” gibi teşhisler koyanlar neyi atlıyor?

Sevgili dostlar, geldiğimiz nokta çok açık; sadece İstanbul’da değil Moskova’da da ‘4 milyar dolara’ bina satılıyor. Bu satış ‘İstanbul’da 100 milyon dolara’ satılan arsanın 700 milyon dolar etmesi ile aynı dinamik üzerinde şekilleniyor. Londra’nın doğusuna geçmemiş bankacılar İstanbul’da, Moskova’da, Kazakistan’da yerleşiyor. Kısacası; dünya değişiyor, merkezi “yeniden bulunduğumuz bölgeye” kayıyor, bu kayışın içeride net olarak etkileri görülüyor ve Türk kamuoyunda bazıları inatla hâlâ “bu etkilerin ana sebebi AB” deyip duruyor...

İşin sadece “iddia” olmaktan daha vahim detayları da var. İlk ihalede 1.6 milyar dolara kontrol hissesi satılan Tüpraş, ‘en az 6.5 milyar dolar eder’ tezimize gülenler; sürecin ne kadar başında olduğumuzu kestiremedikleri için ’her an AB ile işler bozulur, fiyatlar düşer’ korkusu içinde patronlarına ‘ellerindeki uzun süredir maliyetine katlandıkları’ mallarını yok fiyata sattırdı. Aynı hataya siyasi otorite de düştü. Cumhuriyet’in birikimi olan kamu değerlerini ‘aman ne iyi fiyat’ diyerek ‘blok’ olarak devrettiler... Örnek mi vereyim? Bugün “iyi fiyata sattığımızı iddia ettiğimiz” kamu değerleri satış bedelinin 2-3 katına ABD ve AB bankalarında kapalı kapılar ardında “sorgulanıyor...”

Sonuç 1: Bu noktada “her şey Avrupa Birliği ile oldu” diyen arkadaşlara şu soruları da sormak isterim; Brezilya borsa endeksi Bovespa’yı 8000 seviyesinden 52.000’e dört yılda getiren, Çin borsasını 2005 ortasından 2007 Mayıs ayına kadar dört katına taşıyan ve son olarak 150 milyon dolar üstünde ‘satış olmayan’ Moskova’da 4 milyar dolara ‘mülk sattıran’ dinamiğin de altında acaba AB mi yatıyor?

Sonuç 2: İçinde bulunduğumuz bölge sadece son 4000 yıllık dünya tarihini bile aldığımızda ‘defalarca dünyanın merkezi’ olmuş bir konuma sahip. 2001 Eylül saldırısı ‘dünya üzerinde yeniden sarkacı harekete geçirdi’ ve ‘yeni dünyanın merkezi’ yine burası. Bu noktada 1997 yılında Clinton’un açıkladığı ‘yeni bir yüzyıl için strateji’ belgesine bir göz atmanızı ve orada ‘ABD’nin bu bölgeye nasıl yerleşeceğinin planlarının ilk ipuçlarının verildiğini’ görmenizi de tavsiye ederim. Bu belge sonrası Türkiye’de yaşananlar; krizler, siyasi tablodaki değişim, cinayetler, iflaslar, süper yetkiler ile gönderilen bakanlar, parti içi çekişmeler, el konan bankalar...

Sonuç 3: “Tarihin sarkacı” bizi yeniden ‘dünya sisteminin merkezine oturttu’ ve içeride bazılarımız inatla bu büyük değişimi ve ülkemizin ‘bulunduğu yer itibarıyla önemini’ ısrarla gölgeleme-Türkiye’yi AB gibi kısır bir proje peşinde sürükleme çabasında...

Sevgili dostlar, bu yazıyı okuyan her Türk vatandaşından bir ricam var; ne AB projesi, ne de hükümetin iddia ettiği “ekonomik mucize”, bunlar hepsi “ana sebepler” üzerine kondurulmuş “gerçek” olmayan sunumlar... Derine lütfen bir bakın ve “Türkiye’nin önüne gelen tarihi şansı” bir daha sorgulayın...

Kaynak : Vatan Gazetesi 03.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
05.08.2007, 15:29:45
Mesaj: #37
Küresel Yatırımcı Panik Psikolojisinde, Satış Dalgası Nörofinansla Açıklanabilir
Son bir haftadır Güney Kore'den Türkiye'ye, Avrupa'dan ABD borsalarına kadar tüm dünya çapında ABD'deki subprime krizi kaynaklı yüzde 8'leri geçen düşüşler yaşandı. S&P 500, FTSE 100 ve Nikkei gibi önemli endeksler 2002'den bu yanaki en kötü düşüşlerini son 2 hafta içinde yaşadı. S&P 500 yüzde 6'lık, FTSE100 yüzde 8'in üzerinde, Nikkei 225 endeksi yüzde 6, Almanya'nın XETRA-DAX endeksi ise yüzde 9'luk kayıplar gördü. Piyasalardaki kırılganlığın göstergesi olarak kabul edilen VIX endeksi yükelmeye devam ediyor. Kredi piyasalarına duyulan güveni ölçen ve Avrupalı yüksek riskli tahvilleri (çöp tahvil) takip eden ITraxx ve teknoloji hisseleri kırılganlığını gösteren VNX endeksi de artışta.

Düşük gelirlilerin yüksek faizle aldığı subprime kredilerinde geri ödemeler konusunda son 10 yıldır hiç olmadığı kadar zorluk yaşanıyor. Subprime kredilerine dayanan tahvillere yatırım yapan fonlar ise zarar üstüne zarara giriyor. Standard&Poor's (S&P) ile Moody's gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının yatırım bankası Bear Stearns'ün subprime krizinden vurgun yemiş yatırım fonlarının notunu indirdiğinden beri ise küresel piyasalarda bir satış rüzgarı esiyor. Ve dünya borsalarında geç bir Mayıs-Haziran dalgalanması yaratan bu satışların sebebi olarak da ABD'deki subprime piyasası krizi gösteriliyor. Ancak uzmanlara göre aslında resmin bir de görünmeyen kısmı var ki aslında tüm bu satışlara ne matematiksel ne de finansal bir açıklama getiriyor.

40 ila 20'li yaşlardaki yatırımcının risk algısı farklı

"ABD'de sub-prime konut kredilerindeki sorunların tetiklediği satış baskısı risk algılamalarında bozulmaya yol açtı ve küresel bir satış dalgası yarattı. Bu harekette psikolojik sebepler de etkili oldu. Görünürdeki sebep kredi piyasasındaki olumsuzluk olsa da bu olumsuzluk karşısında yatırımcı psikolojisindeki değişmenin daha etkili bir sebep olduğuna şahit olduk." diyen HSBC Hazine Stratejisti Fatih Keresteci, bu eğilimi davranışsal finans akımı ile açıklıyor.

Referans'a konuşan Fatih Keresteci'ye göre son dönemde sıkça kullanılan "risk iştahı ve risk algılaması" ibareleri de yatırımcıların finansal araçları fiyatlarken temel varsayımları nasıl bir ruh hali içinde değerlendirdiklerini gösteriyor. Yatırımcıların son dönemdeki kar/zarar durumları, işlem yapılan tarih, yatırımcının yaşı ve cinsiyeti, geleceğe ilişkin beklentileri, tercihleri gibi gibi psikolojik nedenlerin fiyatlamalarda oldukça belirleyici hale geldiğini söyleyen Keresteci, yatırımcıları adına yatırım yapmadan önce ilk olarak "kaç yaşında olduklarını, hayatlarında hiç kumar oynayıp oynamadıklarını" sorduğunu söylüyor. "40 yaşındaki bir adam ile 20 yaşındaki birinin risk algılaması farklıdır" diye konuşan Keresteci, her iki yatırımcının da finans piyasalarındaki fiyatlamalarının birbirinden farklı olduğunu belirtiyor. Keresteci psikolojik faktörlerin etkisiyle yaşanan piyasa dalgalanmalarını "Eğer yatırımcı son dönemde ciddi zarar etmişse ufak bir karda dahi realizasyona gidebilir. Ufak bir zararda ise çok temkinli olduğu için hemen satış yapar. Bu davranış biçimi genele yayılırsa yatırım yapılan ürün fiyatında aşırı dalgalanma olur. Böylelikle, temel nedenlerden bağımsız olarak psikolojik nedenlerin tetiklediği bir dalgalanma gerçekleşir." şeklinde açıklıyor.

2001 çalkantısının günah keçisi FED bu kez suçsuz

Finansal piyasalardaki hareketleri öncelikle birey, sonrasında ise toplum psikolojisi ile açıklamaya çalışan davranışsal finans ya da diğer adıyla nörofinans son dönemde oldukça popüler bir alan haline gelmiş durumda. Uzmanlara göre son birkaç haftadır yaşanan ve geçen hafta iyice hızlanan küresel satış dalgasının arkasında subprime krizinden ziyade küresel yatırımcıda oluşan "panik psikolojisi" yatıyor. Yani küresel yatırımcının son iki haftadır yapmış olduğu satışların tamamen psikolojik olduğu iddialar arasında. Asian Times'da yayımlanan bir makalede de şu anda dünya çapında yaşanan satışların tamamen subprime krizi kaynaklı olduğunu söylemenin ve bu krizin sona ermesi halinde herşeyin düzeleceğini düşünmenin yanlış olacağı yorumu yapılıyor. 2001 yılında ABD'deki teknolji hisselerinde yaşanan ünlü "dotcom" faciasında ABD Merkez BankasI (FED) günah keçisi ilan edilmişti. Ancak son bir yıldır FED faizini değiştirmedi. Kısacası bu kez yaşanan satış dalgasının sorumlusunun ne FED olduğu ne de tamamen subprime krizinden kaynaklandığına inanılıyor. Nitekim bir takım somut veriler de yatırımcıların bazı fonlardan çıkmasının aslında subprime krizinden kaynaklanmadığını gösteriyor. Küresel yatırımcı geçen hafta içinde subprime kredileri hatta mortgage piyasasıyla bile bağlantısı olmayan fonlardan çıkış yaptı. Bear Stearns, aslında subprime kredilerine dayalı tahvillerde hiç yatırımı bulunmayan üçüncü bir hedge fonunun iflasın eşiğinde olduğunu açıklarken, Avustralya'nın en büyük yatırım bankası olan Macquarie ise mortgage sektörü ile hiç bağlantısı olmayan ve özel sektör tahvillerine yatırım yapan bir fonunun yüzde 25 zarara gireceğini açıkladı. Yatırımcının panik seviyesini ve güvenini ölçen endeksler ise zirvelerde dolanıyor.

YTL/Dolar paritesinde 20 yıllık dalgalanmaların izi var

İç piyasada ise YTL/Dolar paritesinin artık yatırımcının psikolojisi tarafından belirlendiği tartışılıyor. Keresteci'ye göre Türk yatırımcısının yatırım eğilimi son 20 yıl içinde yaşanan 2 devalüasyon ve defalarca karşılaşılan kur dalgalanmalarından ciddi biçimde etkilenmiş durumda. Keresteci hafta içinde yatırımcılarına geçtiği araştırma notunda "20 yıl içinde yaşananlar toplum psikolojisinde tahribata yol açtı. Özellikle 40 yaş ve üzeri yatırımcılarda bu tahribat daha rahat gözlemlenebiliyor" ifadelerini kullandı. 40 yaş ve üzeri yatırımcıların bu psikolojinin etkisiyle dövizde düşüş yaşandığı dönemlerde döviz alımı yaptığına dikkat çeken Keresteci, kurun yükseldiği dönemlerde bu eğilimin daha da hız kazandığını vurguluyor. Kurun daha fazla düşmeyeceği psikolojisi ile hareket eden Türk yatırımcısının, düşüşün daha uzun sürmesi halinde döviz tevdiat hesaplarını bozmasına neden olduğu da belirtiliyor. Keresteci döviz tevdiat hesaplarındaki bozulma nedeniyle de kurdaki yükselişim sınırlı kaldığını, dolayısıyla YTL/dolar paritesinin yatırımcının psikolojisi tarafından yönetildiğini iddia ediyor. Keresteci'ye göre küresel piyasalardaki psikolojik eğilimlerin arkasında ise 1998'de yaşanan LTCM isimli hedge fonun çöküşü ile yılın ilk 7 ayında elde edilen kazançların korunması eğilimi yatıyor.

Kaynak : Referans Gazetesi 04.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
05.08.2007, 15:32:36
Mesaj: #38
ABD İstihdam Verisi Borsayı Yüzde 1,3 Düşürdü
ABD'deki konut piyasasına ilişkin endişelerle son günlerde oldukça hareketli günler geçiren piyasaların morali cuma günü ABD'den gelen ekonomik verilerle bozuldu. ABD'de tarım dışı istihdam verisinin 92 bin ile 130 bin olan piyasa beklentilerin altında kalması İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) da satışlara neden oldu. Verilerin beklentilerin altında kalması ABD'deki ekonomik büyüme ile ilgili korkuları yeniden canlandırınca İMKB haftanın son işlem gününü 677 puanlık kayıpla 50.716 puandan tamamladı. Bir ara 50.620 puana kadar inen İMKB'de hisse senetleri ortalama yüzde 1,3 değer kaybetti. Böylece İMKB'deki haftalık kayıp yüzde 1,64'e ulaştı.

ABD tarımdışı istihdam verilerinin ardından 1,28 YTL'ye kadar çıkan dolar haftayı enflasyon rakamlarındaki düşüşün etkisiyle 1.2680 YTL seviyesinden tamamladı.

Uzmanlar, tüm dünya piyasalarında yaşanan düşüş eğiliminin son günlerde bir miktar hız kesmesine rağmen tedirginliklerin devam ettiğini düşünüyor. Piyasalarda toparlanmadan bahsedebilmek için borsalarda düşüşlerde olduğu gibi hacimli sert yükselişlerin olması gerektiği belirtilirken yaşanan küçük çaplı çıkışların düşüş trendinin sona erdiği anlamına gelmediği vurgulanıyor.

Özellikle ABD konut piyasasına ilişkin gelişmelerin piyasalar açısından hayati önem taşıdığı belirtilirken hedge fonların iflaslarına yönelik gelecek yeni haberlerin piyasalarda kayıpların daha da artmasına neden olabileceği görüşü hakim.

Kaynak : Referans Gazetesi 04.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
05.08.2007, 15:35:38
Mesaj: #39
Mükemmel Olma Adayı'na Talep Varsa, Faiz Neden Düşmüyor? (Yiğit Bulut)
Bir toplulukta, benim de şahit olduğum, uzun süren bir “faiz neden yüksek” tartışması sonrasında, aklımda kalanları ve özellikle parlak olma-fazla risk primi ödeme paradoksunu sizlere aktarmak istiyorum. Detayları maddeler halinde aktaracağım, sonrasında sonuçları birlikte tartışalım.

1- İddia edildiği gibi bir sistem genel olarak iyi olma yolunda ilerliyorsa her şeyden önce faizin düşmesi, yani sisteme para sokanların düşük risk primi talep eder hale gelmeleri gerekir.

2- Dünyanın en yüksek faizinin ödendiği bir ortamda kimse, “Buranın geleceği çok parlak” diyemez.

Faiz hastalık belirtisi

3- Aklınıza şu soru gelebilir: Faiz bugün için yüksektir ama uzun vade çok parlak olabilir. Buna katılmıyorum, eğer beklentiler gerçekçi ise bu beklentiler doğrultusunda talep edilen risk priminin bugünden dünya standartlarında düşmesi gerekir.

4- Tarihte birçok belgeye, hatta kutsal kitaplara bile "haram" tespitiyle giren ve modern ekonomistlerin katalizör veya dengeleyici olarak tanımladıkları faiz dinamiği, ekonomideki hastalığın belirtisidir. Faiz yüksekse “iltihap” var demektir.

5- Hastalık, daha doğrusu sistemdeki “iltihap” yayıldıkça faiz artar, hastalık azaldıkça faiz düşer. Geleceği çok parlak denen bir yerde, bu beklenti objektif kriterler ile hayata geçiyorsa, faiz mutlaka düşer. Düşmediği fakat diğer bileşenlerin olumlu etkilendiğinin iddia edildiği bir yapıda, yaşananlar sübjektif kriterlerle ortaya çıkmış demektir.

Mucize değil soygun

6- Hastalığın her zaman gerçek olması da gerekmez, sanal ve beklenti kırılması odaklı da olabilir. Sebebi çok açıktır, sağlıklı bir ortamda ülkede paralarını tutmak isteyenler düşük risk primi talep eder. Ortam bozuldukça risk primi istekleri artar ve sonunda, onları davet etmemenize rağmen sistem öyle kurulduğu için, aynen 2004'teki gibi, bütçenizin yarısını onlara aktarır hale gelirsiniz.

7- Faiz bir ekonominin dengeleyicisi gibi görünse bile aslında sistemi kuranların kurnazlığı sonucu dengeleyen konumunda sistemdeki varlığı emen bir yapıdır. Faizin yüksek olduğu bir yapıda adil bir ekonomik paylaşımdan bahsedilemez.

8- İddia edildiği gibi sistem iyi olma yolunda ilerliyorsa her şeyden önce faizin düşmesi, yani sisteme para sokanların düşük risk primi talep eder hale gelmeleri gerekir.

9- Bir yapının geleceğinin çok parlak olduğu “pompalanarak”, menkul, gayrimenkul değerleri prim yapıyor ve aynı anda faiz düşmediği için bu yapının ana unsurları fazla risk primi ödemek zorunda kalıyorlarsa, orada adı “ekonomik mucize” olan bir soygun var demektir.

Yüzde 13'ün altında inmedi

Sonuç: Bu toplantı sonunda net bir soru aklıma takıldı ve kaldı: Eğer iddia edildiği gibi bu ülkenin geleceği her anlamda çok parlaksa, son 5 yılda mucizeler yaratıldıysa, ülkedeki menkul-gayrimenkul değerler ülkenin geleceği çok parlak diye prim yapıyorlarsa, çok kısa süre içinde faizin de parlaklığa uygun bir noktaya gelmesi gerekmez mi?

Not 1: Faizin sistemin diğer bileşenleri ile uyumlu bir noktaya gelmediği her durumda talebin gerçekliğinden ve devamlılığından şüphe edenler haksız denebilir mi?

Not 2: Geleceği parlak bir Türkiye’de faiz grafiğinin çoktan yüzde 13'ün altına gelmesi gerekirdi. Paradoksun hayata geçmiş halini faiz grafiği üstünde görselleştirip sorgulayabilirsiniz.

Kaynak : Referans Gazetesi 04.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
05.08.2007, 15:45:23
Mesaj: #40
Dünya 2.1 Trilyon $ Kaybetti
New York Borsası haftanın son günü yine yapacağını yaptı ve yüzde 2.1 düşerek tüm dünya borsalarını önümüzdeki hafta için ateşe attı.

New York Borsası haftanın son günü yine yapacağını yaptı ve yüzde 2.1 düşerek tüm dünya borsalarını önümüzdeki hafta için ateşe attı. Krizden en ağır yarayı alan firma olan Bear Stearns’ten gelen “Son 20 yılın en büyük krizi. Kimse olayın birkaç firma ile sınırlı kalacağını düşünmesin. Kriz derinleşecek. Yaşananlar çirkin bir süreç” açıklaması satışları hızlandırdı. Sadece dün New York Borsası 42 milyar dolar kaybetti. Hafta boyunca dünya borsalarında yaşanan kaybın parasal karşılığı ise 2.1 trilyon dolar...

Dünya’da finansal piyasalardaki kriz kolay kolay atlatılacak gibi görünmüyor. Riskli mortgage kredisi veren kuruluşlarla başlayan krizin derinleşeceği, borsalardaki düşüşün bir düzeltmeden daha fazla anlam taşıdığı artık herkes tarafından kabul edilmeye başlandı.

Tüm dünyanın gözü kulağı New York Borsası’na çevrilirken, Cuma günü kapanışa doğru dalga dalga gelen satışlar, Avrupa borsalarının Pazartesi günü için yaptığı hesapları da altüst etti. Dow Jones endeksinin Cuma günü kapanışta yüzde 2.1 oranında düşmesi “Bunun bir düzeltme olduğunu iddia etmek biraz saflık olur. Kriz derinleşebilir. Satışlar duracak gibi görünmüyor” diyenlerin sayısını da artırdı.

Çirkin bir süreçteyiz

Oysa Amerikan borsalarında Cuma günü açılış herkesin moralini düzeltecek cinsten olmuştu. Endeks ilk dakikalarda 13 bin 400 puanın üzerine çıkmıştı. Ancak seansın sonuna doğru ardarda gelen açıklamalar moralleri bir anda bozdu. Moral bozukluğunu tetikleyen açıklama ise subprime kredilerden canı en çok yanan firma olan Bears Stearns’ün yetkililerinden geldi.

ABD’li dev kredi şirketlerinden Bear Stearns, ABD kredi piyasasının son 20 yılın en kötü krizi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Ülkede yaşanan durumu “çirkin” bir süreç olarak yorumlayan şirketin son 3 ayda batan 3 hedge fonundan kaybı 4 milyar doları buluyor. İşte Bear Stearns’dan gelen bu açıklama piyasalardaki düşüşü tetikledi. Açıklamanın ardından Bears Stearns’ın 2 genel müdürünün görevine son verildi.

Şubat’tan da kötü

Dünyanın en büyük haber ajansları Reuters ve Bloomberg, ABD piyasasında yaşanan kredi krizini “Bear Stearns açıklaması piyasaları en uç noktaya kadar sürükledi” başlığıyla duyururken krizin ABD ve Avrupa’da ikinci çeyrek kârları açıklayan şirket haberleriyle bir kaç gün durulan piyasaları tekrar tedirgin ettiğini vurguladılar. Her iki ajans da ABD piyasalarında işlem gören her 5 hisseden 4’ünün değer kaybettiğine dikkat çekti.

Bear Stearns’ın açıklamalarının ardından sert düşüş yaşayan Wall Street’teki kriz kapalı olduğu için Avrupa borsalarında hissedilmedi. ABD’li analistler, S&P 500’ün yüzde 2.66 değer kaybetmesinin ve Nasdaq endeksindeki değer kaybının ise 27 Şubat’ta yaşanan krizi de aşarak yüzde 2.51’e ulaşmasının Pazartesi günü Avrupa borsalarında sert düşüşlere yol açabileceğini belirtiyorlar.

Countrywide’dan gelecek kötü haber sonumuz olur

ABD piyasalarında yüzde 2.1 kayba neden olan kredi krizinin gittikçe yaygınlaşacağı endişesi gözleri ABD’nin en büyük mortgage şirketine çevirdi.

50 milyar doların üzerinde kredi kullandıran Countrywide Financial Corp, şirketin finansal pozisyonunun tahmin edilenden iyi konumda olduğunu açıklasa da endişelerin önünde geçemedi.

Countrywide Financial’da yaşanabilecek en küçük bir sorunun dünya ekonomisinde geri dönüşü zor bir döneme sürükleyeceğini işaret eden analistler “Countrywide’ın bilançosunda 50 milyar dolar değerinde mortage kredisi bulunuyor. Bir anlamda mortgage’ın son kalesi pozisyonundalar. Countrywide Financial’ın önümüzdeki dönemde olumlu pozisyonunu koruyabilmesi çok önemli. Aksi takdirde piyasaların durulması epey zaman alır. Finansal kriz depreme dönüşür” değerlendirmesi yapıyorlar.

Kaynak : Vatan Gazetesi 05.08.2007

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Konuyu Gönder  Konu Kilitli 


Bu Konuyu Görüntüleyenler
1 Ziyaretçi

Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Medyadan Haberler 2008 ToKoBa 136 4,058 26.05.2008 22:33:15
Son Mesaj: deks
  Infotrace Haftalık E Gazete 06.04.2007 infotrace 9 391 16.06.2007 16:01:50
Son Mesaj: infotrace
  Menkul kıymet gelirlerinin 2007 yılında tabi olacağı beyan ve vergileme rejimi ToKoBa 0 197 11.04.2007 9:35:35
Son Mesaj: ToKoBa

Foruma Git:

Bize Ulaşın | Forum Ekibi | En üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi | © 2002-2007 MyBB & MyBB Türkiye & TOLGA KOŞTURAN Powered by  MyPagerank.Net

hosting Toplist site ekle iyi hit siteler
 
Yasal Uyarı : Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri, yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.