Küresel krizin yeni adı roller coaster
Eyüp Can
Kapatma davasını bir kenara bırakırsak herkesin birbirine sorduğu soru şu: "Dünyada ve Türkiye'de ekonomi nereye gidiyor?"
Daha açık bir ifadeyle kriz kapıda mı?
Bundan 2 ay kadar önce yazdım, hâlâ aynı yerde duruyorum. Bir ekonomi gazetesi yöneticisi olarak "kriz" kelimesinin özellikle Türkiye konteksinde gelişigüzel kullanılmasına karşıyım. Nedenini ve yaşananları nasıl tanımladığımı yazacağım fakat öncesinde giderek tehlikeli bir hal alan bir ekonomi haberciliğine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Evet, Türkiye AK Parti'nin kapanması için açılan davadan dolayı siyasi bir krizin eşiğinde ama ekonomik anlamda bir kriz söz konusu değil.
Bu ikisini bilerek ya da bilmeyerek karıştıranların pazartesi günü tüm dünya piyasalarında yaşanan çalkantıyı bütünüyle AK Parti'nin kapatılma davasına bağlayan yayınlar yapması ya ideolojik tercihten ya da ekonomik cehaletten.
Belki de ikisi birden!
Parti kapatma davasının İMKB üzerinde az da olsa bir etkisi oldu ancak bu ne 33 milyar dolar ne de 18 milyar dolar. Bu işin basit bir hesabı yok. Fakat illa da borsa üzerinden basit bir hesap yapılacak olursa söz konusu etki en abartılı rakamla yüzde 10'dur.
AKP davasının İMKB'nin düşüşündeki payı
Borsalar 31 Aralık-14 Mart
değişim (%) 14-17 Mart
değişim (%)
İMKB -23,3 -7,5
Gelişmekte olan ülkeler endeksi -12,5 -3,6
İMKB kaç kat daha fazla düştü 1,9 2,1
1.9'luk katsayı ile 17 Mart
düşüşü ne kadar olurdu -6,7
İMKB'nin düşüş
katsayısındaki artış 11,8
![[Resim: haber.aspx?YZR_KOD=4&HBR_KOD=92837]](http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=4&HBR_KOD=92837)
Ekonomist olmanıza gerek yok, Referans Finans Servisi'nin hazırladığı grafiğe şöyle bir bakmanız yeterli.
Türk ekonomisinin cari açıktan sosyal güvenliğe, mali disiplinden IMF ve AB çıpasına taşıdığı riskler artı dünya finans piyasalarında yaşanan iflasların etkisi en az yüzde 90.
Dolayısıyla kimse siyasette yaşanan krizi ekonomi ile karıştırıp ortalığı bulandırmasın. Böylesi çalkantılı bir ortamda Türkiye'nin siyasi istikrarı elbette çok önemli. Ancak siyasi istikrarı korumak adına bile olsa "ekonomik kriz" havası yaratmak, her şeyden önce siyasi istikrarı samimiyetle savunanları vurur.
Geçen hafta sonu Ekonomi Gazetecileri Derneği'nin davetlisi olarak TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile Kartepe'de bir araya geldik. Rifat Bey, dünyada ve Türkiye'de yaşananlara dair çok etkili bir sunum yaptı. Fakat sunumun küresel piyasalarda yaşanan çalkantı boyutunu anlatırken "kriz" kelimesini kullandı. Hisarcıklıoğlu'nun kriz kelimesini gelişigüzel kullanmamak konusunda çok hassas olduğunu bildiğim için uyarmak zorunda hissettim.
Nitekim o da soru-cevap kısmında "Aman yanlış anlaşılmasın, ben 'Türkiye'de bir ekonomik kriz var' demedim, demem de" diyerek hassasiyetine uygun bir açıklama yaptı.
Tüm yaşananlara rağmen özellikle bu dönemde Türkiye için "kriz" kelimesinden uzak durmayı neden tercih ediyorum?
Çok basit iki sebebi var:
1- Son 15 yılda 3 defa arka arkaya yaşadığımız ekonomik krizlerin toplumsal bilinçaltımızda bıraktığı izler hâlâ taze. "Ekonomik kriz" tanımlamasının bizim toplumda karşılığı hâlâ "Doların değeri bir gecede ikiye katlanır!" şeklinde.
Yani tam bir "panik" çağrışımına sahip.
Ekonomi yönetimi her ne kadar rakamlar, veriler, istatistik ve endekslerle anlatılsa da aslında zannettiğimizden daha psikolojik. Dolayısıyla yerli yersiz "kriz" kelimesini kullanarak piyasaların psikolojisini bozmamalıyız.
2- ABD kaynaklı küresel bir dalgalanma yaşadığımız aşikâr fakat gerçekten de bu defa yaşanan sorun öncekilerden farklı olarak bizden kaynaklanmıyor. 1994, 1999 ve 2001 "ekonomik krizlerinde" her ne kadar dış faktörler rol oynamış olsa da esasında sorun Türk ekonomisinin; özellikle de finans sektörünün içinde bulunduğu çarpık yapılanmadan kaynaklandı.
Tüm eksik ve gediğine rağmen hem makro ekonomik dengeler hem de bankacılık sektörü önceki yıllarla karşılaştırılamayacak kadar sağlam.
Yani eskisi gibi ABD'de biri hapşırsa biz burada zatürree olmayız.
Dolayısıyla şiddetini henüz kestiremediğimiz küresel fırtınaya karşı ne "Evvel Allah bize bir şey olmaz" diyerek "pembe gözlükler" takalım ne de "kriz geliyor kriz" diyerek "felaket tellallığı" yapalım.
Peki tüm dünyayı etkisi altına alacak gibi gözüken bu dalgalanmayı nasıl tanımlayacağız?
İlla da kriz diyecekseniz "yeni kriz" tanımım şu: Roller coaster.
Siz hiç hayatınızda "roller coaster"a bindiniz mi?
Ben iki defa bindim. Biri çocukluğumun Adana'sında lunaparka kurulan minik korku tüneliydi, diğeri ise üniversite yıllarımda ABD'de 91 metre yükseklikten dimdik aşağı süzülen uçan gemi.
Naçizane tavsiyem; önce derin bir nefes alın, sonra kemerlerinizi sıkı sıkıya bağlayın. Çünkü bundan sonra yaşanacakları kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, içinde bulunduğumuz araç bir aşağı bir yukarı, bir sağa bir sola; bir kancaya bir boşluğa asılı, 360 derece salınıp duran bir "roller coaster" olacak.
Küresel ekonomi lunaparkında, raydan çıkma riski sıfıra yakın, güvenli bir "roller coaster"la kalpten gitme ihtimali yüksek heyecanlı bir yolculuğa hoş geldiniz.
Stres, tansiyon, şeker, kalp yetmezliği gibi iç bünyeye dönük rahatsızlıklardan dolayı 2008 ve 2009'da ölüp ölüp dirilebiliriz.
Fakat merak etmeyin; bundan sonra kolay kolay 2001 krizindeki gibi çakılmak ve acil servise komalık bir durumda kaldırılmak yok.
E, tabii kemerlerimizin bağlı olması şartıyla.
AK Parti'ye açılan dava hızla aşağı yukarı salınan roller coaster'da kemerlerimizi bir parça gevşetti.
Bundan sonra her iniş çıkışta daha fazla hop oturup hop kalkacağız.
Çözüm belli: Ya gevşeyen kemeri hep birlikte tekrar sıkılaştıracağız ya da bir inat uğruna koparıp atacağız.
Bindik bir alamete; "kıyamete" ya da "selamete" gitmek hâlâ bizim elimizde.
Kaynak:Referans