Konuyu Gönder  Konu Kilitli 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Medyadan Haberler 2008
28.03.2008, 8:02:48
Mesaj: #121
RE: Medyadan Haberler 2008
Herhangi bir sınavda ilk gösterge Türkiye olur
28.03.2008 | Dış Haberler | Haber

Salı gecesi İzlanda'nın, çarşamba günü ise Polonya ve Romanya'nın faiz artırımına gitmesinin ardından gözler Türkiye'ye döndü. Daily Telegraph (DT) gazetesi gelişmeleri "İzlanda salgını her yere yayılabilir" başlığı ile verirken, İzlanda'nın çözülmesi halinde sırada Baltıklar, Balkanlar, Macaristan, Türkiye ve Güney Afrika'nın olduğunu yazdı. Tüm bu ülkelerin, gelirlerinin mümkün kıldığının ötesinde bir yaşam sürüp hesaplarındaki muazzam açıkları dış finansman akışıyla kapattıklarını yazan gazete, Türkiye'nin herhangi bir sınavda ilk gösterge olacağını iddia etti. Türkiye yabancı kaçışını engellemek için faiz artıran bu üç ülke gibi yüksek cari açığa sahip gelişmekte olan piyasalardan biri. Küresel kredi krizin yüksek cari açıklı ülkeler için önemli bir tehdit olduğu, Türkiye gibi ülkelerin riskte olduğu uzun zamandır tartışılıyordu. Dün ise Referans gelişmeleri "Gelişmekte olan piyasalar yabancı kaçışını engellemek için önlem almak zorunda kaldı, Türkiye'nin 3 ekürisi faiz artırdı" başlığıyla vermiş, yerli ve yabancı uzmanlara dayanarak sıradaki riskli ülkenin Türkiye olduğunu yazmıştı. Yüksek cari açığı olan gelişmekte olan ülkelerden, giderek ağırlaşan kredi krizi karşısında bu açıklarını finanse edemeyecekleri endişesi ile, çıkmaya başlayan küresel yatırımcı, faiz artırımına zorlayan en önemli sebeplerden biri. Kimi uzmanlara göre her 3 ülkede de görülen yüksek enflasyonun bu kararlarda önemli payı var. İzlanda 10 Nisan'daki para kurulu toplantısını beklemeden 1.25 puanlık bir artırımla faizini yüzde 15'e çıkarmış, Romanya 0.50 puanlık artışla yüzde 9,5 seviyesine yükseltmişti. Polonya ise faizleri 0.25 artırıp yüzde 5,75'e yükseltti.

"Elimde Türk parası tutmam"

Capital Economics'ten Doğu Avrupa uzmanı Neil Schering, DT'a yaptığı yorumda "Ben paramı Türk lirasında tutmak istemezdim, nasıl bunca zaman bu kadar yüksek kaldığı zaten bir muamma. Ülke ekonomisinde muazzam dengesizlikler var. Cari açık, gayrı safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 8'i ve başsavcı iktidar partisini kapatmaya çalışıyor" dedi. Türkiye'nin dış borcunun 276 milyar dolar olduğunu vurgulayan DT, Türk şirketlerinin bu yıl hedefledikleri 48 milyar dolarlık taze krediyi bulmakta zorlanabileceğini yazdı. "Şimdiye dek ülke, yen cinsinden 'carry trade'in gözdesiydi." diyen DT, "Japon yatırımcı ordusuna karşı konulmaz kârlar sunuyordu. Ancak son haftalarda yenin yükselişi bu akışları allak bullak etti. Yen pozisyonlarının çözülmesi İzlanda'da bu hafta yaşanan para çıkışında da şüphesiz kilit unsur oldu." diye yazdı.

En büyük zararı Türkiye görebilir

The Wall Street Journal gazetesi ise "Avrupa'nın göbeğinde yüklü bir şekilde yabancı sermayeye bağımlı olan ekonomiler, piyasaların bu ekonomilerin yüksek cari açıklarını finanse edip edemeyecekleri endişelerini fiyatlamaya başlamaları karşısında harekete geçti" diye yazdı. Gazete kredi krizinden en büyük zararı Türkiye, Romanya ve İzlanda'nın göreceğini iddia etti. Türkiye gibi ülkelerin ekonomik büyümede yaşanan aşağı yönlü gidişe rağmen yabancı yatırımcı çekmek için faiz artırmak zorunda olduklarını yazan gazete, cari açıklarını ancak bu şekilde finanse edebildiklerinin altını çizdi. UBS'in gelişen piyasalar uzmanı Reinhard Cluse'ye göre küresel risk iştahının düşüp finansman olanaklarının bozulmaya başladığı bir dönemde bu ülkelerin aşırı derecede yabancı borçlanmaya ihtiyaç duyuyor olması işleri daha da zorlaştırıyor. The Wall Street Journal'a göre en yüksek riskli ülkeler arasında İzlanda, Türkiye, Macaristan, Romanya, Letonya, Litvanya ve Estonya bulunuyor. Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Rusya'nın küresel piyasalardaki fırtına ile başa çıkmak konusunda nispeten daha iyi bir durumda.

Financial Times (FT) gazetesi ise İzlanda'nın faiz artırımı kararını krizin bankacılık sistemi üzerinde yarattığı baskıdan ve olası bir ekonomik krizden kurtulmak amacıyla verdiğini yazdı. FT, faiz artırımı kararının son dönemde bazı merkez bankaları tarafından da uygulandığını vurguladı.
Kaynak: Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
28.03.2008, 8:04:36
Mesaj: #122
RE: Medyadan Haberler 2008
Piyasalarda dibi kim yakalayacak telaşı
28.03.2008 | Haluk Bürümcekçi | Yorum

Bu haftaya girerken, sanki bir yerde düğmeye basılmış gibi yerli-yabancı bir çok kişi ve kurumun "krizde en kötü dönem geride kaldı" şeklinde açıklamalarıyla karşılaştık. Elbette bu düşüncenin oluşmasında en büyük etken, ABD Merkez Bankası'nın (FED) gerçekleştirdiği üst üste hamlelerle "ne gerekiyorsa yapılacak" algılamasını oluşturmasıydı. Bir diğer ve belki de daha önemli etken ise, özellikle yurtdışı gelişmiş piyasalarda resesyon dönemlerinde piyasa oyuncularında görülen "dipten dönüyorsak bu fırsatı kaçırmayalım" telaşıydı.

En kötü için vakit var
Aslında, dış ekonomik görünümde en kötü noktaya ulaşmamıza henüz vakit var gibi görünmektedir. Ancak piyasaların buradaki döngüye paralel hareket etmediği, gelişmelere daha erken tepki verdiğini de önceki resesyon dönemlerinden biliyoruz. 1991 ve 2001 resesyon dönemlerinde S&P 500 endekslerinin aylık performansını incelediğimizde, piyasalardaki bozulmanın resesyonun başlamasından birkaç ay önce başladığı, resesyonun ortalarında piyasaların dip noktasına ulaştığı görülmektedir. Sonrasında ise, bir süre bu seviyeler korunduktan sonra, ekonomik göstergeler halen düşüşün derinleştiğine işaret ederken, piyasalarda toparlanma başlamıştır. Ekonomik görünümün en kötü noktaya gelip, toparlanmanın henüz başladığı sıralarda ise, piyasalar önceki yüksek seviyelerine geri dönmüştür bile.

Dalgalanma fırsat kapısıPiyasalarda yaşanan büyük dalgalar, bazı oyuncular için büyük zararlar doğursa da, bekleyip doğru zamanda pozisyon alanlar için ise büyük bir fırsat kapısı olmaktadır. Buradan da görüldüğü gibi, ekonomik göstergelerin resesyonun bittiğine işaret etmesi beklenirse, fiyatlamalar zaten çok yükselmiş olacağından, bu noktada yeni pozisyona girmenin kazancı çok daha düşük olmaktadır. Geçmiş verilerin gösterdiği doğru zaman, toparlanmanın gözle görülür olmasından önce, ancak olumsuz görünümü oluşturan verilerin gelmeye devam ettiği resesyon döneminin ortaları olmaktadır. Son dönemde piyasalardaki toparlanma yaşanırken, oyuncuların aklında olan senaryonun bu olduğunu düşünüyoruz. Ancak, bu senaryonun yurtiçine de yansıması için sizin siyasi ve ekonomik risklerinizin de belirginleşmemesi gerekmektedir.

Yeni aşamaya geçildi
Bize göre, Temmuz 2007'de başlayan, ekonomik veriler ve finans piyasasındaki gelişmelerle de desteklenen piyasaların düşüş sürecinde, yeni bir aşamaya geçmiş bulunmaktayız. Bu da düşüş sürecinde, başlangıç kısmının sonuna gelindiğini ve bundan sonraki süreçte dip arayışlarının hakim olacağını düşündürmektedir. Birinci safhadaki destek noktalarının, ikinci safhada güçlü dirençler olarak görevine devam edeceğini de söyleyebiliriz. Gerek borsa gerek dövizde çok güçlü desteklerin (42.500 ve 1.24) kalıcı olarak kırıldığı izlenirken, bu seviyeler yeniden aşılmadıkça olumsuz beklentilerin korunması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kaynak: Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
21.05.2008, 6:57:03
Mesaj: #123
RE: Medyadan Haberler 2008
Bono faizlerindeki sorun!
Ali Ağaoğlu


Bazı gelişmekte olan ülkelerdeki 3 aylık referans faizlerle gösterge bonolara bakıldığında ilginç bir tablo karşımıza çıkıyor:

Ülke/Referans 3 Aylık Bileşiği Gösterge Bono faiz (Yıllık bileşik)

Polonya/WIBOR 6.40 6.55 6.39

Çek Cum./PRIBOR 4.05 4.11 4.52

Macaristan / BUBOR 8.56 8.88 8.22

Türkiye/TRLIBOR 16.66 17.73 19.44

G.Afrika/JIBAR 12.02 12.57 10.48


19 Mayıs itibarıyla olan bu tabloda Brezilya ve diğer bazı ülkeler yer almıyor. Verilere bakıldığında YTL cinsinden piyasa faizleriyle bono bileşikleri arasındaki “pozitif” fark ilk anda göze çarpıyor.

İlerideki risklerin daha az olacağına inanan birileri var ve uzun vadeli bono alacak olurlarsa, bugün para piyasalarından üç aylık bono ile fonlayarak bile kâr edebiliyorlar. Hem politik hem de ekonomik risklerin faiz seviyesinin yükselmesine sebep olduğu söylenebilir.

Aradaki bu denli büyük net farkı açıklamak için pek yeterli görünmüyor. Peki bu fark nasıl kapanacak? Ya bono faizleri aşağı inecek ya da para piyasası faizleri yükselecek. Denebilir ki MB faizleri arttırmaya başladı. Fark bu şekilde kapanabilir. Son artışla beraber gecelik faizlerin yıllık bileşiği 17.05’e geldi. 19.50’lere kadar en azından 200 baz puanlık fark var.

Peki bugünkü ortamda; yani en büyük “korku” olan kurlar 1.23’lere geri gelmişken, faizleri 200 baz puan daha arttırmaya gerek var mı?

MB bir çok değişik sebepten dolayı faizleri geçen hafta 50 baz puan arttırdı. Daha da arttıracak beklentisiyle dövize satış geldi. Yen cephesinde sorun olmadığını görüp buradaki ucuz fonlama sayesinde dövizini satanlar, zaten yukarıdaki tablodan memnunlar. Bir de üstüne yeni faiz artışı gelirse kazanç ‘katmerlenecek’.

Yabancı yatırımcılar geçtiğimiz yılın Eylül ayından bu yana bono almak konusunda isteksiz davranıyorlar. Yabancılar fonlarını; bono yerine, daha güvenli limanlarda (MB para piyasalarında) değerlendirmeyi tercih ettiklerinden dolayı para piyasası ile bono faizleri arasındaki fark var ve açılıyor.

Türban meselesiyle başlayan, kapatma davası ile devam eden politik gündeme hergün yeni ekonomik gündemler eklenmesi de bunu destekliyor. Ekonomiden “sorumlu” bakanların 40 ile 60 milyar dolar arasında değişen “cari açık bahislerine” dün de MB başkanının istifa dedikoduları eklendi.

Her ne kadar MB basın sözcüsü tarafından yalanlansa bile, atanması zaten sorun olan Sayın Yılmaz’ın görev süresi boyunca hükümet cephesinden pek yardım aldığı söylenemez. Bu istifa haberi ister doğru olsun, ister yalan; MB’nın kurum kimliğine darbe vurulması, zaten zayıflayan kredibilitenin iyiden iyiye azalmasına yol açacaktır.

Kimse zannetmesin ki yeni bir başkan atandığında, bu kredibilite kısa sürede tesis edilebilir. Alınan kararlar tek başına sayın Yılmaz’ın kararları değildi ki!
Kaynak:Vatan
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
21.05.2008, 6:59:23
Mesaj: #124
RE: Medyadan Haberler 2008
Global toparlanmanın göstergesi petrol fiyatı olacak
21.05.2008 | Kerem Alkin | Yorum

ABD'nin 30 Nisan'da açıklanan birinci çeyrek büyüme verisinin beklenenden iyi gelmesiyle kısmen toparlanan global piyasalar, yükselişini sürdüren ham petrol fiyatlarıyla yeniden belirsizliğe sürükleniyor.

Dünya ekonomisi 1864'den bu yana, artan bir tempoda, enerji ihtiyacını ham petrolden karşılamakta. Günümüzde ham petrolü çıkarmak için harcanan enerji henüz ham petrolün varil fiyatının altında seyrettiğinden, dünya ekonomisine kazandırılabilecek pek çok yeni rezerv olduğu vurgulanmakta. Ancak, gün gelip de, petrolün çıkarma maliyeti satış fiyatını aşarsa, esas o zaman küresel bir enerji krizinin yaşanacağı unutulmamalı. Nitekim o gün geldiğinde, muhtemelen dünya yeni bir enerji kaynağına geçişi hızlandırarak, bu sorunun üstesinden gelmeye gayret sarf edecek. Bu noktada, yakın dönemi ilgilendiren acil bir sorun olarak, Goldman Sachs'in analizlerinde yılın ikinci yarısında fiyatı 141 dolara ulaşması beklenen, hatta kimi uluslararası finans kurumlarının enerji uzmanlarına göre 6 ay ile 1 yıl arasında fiyatı 200 doları test etmesi öngörülen bir petrol fiyatı ile karşı karşıyayız.

Petrolde kabus senaryosu
Söz konusu fiyat seviyesine yönelik beklentiler, sadece Türkiye için değil, enerjide dışa bağımlı pek çok gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomi açısından adeta kabus senaryosu. Uzmanlar fiyatın bu şekilde yükselmesinde ham petrol talebinin artmasının yanı sıra, doların değer kaybının da etkili olduğunu vurgulamaktalar. Yani, 30 Nisan'da ABD'nin bu yılın ilk çeyreğine ait büyüme verisinin beklenenden iyi gelmesi ve o tarihten bu yana açıklanan kimi makro ekonomik verilerin sert bir resesyon riskini azaltmış olması, konut kredisi krizinin birincil ve ikincil etkilerinin geride kaldığı görüşünün desteklenmesine yetmiyor. Bu nedenle, hisse senedi ve tahvil boyutunda, menkul kıymetlerin değer kaybına yönelik olumsuz beklenti zayıflayana yana, küresel yatırımcıların portföylerini korumak amacıyla emtialara yoğunlaşmaları sürecek. Üstelik, petrol fiyatlarındaki yükselişin sürmesi, söz konusu yatırımcıların beklentilerini de fazlasıyla karşılıyor.

Trichet'den ciddi uyarılar
İngiltere'nin dünyaca meşhur medya kuruluşu BBC'nin sorularını yanıtlayan Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Trichet, kredi piyasalarındaki krizin sürdüğünü ve küresel piyasaların en kötü günleri geride bıraktığını söylemenin henüz erken olduğunu vurgulamakta. Trichet, son yıllarda aşırı şişkin bir hal alan finans piyasalarının doğal dengelerine dönüş sürecinin devam ettiğini de belirtmekte. Bu noktada, merkez bankalarının faiz oranlarını indirme baskılarına boyun eğmelerinin daha da ciddi sorunların yaşanmasına neden olabileceği uyarısında bulunan ECB Başkanı Trichet, şu anda yüzde 4 olan Bankanın politika faizini hiç düşürme niyetinde olmadığı mesajını da veriyor. Avrupa Merkez Bankası Başkanı, enerji ve gıda fiyatlarında son zamanlarda görülen artışları 1970'lerdeki petrol şokuna da benzetmekte.

Trichet, 1970'lerde pek çok Avrupa ekonomisinin daha sıkı para politikaları benimsememesi nedeniyle işçilik maliyetlerinin yükseldiğini, sonuçta bölgenin rekabet şansının azaldığını ve kitlesel işsizliğin baş gösterdiğini de hatırlatıyor. 2000'li yılların dünyasında Avrupa Birliği'nin (AB) mücadele verdiği işsizlik sorunun o günlerden miras kaldığına işaret eden Trichet, AB ekonomilerine yönelik durgunluk endişelerine rağmen, fiyat istikrarından ödün vermeyi düşünmüyor. Trichet, bununla birlikte tüketici fiyatlarındaki yükselişin, yani enflasyondaki tırmanışın kalıcı olmayacağını dair inancını da vurgulamakta.

Fransa alarm veriyor
Yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,6 büyüyen, ikinci çeyrekte ise yüzde 0,3 büyümesi öngörülen Fransa'da ise, ekonomik hayat iyi sinyaller vermiyor. Global krizin etkisine bağlı olarak alım gücünün zayıflaması, dünyanın beşinci zengin ülkesi olan Fransa'da alışılmamış sahneleri gündeme getiriyor. Araştırmalar, 7 milyon kişinin yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösterirken, açlık sınırındaki binlerce kişi çareyi lokanta ve süpermarketlerin çöplüklerinden beslenmekte bulmakta. Fast-food, ekmek fırınları ve süper marketlerde, daha çöpler dışarı atılır atılmaz en işe yarar parçaları almak için tetikte bekleyen onlarca insan çöplere saldırıyor ve çılgınca çöpleri karıştırarak o günün akşam yemeğini bulmaya çalışıyor. Kirasını ödemekle, yiyecek bulma arasında sıkışan on binlerce Fransız vatandaşının, besinini çöplerden sağladığı vurgulanmakta. Bu arada, 13 milyar euro değerinde yiyecek de Fransa'da çöpe gidiyor. Yani, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, dünya gıda ve enerjide tüketim alışkanlıklarını ve özelikle aşırı tüketim eğilimini hızla değiştirmek zorunda.

OPEC üretimi artırmayacak
Dünya petrol rezervinin yüzde 20'sini elinde tutan ve ABD'nin yıllık petrol ithalatının yüzde 14'ünü tek başına karşılayan Suudi Arabistan, Başkan Bush'un son ziyaretinde, zaten günlük petrol üretimini mayısta 300 bin varil daha artırdığı için, yeni bir üretim artışı teklifini reddetti. İran ise, piyasalarda zaten petrol arz fazlası olduğunu ve üretimi artırmanın fiyatları düşürmek yerine, rezervleri artıracağını vurgulamakta. Dünyanın günlük petrol ihtiyacının yüzde 40'ını karşılayan OPEC, spekülatörler nedeniyle artan fiyatlar yüzünden, üretimini artırmaya niyetli değil. Bu durumda, büyük spekülatörler emtia piyasalarından yeniden menkul kıymetlere yönelene kadar, dünya petrol fiyatlarından kaynaklanan endişeyi yaşamayı sürdürecek.
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
21.05.2008, 7:00:44
Mesaj: #125
RE: Medyadan Haberler 2008
Soros: Akut kriz bitti resesyon yolda
21.05.2008 | Dış Haberler | Haber

Milyarder yatırımcı George Soros küresel kredi krizinin akut döneminin sona erdiğini ve krizin yan etkilerinin İngiltere ve ABD'yi resesyona sürükleyeceğini belirtti. Dün BBC Radio 4'e verdiği söyleşide finans şirketlerinin krizde ciddi anlamda yara aldığına dikkat çeken Soros özellikle ABD ve İngiltere'de kayda değer bir çöküş yaşandığının, bundan sonra ise çöküşün etkilerinin hissedileceğinin altını çizdi. Soros, "İngiltere örneğine bakarsak, ev fiyatları ABD'de olduğundan daha fazla arttı ve emlak balonu ABD'den çok daha hızlı şişti" dedi.
Soros'a göre dünya ekonomileri daha büyük bir istikrarsızlığın kol gezdiği yeni bir döneme girmek üzere. Milyarder yatırımcıya göre bunun nedeni ise hem resesyon hem de enflasyon tehdidiyle aynı anda karşı karşıya kalınmış olması.

'BoE Yunan trajedisi gibi'
Öte yandan, BBC muhabiri ile gerçekleştirdiği bir başka söyleşide Soros İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) hamleleri için "Yunan trajedisi" tanımını kullandı. Buna gerekçe olarak da BoE'nin faiz oranını son derece geç düşürmesini gösterdi. Dünya merkez bankalarını, İngiltere'de ev fiyatlarında yaşanan patlama gibi varlık balonlarına karşı savaşmaya odaklanmaya çağıran Soros başı her derde girdiğinde finans sektörünü kurtarmaktan vaz geçmelerini önerdi.
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
22.05.2008, 7:19:06
Mesaj: #126
RE: Medyadan Haberler 2008
Petrol rekora doymuyor

Doların uluslararası piyasalardaki değer kaybı ve hedge fonların spekülatif alımları petrol fiyatlarını 3 dolar artırarak 132 doların üzerine taşıdı.

Uzmanlar, yükselişin devam edeceğini ve 2008 için 150 dolar seviyelerinin sürpriz olmayacağını düşünüyor.

Uluslararası piyasalarda ABD ham petrolünün varil fiyatı dün 132 doları da aşarak, tüm zamanların rekorunu kırdı. Böylece petrol fiyatlarında yılbaşından bu yana yaşanan artış yüzde 37.6’e ulaştı. Dolarda yaşanan düşüş, fonların spekülatif alımları ve artan talep petrol fiyatlarındaki yükselişin ana nedenleri olarak gösteriliyor. Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişin devam edeceğini ve 150 dolar seviyelerinin “sürpriz” olmayacağını düşünüyor.

Uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs, iki hafta önce yayınladığı raporunda, petrol fiyatlarının gelecek iki yılda petrol arzının yeteri kadar artmaması nedeniyle 200 dolara kadar yükselebileceğini iddia etmişti.

Altın yükselişe geçti

Petrol fiyatlarındaki artış ve dolardaki düşüş altına olan talebi yeniden artırdı. Son 1 haftada yüzde 7.4 yükselen altının ons fiyatı dün 927 doları gördü. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Genel Sekreteri Abdullah El-Bedri, dün petrol piyasasında petrol arzının yeterli olduğunu söyledi. Petrol arzının çok yüksek olması nedeniyle piyasada petrol kıtlığı olmadığını belirten El-Bedri, doların değerinin düşük olması ve spekülasyonların petrolün fiyatının yükselmesinde rol oynadığını da ifade etti.

Petrol fiyatlarındaki rekor çıkışın sürmesi tüm dünyada enflasyon kaygılarını artırdı. Kaygılar nedeniyle Avrupa borsalarında yaşanan yüzde 1’e varan düşüşler iç piyasada da etkili oldu. Bir ara kaybın yüzde 2’ye yaklaştığı İMKB tepki alımlarıyla günü yüzde 0.7’lik düşüşle tamamladı. Dün 1.25’e çıkan dolar 1.2450 YTL’den kapandı.

Economist 1999’da “Petrol 5 $’a düşer mi” kapağı yapmıştı

1969’da varili 1.89 dolar olan petrolün fiyatı OPEC ülkelerinin suni artırımıyla 1980 başlarında 34 dolara kadar yükselmişti. 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini izleyen aylarda olduğu gibi varili 40 dolara çıkmasına rağmen, uzun vadede fiyatı 16-30 dolar arasında salınmaya devam etti. The Economist, 6 Mart 1999 tarihli sayısının kapağına “5 dolara petrol?” başlığını koyarken düşüş öngörüsünde bulunuyordu. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından 2002 yılı başında varili 18 dolar olan petrol, o tarihten itibaren adım adım artarak günümüzde 100 dolar seviyelerinin üzerine çıktı.
Kaynak:Vatan
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
22.05.2008, 7:20:46
Mesaj: #127
RE: Medyadan Haberler 2008
Erdal SAĞLAM
Bu seçim ekonomisine uzun süre dayanılmaz


SEÇİM sonrası kurulan son AKP Hükümeti’nin, kendisine seçim zaferi getiren yüksek büyümeden taviz vermeyeceği belliydi.

Küresel kriz geldiğinde de, hükümetin "enflasyon mu, büyüme mi" ikilemine gireceğini, buradaki tercihinin ise büyümeden yana olacağını defalarca söyledik. Hükümetin, özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyümeden ne olursa olsun taviz vermeyeceği anlaşılırken, bunun üzerine bir de AKP’nin kapatılması davası bindi.

Dolayısıyla AKP Hükümeti’nin popülizm dozu iyice arttı.

Şu andaki uygulamalar "değme seçim ekonomisi uygulamaları"na taş çıkartacak türden. Sadece alınan ya da alınması planlanan kararlar bile ülkenin hızla seçim ekonomisine götürüldüğünü belli ederken, yaşanacak süreçte AKP hükümetinin her türlü popülizme başvuracağının, bu konuda sınır tanımayacağının da ipuçlarını alıyoruz.

Şimdi kapatma davasına bağlı olarak erken genel seçim, erken yerel seçim, iki seçim bir arada gibi formüller de gündeme gelmeye başladı.

Belli ki seçim takvimlerinin belirlenmesi için türban davası, ardından AKP’nin kapatılma davası, ardından da DTP’nin kapatılma davasının sonuçlarını almamız gerekiyor.

Konuyla ilgili yetkililerle yaptığım sohbetlere de dayanarak, en kritik karar olan AKP’nin kapatılması davasının sonuçlanmasının en erken Eylül ayı olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. En erken Eylül..Karar Ekim ya da Kasım ayını da bulabilir.

Türban kararı bu ay, en geç Haziran ayı ortasına kadar sonuçlanır ama AKP’nin kapatılması davası uzarken, DTP’ye ilişkin kararın ise AKP’den de sonra kesinleşmesini bekliyorum.

Yani yaklaşık 4-5 ay daha seçim takvimi belirsizliğinin, daha doğrusu takvimi kesinleştirecek Anayasa Mahkemesi davalarının süreceğini düşünüp, ona göre hesap yapmak gerek.

Şahsen, kapatma kararı alınması halinde yasaklı olacak milletvekili sayısı fazla olmazsa, yani erken seçim kararı milletvekillerine kaldığı takdirde, bir erken genel seçime gidilebileceğini sanmıyorum. Başbakan Tayyip Erdoğan ne kadar Gruba hakim gözükse de, belirsiz olan yeni seçim ortamında, emeklilik hakkı kazanmamış milletvekillerinin bir erken genel seçime karar vermeleri, sanıldığından çok daha zor olur. Bunun örneklerini daha önce yaşadık.

Dolayısıyla, kapatma kararı çıkmasından sonra yeni kurulacak parti ya da partilerle birlikte, TBMM’de yeni alternatifler ortaya çıkabilecektir. Bu tablonun artık daha fazla seçim ekonomisi uygulamasına izin verilmeyecek biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.

Ekonomi için onarım hükümeti

SON iki ayda alınan ekonomik kararlara bir bakın: Özelleştirme gelirleri artık kamu açığının azaltılması için değil kamu yatırımları için kullanılıyor, yıllardır ekonomik istikrarın temeli olan faiz dışı fazla(FDF) hedefi yüzde 3,5’a düşürülüyor, işsizlik fonu amaç dışı kullanılıyor, belediyelere daha fazla kaynak aktarılıyor, ulaştırma ve enerji için altyapı yatırımlarına fon benzeri yeni mekanizmalar kurulup kaynak aktarılıyor. Bunlar yetmedi, SSK prim affı, ardından sicil affı, tarıma ilişkin yeni aflar birbiri ardına sıralanıyor.

Bu tür kararlar bizce devam edecek. Önümüzdeki yıla kadar sürecek bir belirsizlik dönemi ve bunun getireceği uzum seçim ekonomisi uygulamasını bir düşünsenize...

Bu küresel kriz ortamında, 2 yıl daha sürecek küresel belirsizlik ikliminde, bu kadar uzun süre seçim ekonomi uygulamasını, bu ekonominin kaldırması mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi kararları ardından ortaya çıkacak siyasi tablonun mutlaka ekonomiye zarar vermeyecek biçimde okunması gerekiyor. Bence, gerektiğinde "teknisyenler hükümeti" kurularak, siyasi sürecin ekonomiye vereceği zararı azaltma formülü bile düşünülebilir. Hatta böyle bir hükümet, siyasi kaygı duymayacağı için, beklenen onarımı bile gerçekleştirebilir.

Unutmayalım; 4-5 ay sonra bu tür formüller üzerinde durmamız gerekebilir...
Kaynak:Hürriyet
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
22.05.2008, 7:22:25
Mesaj: #128
RE: Medyadan Haberler 2008
Faiz ve kurlara dair
22.05.2008 | Baturalp Candemir | Yorum

Bono piyasasında yabancı yatırımcı etkinliği arttıkça, global piyasalardaki gelişmeler bono piyasasına da yön veriyor. Bu nedenle, bono faizleri sadece Türkiye'ye özgü gelişmelerden değil, global piyasalara düşen haberlerden de etkileniyor. Aynen kurlar gibi. Aşağıda YTL'nin 0.5 dolar ve 0.5 euro'dan oluşan sepete karşı değeri ile bono faizlerini birlikte gösteren bir grafik sunuyoruz. Dolar ya da euro kuru yerine döviz sepetini kullanmamızın nedeni, dolar-euro paritesinden kaynaklanan çalkantıların etkisini analizin dışında tutmak, YTL'nin değerindeki değişimin daha net gözükmesini sağlamak. Gösterimi kolaylaştırmak için faizi sağ eksene, kuru da sol eksene koyuyoruz.

Faiz yukarıda kaldıAğustos ayında, dünya piyasalarında çalkantılar iyice arttığında, hem faiz hem de kurlar hızla yukarı gitti. Ancak, kurlardaki yükseliş hemen hemen aynı hızla geri gelirken, faizlerde geriye dönüş çok daha uzun sürdü. Ekim ayındaki çalkantı ise kurlar üzerinde daha şiddetli hissedildi. O zamandan nisanın son haftasına kadar kolkola giden kur ve faizler, o tarihten sonra birbirinden uzaklaştı. Kurlar çıktığı tepe noktadan hızla gerilerken, faizler yukarıda kaldı. Şunu da not etmekte fayda var: Bu grafiğe bakarak, kurların düşük kaldığını, yükseleceğini ya da faizlerin yüksek kaldığını, düşeceğini öngörmek mümkün değil. İki değişken arasındaki ilişki her zaman aynı yönde olmayabilir. Zaman zaman şokların niteliğine ve iki değişkene olan etkilerine bağlı olarak farklılaşabilir.

Beklentiler bozuldu
Nisan sonundan sonra kurun düşmesine ve faizin yükselmesine neden olan haberleri hatırlamakta fayda var: Enflasyon beklentileri yükselmeye başladı. 12 ay ilerisi için yapılan enflasyon tahminleri mart başından mayıs başına kadar 1.7 puan yükselirken, yatırımcılar reel faizleri korumak için faiz beklentilerini artırdılar. Kapatma davasının açılması, politik belirsizliği ve risk primini artırdı. Yatırımcılar, davanın açılmasıyla hemen pozisyon azaltmadılarsa da, alımlarını ertelediler, faiz taleplerini yükselttiler. Benchmark bono faizi 1.5 puan kadar yükseldi. Merkez Bankası, kendi enflasyon tahminlerini radikal bir şekilde revize ederek, piyasa beklentilerinin daha da üzerine çıkardı. Bu piyasanın enflasyon beklentilerinin daha da yükselmesine neden oldu.

Merkez Bankası faizleri yükseltebileceğinin sinyalini verdi ve ilk faiz artışı 0.5 puan olarak mayıs ayında yapıldı. Bu arada bono faizleri 1 puan daha yükseldi.

YTL değer kaybedebilir

Diğer taraftan, Merkez Bankası'nın faiz artışlarını başlatması YTL'nin güçlenmesine neden oldu. Global piyasalarda olumlu havanın hakim olduğu birkaç haftalık dönem YTL'nin değer kazanma sürecine destek oldu. Aynı zamanda, Türk Telekom'un halka arzı ve bazı şirketlerin çağrı yapması nedeniyle piyasaya yaklaşık 2 milyar dolara yakın döviz girişi oldu. Ayrıca, kurumlar vergisi ödemeleri de döviz girişini artırdı.

Sonuçta, YTL değerlenirken, faizler yukarıda kaldı. Enflasyon beklentilerinin kısa vadede düşmeyeceğini, Merkez Bankası'nın da faiz artışlarına en azından haziran ayında da devam edeceğini düşündüğümüz için bono faizlerinde bir düşüş olacağını tahmin etmiyoruz. Diğer taraftan, petrol fiyatlarındaki artış, hergün cari açığımızı biraz daha büyütürken, politik belirsizlikler sürerken, YTL'nin değer kaybetme olasılığı, değer kazanma olasılığından daha yüksek gibi gözüküyor.
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
22.05.2008, 7:23:39
Mesaj: #129
RE: Medyadan Haberler 2008
Borsanın en zenginleri 75 yaş üstü dinozorlar
22.05.2008 | Finans Servisi | Haber

Yatırımcı sayısının 941 bine ulaştığı İMKB'de 75 yaş üstü yatırımcılar ortalama 64 bin 600 YTL ile en yüksek hisse senedi portföyüne sahip grup oldu. İMKB'deki hisse senetlerinin yüzde 30'u ise 60 yaş üstü grupta.

Global dalgalanmanın son çeyreğine damga vurduğu 2007'de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB) en zengin kesimini 75 yaş ve üstündeki yatırımcılar oluşturdu. Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği'nin (TSPAKB) "Türkiye Sermaye Piyasası 2007" raporuna göre, 75 yaş üstü yatırımcılar ortalama 64 bin 600 YTL ile en yüksek hisse senedi portföyüne sahip grup oldu. Bu rakam 25-29 yaş grubunda 7 bin 600 YTL'ye kadar iniyor. Yaşla birlikte ortalama portföy değerlerinin de arttığı gözlenirken, 60 yaş üstü grup, toplam yatırımcıların sayıca yüzde 13'ünü oluşturuyor ve hisse senetlerinin de yüzde 30'unu elinde tutuyor.
Rapora göre, portföy değerini önceki seneye göre en fazla artan grup ise 1.5 kat ve 41 bin YTL'lik değerle 20 yaş altı grup oldu. Bu gruptaki portföy değerlerinin, ardından gelen yaş gruplarına kıyasla hayli yüksek olması dikkat çekiyor. Yabancı bireylerin ortalama portföyü 58 bin 821 YTL olurken, yerli bireylerinki ise 18 bin 769 YTL seviyesinde oluştu. En düşük ortalama portföy degerleri ise 2006'da oldugu gibi 2007'de de 25-34 arasındaki yerli bireylerde.

Dolar bazında yüzde 72 getiri
TSPAKB'nin raporuna göre, 2007 yılında Uluslararası Borsalar Örgütü'ne üye 51 borsa içinde İMKB yüzde 72 ile dolar bazında Brezilya'dan sonra en yüksek getiriyi sağlayan ikinci borsa oldu. İMKB-100'ün YTL bazındaki getirisi ise yüzde 42 olarak gerçekleşti. Rapora göre, Türkiye'de yatırım araçları arasında en yüksek getiriyi İMKB sağlarken, dolar ve euro ise reel kayba yol açtı. Yeni halka arzların etkisi ile İMKB'de işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 2007 yılında yüzde 46 artarak 336 milyar YTL'ye, hisse senedi işlem hacmi ise yüzde 19 yükselişle 388 milyar YTL'ye ulaştı. Birincil halka arz piyasasındaki canlanma, 2 borsa yatırım fonu ve 9 şirketin 4.5 milyar YTL'lik arzıyla sürdü. Halka arzlarda rekor seviyeye çıkılmasında 2.5 milyar YTL'lik Halkbank özelleştirmesinin önemli katkısı oldu.
İMKB'de yabancı menkul kıymetler piyasası 2007'de faaliyete geçerken, eurobondların işlem gördüğü piyasada 63 milyon dolarlık işlem hacmi gerçekleştirildi. Menkul kıymet yatırım fonlarının büyüklüğü ise yüzde 20 artışla 26 milyar YTL'ye yükselirken, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranı değişmeyerek yüzde 3'te kaldı. Öte yandan bireysel emeklilik yatırım fonlarının büyüklüğü yüzde 62 artışla 4.5 milyar YTL'ye ulaştı. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasında ise işlem hacmi 7 kat arttı.

Aracı kurumların payı arttı Rapora göre 2007'de, 99 aracı kurum ve 40 banka sermaye piyasası faaliyetinde bulunurken, hisse senedi işlemlerinin yüzde 61'ini banka kökenli aracı kurumlar gerçekleştirdi. 2007 yılında hisse senedi işlemlerinde yabancı yatırımcıların payı artarken, yabancılar işlemlerin yüzde 24'ünü, yerli yatırımcılar ise yüzde 76'sını gerçekleştirdi. Hisse senedi işlemlerinde yatırımcı bazında en yüksek paylar yüzde 61 ile yurtiçi bireysel müşteriler, yüzde 14 ile yurtdışı kurumlara ait.
Öte yandan aracı kurumların yönettiği portföy büyüklüğü 2007'de 3 milyar YTL'yi geçerken, portföy yönetim şirketleri ise 31 milyar YTL'lik portföy yönetiyor.

Toplam tasarruf 560 milyar
2007 Eylül ayı itibarıyla Türkiye'de toplam tasarruflar ise 560 milyar YTL olarak gerçekleşti. Tasarrufların dörtte üçünü mevduat ve sabit getirili menkul kıymetler oluştururken, dörtte biri hisse senedi ve yatırım fonlarında tutuldu. Yurtiçi yerleşiklerin tasarrufları 440 milyar YTL olarak gerçekleşirken, bu tutarın yüzde 65'i hisse senetlerinde yer alıyor. 2007 sonu itibariyle 941 bini bulan hisse senedi yatırımcılarının 935 binini bireysel yatırımcılar oluşturdu.
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:33:13
Mesaj: #130
RE: Medyadan Haberler 2008
Seçim ve popülizm ufku!
Uğur Gürses

Türkiye’nin bir yıllık zaman ufkunda yerel seçim vardı. Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin kararına göre, bu ufka bir ara seçim ilavesi olması da olasılık dâhilinde.
Bu olasılıklar, ekonomi politikasını geniş açıyla görmek isteyenlere, muhakkak anımsatılması gereken bir ‘arka plan gözlüğü’ olarak da duruyor.
Ekonomi politikasında son birkaç aydaki gelişmelere ve tercihlere bu ‘gözlükle’ bakınca, ciddiye alınabilir bir ekonomi programı olmayışının nedenleri de anlaşılıyor. Bir yıllık vadedeki yerel seçim ufkuna, yeni bir olasılık eklendi; ara seçim olasılığı. Siyasal belirsizlik olgusunun ötesinde, ekonomide iktidar partisinin bilerek tercih ettiği bir yola sapılmış durumda.
İktidar partisi yetkilileri, 2007 yılındaki mali gevşeme ile genel seçim dönemini iyi atlattığını, hâttâ oy oranını artırdığını düşünüyor olabilir. Hâttâ ortaya çıkan bu gevşemeyi, yılsonuna doğru bazı harcama kalemlerini 2008 yılına sarkıtarak örtülemenin de başarılı olduğunu düşünüyor olabilir. Öyle ya; 2008 ve 2009 yılında bütçede kemer gevşetme planı varken, 2007’deki seçimler sırasında harcamaları artırıp bunu da 2008 takvimine kaydırmak kendileri açısından ‘iyi planlanmış bir manevra’! Tabii bunun kamuoyunu kandırmak olduğu ayrı bir tartışma konusu.
Şimdi karşı karşıya olduğumuz ekonomi politikası; sosyal güvenlik primlerini ödemeyenlere ceza affı, kredi kartı faizlerini yasa ile belirleme, bankalara borç takanlara ‘sicil affı’, işsizlik sigortası için kurulmuş fonların faizlerini başka alanlara aktarma, evrensel bütçe ilkelerine aykırı biçimde belli amaçlarla belli alanlara fon oluşturma girişimlerinden oluşuyor. Bu kararların alınış biçimleri de ilginç. Kuruluşundaki çıkış şiarı ‘ortak akıl’ olan bir parti, ‘tek akıl’ tarafından yönetilir hale gelmiş. Yasalaştırılma aşamasına gelen bir kararın, ilgili bakana verilen Başbakan talimatı ile alındığı, teknik boyutu konusunda işlevi olan üst düzey bürokratın haberinin dahi olmadığı ortaya çıkıyor. Ayrıca, bu kararın, yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getiren ülke yurttaşlarında yaratacağı ‘ahlâki çöküntü’ düşünülmüyor bile.
Kapatılma ve önünde ikinci bir seçim olasılığı bulunan iktidar partisi, bu adımlarla, 2003-2006 arasındaki dört yıldaki yüksek büyümenin tekrarını sağlayacağını düşünüyor olmalı. Yani bütçe gevşemesi ile harcamaların artırılması ile ekono-mik büyümenin yüzde 6-7 seviyesine getirilebileceği düşüncesi. Ama bize kalırsa yanılıyor.
Bu, ne Türkiye’nin ekonomik dinamikleri açısından olanaklı, ne de küresel koşullar açısından olanaklı. Faiz dışı fazla hedefinin düşürülmesi, eğer yapısal bazı önlemlerle, bir reformun parçası olarak yapılıyor olsaydı sorun olmazdı. Böyle bir aksiyon planı, hedef olsaydı da zaten açıklanırdı. Amacın, olası bir seçim olduğu artık çok açık biçimde görünüyor. Enflasyon hedefinin ıskalandığı, ekonomik büyümenin yavaşladığı, hedefsizliğin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü bir ekonomik ortamda böyle kararların alınması reel faizleri yüksek tutacaktır.
Bölük pörçük, çerçevesi ve işlevsel bir anlamı olmayan, popülist kararların iktidar partisine sağlayabileceği tek bir ‘yararı’ olacak; o da kredibilite kaybıdır.
Temmuz 2007 seçimleri öncesinde Gaziantep’te yürüttüğü kampanya sırasında, bizim de tanık olduğumuz gibi, el sıkıştığı her yurttaşa ‘Popülist olmayacağız’ diye söz veren Bakan Mehmet Şimşek; şimdi acaba bir analist gözüyle bakıyor olsaydı bu tür popülist kararları raporunda nasıl yorumlardı acaba?
Daha da fazlası, yakın geçmişte çok tartışılan bir soruya yanıt aramak için tekrar soralım; bu tür kararların ışında, İstanbul’un finans merkezi olabileceğini hâlâ düşünüyor muyuz?
Kaynak:Radikal
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:34:38
Mesaj: #131
RE: Medyadan Haberler 2008
Ali Ağaoğlu
Petrol fiyatı bildiğiniz gibi 131 $, 132 $, 135 $...

Petrol yeniden sahne aldı ve 135 dolara tırmandı. Kâr satışları gelebilir. Ancak bu satışlar fiyatları ancak 111 dolar seviyelerine kadar geriletebilir. 100 doların altına doğru bir düşüş için öncelikle ABD finansal piyasaların bir parça oturması, doların yerle yeksan olan kredibilitesinin bir parça toparlanması gerekiyor

Son zamanlarda emtialarda “acaip” şeyler oluyor. Geçen haftaların “yıldızı” tarımsal emtialar, özellikle de pirinçti. Petrol yeniden “sahne aldı” ve yeniden “assolist” olarak öne çıktı. Sihirli bir el bir emtiadan çıkıp, diğerine girdikçe hep yeni zirveler yaşanıyor.

Petrolü topraktan çıkarıp, rafineriye teslim etmenin dünyadaki ortalama maliyeti 7 (yazıyla yedi) dolar civarında. Aynı petrolün satış fiyatı dün 135 dolarla “yine” yeni bir rekor kırdı. Petrol ithal eden bizler için sıkıntı verici rekorlar bunlar. Bu nedenledir ki cari açık tahminleri artık “totoya” dönmüş durumda. 40 milyar dolar önce 50 oldu şimdi altmışa doğru gidiyor. Üstelik bunlar da yetkili ağızların, bakanların tahminleri...

Geçen yılki toplam petrol, doğal gaz ve türevlerine ödediğimiz fatura 34 milyar dolarken, 108 dolar ortalama ile 52 milyar dolarlık bir faturaya ulaşacağımız hesaplanmış. Ortalamanın 10 dolar artması faturanın 5 milyar dolar artmasına neden oluyor. Yüzde 15’i yaklaşık 2 milyar dolara “başarılı” olarak satılan Türk Telekom’un bu artışın yarısını bile karşılamıyor olması dikkatlerden kaçıyor!

Artışın nedenleri

Petroldeki klâsik arz-talep, Çin’deki artan talep ve “sonlu” kaynak olması senaryolarını bir yana bırakalım. Zira bunlar petrol 25 dolardan 30’a ya da 50 dolardan 75 dolara çıkarken de vardı. Yani yeni bir şey değil. Yeni olan ne derseniz?

İlki, son yıllarda adeta petrol fiyatlarını “belirleyen” Goldman Sachs’ın petrol fiyatlarının önce 145 ardından da 200 dolara çıkacağına dair raporuydu. Singapur, Dubai ve Kuzeybatı Avrupa’da hem rafineri ve depolama imkânlarına sahip hem de kontrat piyasalarını yakından tanıyan bu yatırım bankası, son birkaç yıldır yayınladığı raporlarla bir anlamda fiyatlara yön veriyor. Karşısında duran kimse de olmadığı ve onu izleyen hedge fonlar da bundan “nemalandıkları” için “hep haklı” çıkıyorlar.

İkincisi ise ABD ham petrol stoklarının beklenenden fazla düşmesiydi. Çarşamba günü açıklanan verilere göre; 0.6 milyon varil azalış beklenirken 5.4 milyonluk bir azalış olunca, fiyatlar yeni rekorlara taşındı. Sonuncu faktör de doların yeniden euro karşısında 1.58’lere kadar değer kaybetmesi oldu ki, emtia fiyatlarındaki artışların ardındaki en önemli faktörlerin başında doların “zaafiyeti” geliyor.

Brent atağa kalktı...

Bu arada ilginç bir başka gelişme daha oldu. Genelde ABD ham petrolü (WTI) Brent’e göre 2-5 dolar arasında “primli” işlem görür. Son iki günde Brent ile WTI arasındaki fark kapandı. Bunda Brent’in hesaplamasına dahil edilen Nijerya bölgesindeki gerginliklerin etkisi olduğu söyleniyor. Tıpkı 2007’nin ilk yarısında Nijer deltasındaki kaçırma ve terör olaylarının arttığı dönemde de farkın kapandığı gibi.

Teknik açıdan diğer önemli gelişme ise; her iki petrolün kontratlarının ileri tarihli fiyatlarıyla yakın tarihli fiyatlarının neredeyse eşitlenmesi oldu. Daha önceleri piyasa az da olsa Contango (yani ileri tarihli kontratların, yakın tarihlilerden yüksek olması) gösterirken, şimdi bu durum yataya dönmüş görünüyor.

Bu hal fiyatlardaki yükseliş potansiyelinin azalmaya başladığı olarak yorumlanabilir. Teknik olarak bakıldığında 2007 başındaki 50 dolarlık dip ve yıl sonundaki 100 dolar civarındaki psikolojik zirveler 135 doları işaret ediyor.

Bu seviyelerden kâr satışlarının gelmesi beklenmelidir. Ancak bu kâr satışları fiyatları ancak 111 dolar seviyelerine kadar geriletebilir gibi görünüyor. 100 doların altına doğru bir düşüş için öncelikle ABD finansal piyasaların bir parça oturması, doların yerle yeksan olan kredibilitesinin bir parça toparlanması gerekiyor.

Euro karşısında 1.50’nin altına doğru bir hareket olur ise ancak petrol fiyatlarında 100 doların altı konuşuluyor olabilir ki o bile bizim petrol faturamızın azalmasına pek yardımcı olacak gibi görünmüyor.

Hampetrol ithalatının 5 aylık faturası 6.8 milyar $’a çıktı

Petrol fiyatlarında her geçen gün yaşanan rekor artışlar, Türkiye’nin enerji faturasını da kabartıyor. Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, petrol fiyatlarında yaşanan her 1 dolarlık artışın dış ticaret açığında 530 milyon dolarlık artışa neden olduğunu söylemişti. Buna göre 2007 yılını ortalama 68.56 dolardan kapatan petrol fiyatlarının bu yılı ortalama 130 dolardan tamamlaması halinde toplam enerji ithalatının faturası 32.5 milyar dolara ulaşacak. 2008’de ortalama petrol fiyatının Merkez Bankası’nın son revize rakamı olan 105 dolar olarak gerçekleşmesi halinde ise Türkiye enerji ithalatı için 19.3 milyar dolar daha fazla ödeme yapacak.

Dış açık artıyor

Sadece ham petrol ithalatının 5 aylık faturası ise 6.8 milyar dolara ulaştı. Geçmiş yıl verilerine bakıldığında Türkiye’nin hampetrol ithalatında miktar olarak fazla bir değişimin olmadığı görülüyor. Türkiye geçen yılın ilk 5 ayında ortalama 61.20 dolar fiyatla toplam 9.6 milyon ton hampetrol ithal etti. İlk 5 aylık hampetrol ithalatının ortalaması ise 9.5 milyon ton. Yani petrol fiyatlarında yaşanan yüzde 68.3’lük artış 5 aylık hampetrol ithalatında Türkiye’nin 6.8 milyar dolar daha fazla ödeme yapmasına neden oldu. Petrol fiyatlarının yıllık ortalamasının 130 dolar seviyesinde oluşması durumunda ise hampetrol ithalatının faturası 10.5 milyar dolara ulaşacak.

Petrol fiyatlarının yılı ortalama 120 dolarda kapatması durumunda ise Türkiye’nin enerji faturası 27.2 milyar dolar, hampetrol ithalatının faturası ise 8.7 milyar dolar olacak.
Kaynak:Vatan
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:36:52
Mesaj: #132
RE: Medyadan Haberler 2008
Hurşit Güneş
Dünyada durgunluk hızla yayılıyor

Önceki hafta Merkez Bankası Başkanı hükümete yaptığı sunumda küresel karamsarlığın arttığını belirtiliyordu. Geçen temmuz ayında küresel büyüme beklentisi yüzde 4.8’di. Üç ay sonra bu 4.4’e, yılın başında yüzde 4.1’e, nisan ayında da yüzde 3.7’ye düştü.
Ortadoğu ve Doğu Avrupa ekonomilerinde bu yavaşlama daha az hissedilse de asıl yavaşlama ABD’de hissedilecek görünüyor. Üstelik ABD dünyanın en büyük ekonomisi olduğundan, bu tüm dünyayı etkiliyor.
Başkanın hükümete sunduğu tablo aslında IMF’nin ocak ayında geliştirdiği tahminler. Ancak eğer IMF tahminleri isabetli ise neden bu denli sık ve yüksek ölçekte tahmin değiştiriyor? Ya çok büyük ve beklenilmeyen bir değişiklik oldu ya da IMF tahminleri aslında hiç de isabetli değil.
[Resim: fft16_mf47345.Jpeg]

Küresel büyüme sadece yüzde 1.8
Geçen hafta Milliyet’te Birleşmiş Milletler’in büyüme hedeflerinin de bir hayli karamsar olduğu yer alıyordu. BM dünya ekonomisinin bu yıl sadece yüzde 1.8 büyüyeceğini öngörüyor. 2007 yılında dünya ekonomisinin yüzde 4.9 büyüdüğü göz önüne alınırsa bu muazzam bir daralma anlamına geliyor. Üstelik bu durgunluk kolay atlatılacak gibi de durmuyor; çünkü 2009 yılında küresel büyüme hızı biraz toparlanacak ama sadece yüzde 2.1 olacak.
İlginçtir, BM de gelişmekte olan ülkelerin bundan pek etkilenmeyeceğini hesaplıyor. Oysa biz farklı düşünüyoruz. ABD ekonomisi yavaşlayacaksa, Çin nasıl büyüyecek? Çünkü ABD ithal etmezse, Çin malını nereye satacak?
Gerçi, BM raporunda bu ülkelerde de bir yavaşlama bekleniyor. Ama bunun durgunluk boyutuna ulaşması beklenmiyor.
Örneğin bu ülkeler (özellikle Çin ve Hindistan’dan sürüklenerek) 2007 yılında yüzde 7.3 büyümüştü. 2008 yılında ise bunun yüzde 5’e, daha sonraki yıl da yüzde 4.8’e düşmesi bekleniyor. Dikkat ediniz, dünya yavaşça toparlanırken bu ülkelerdeki inişin sürmesi bekleniyor.
BM raporunun işaret ettiği bir başka konu da ABD’de yaşanan mortgage krizinin daha da derinleşmesi ve yayılması halinde, bundan hem gelişmekte olan ülkelerin daha fazla etkilenmesi hem de küresel büyümenin yüzde 1.8’e değil, 0.8’e kadar düşmesi bekleniyor. Tabii bu karamsar senaryo.
Bir de iyimser senaryo var. Eğer ABD hükümetinin ekonomiyi canlandırmak için hazırladığı parasal ve mali önlemler paketi tüketimi canlandırmaya yeter ve mali kesimde yeniden güven sağlanabilirse, bu yıl büyüme yüzde 2.8 bile olabilir.

ABD ekonomisi kilit
Analizlerin hepsi ABD ekonomisinde kilitleniyor. BM geçen yıl yüzde 2.2 büyüyen ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 0.2 küçüleceğini düşünülüyor. Üstelik konut kesimindeki durgunluğun normal koşullarda 2009 yılında da aşılamayacağı anlaşılıyor. Bu nedenle 2009 yılında orta senaryoya göre ABD ekonomisi sadece yüzde 0.2 büyüyecek.
BM, Japonya’da geçen yıl yüzde 2.1 olan büyümenin bu yıl yüzde 0.8, geçen yıl yüzde 2.6 olan AB ekonomik büyümesinin ise bu yıl yüzde 1.1 olacağını öngörüyor. Tabii ABD’nin mal ithalatı talebinin düşmesiyle geçen yıl yüzde 7.2 büyüyen dünya ticaret hacmi de bu yılbaşında yüzde 4.7’e düşüveriyor.
Bizim için bunun anlamı şu; dünya daralırken bizim ekonomimiz (özellikle de ihracatımız) daralacaktır.
Kaynak:Milliyet
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:38:06
Mesaj: #133
RE: Medyadan Haberler 2008
Para politikası ve enflasyon
23.05.2008 | Hasan Ersel | Yorum

TCMB Başkanı'nın bakanlar kuruluna yaptığı 12 Mayıs 2008 tarihli sunumda, doğal olarak enflasyon üzerinde duruluyor. TCMB bu koşullar altında neyi yapabileceğini açık bir dille ortaya koymuş ve bunu yapmaktaki kararlılığının da altını çizmiş ama bizlerden de sabırlı olmamızı istiyor.

Enflasyonu düşürmenin zaman alacağı, en azından orta dönemli bir süreç olarak görülmesi gerektiğini de söylüyor ve diyor ki: "Para politikası orta vadede fiyat istikrarı hedefine odaklanmaktadır ancak içinde bulunulan konjonktür göz önüne alınarak bu hedefe ulaşma süresi ile ilgili katı bir politika izlenmeyecektir. Zira arz şoklarından kaynaklanan enflasyon artışına sert tepki verilmesi iktisadi faaliyette ve göreli fiyatlarda arzu edilmeyen dalgalanmalara yol açabilecektir. Bu nedenle enflasyonun 2009 yılının sonunda hedefin üzerinde gerçekleştiği bir çerçeve öngörülmektedir. Merkez Bankası, belirsizliklerin ve risklerin arttığı bu dönemde, enflasyonu kontrol altında tutacak ve orta vadede hedefe yakınsamasını sağlayacak, fiyat istikrarı konusunda elde edilen kazanımların korunmasına odaklı politikalar izlemeye devam edecektir."

TCMB'nin bu sunumunda önemli gördüğüm iki nokta var: Bunlardan ilki, para politikası yoluyla etkilenemeyecek fiyatların enflasyon üzerindeki etkisinin artmış olması. Sunumdaki ifadeyle "...para politikasının etki alanı dışında kalan kalemlerin yıl sonu enflasyonuna katkısı 2004-2006 döneminde yüzde 51 iken 2008 Nisan ayında yüzde 71'e yükselmiş" olması. Bu kategoriye hangi tür fiyatlar giriyor? Sunumda bunun yanıtı "Gıda, enerji, yönetilen/yönlendirilen fiyatlar" olarak verilmiş. TCMB bunu mazeret bulmak için söylemiyor. İçinde bulunduğumuz koşullar böyle! Bu, para politikasının enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlı kalması anlamına geliyor. Bunu giderecek politika tasarlamak kolay bir iş değil. Ancak TCMB'nin yönetilen/yönlendirilen fiyatlara dikkati çekmesi de bir uyarı olarak alınmalı. Bu fiyatların belirlenmesinde siyasal kaygılar önem taşıyor. Bu söz konusu fiyatlardaki ayarlamaların bazen geciktirilip toptan yapılması şok etkisi yapıyor, fiyat dalgalanmalarına yol açıyor. TCMB'nin bundan kaçınmak gerektiğini ima ettiğini düşünüyorum. Öte yandan bu tür mal ve hizmetlerin sunumunda verimlilik artışlarına önem verilmesi gerektiği de açık. Bu da TCMB'nin mikro düzeyde yapısal düzenlemeler yapılması gereğine ilişkin görüşünün önemli bir gerekçesi.

İkinci nokta enflasyonu düşürmenin maliyetiyle ilgili. TCMB bu açıklamasıyla önümüzdeki dönemde enflasyonu düşürmenin toplumsal maliyetinin ciddi olabileceğini, bu nedenle de bazı politika seçeneklerinin artık yapılabilir olmaktan çıktığını söylüyor. Bu açıklamanın iki yönü var. Bir kere TCMB enflasyonun kolayca, kendiliğinden ve bizlere hiçbir maliyet yüklemeden düşeceği gibi bir düş kurmaktan vazgeçmemizi öğütlüyor. İkinci yön ise olumlu bir bakışı yansıtıyor. TCMB, bazı eleştirenlerin iddialarının tersine, bu toplumsal maliyetin ne kadar olacağı, ne biçimde ortaya çıkacağı gibi sorulara kayıtsız olmadığını, tam tersine karar alırken bunları hesaba kattığını söylüyor. Örneğin, TCMB'nin "istihdam artışı sağlamak" diye bir görevi yok. Ama bu "fiyat istikrarını sağlarken alınacak kararların istihdam üzerindeki etkilerini göz önüne tutmayı" dışlamıyor. Enflasyon hedeflemesi yaklaşımı da zaten bunu öngörüyor. TCMB bizlere, daha önce de yaptığı gibi, bundan sonra da bu noktaya dikkat edeceği sözünü veriyor. Hükümete düşen ise maliye politikasını enflasyonu düşürmenin toplumsal maliyetini azaltacak ve kalan maliyeti hakkaniyete uygun olarak çeşitli toplumsal gruplar arasında dağıtacak biçimde yürütmek. Sanıldığından zor bir görev!
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:39:17
Mesaj: #134
RE: Medyadan Haberler 2008
Yabancıya dolar bazında % 42, yerliye '?'
23.05.2008 | Yiğit Bulut | Yorum

Yetkisi olmayan bir kurum yıllarca RTÜK denetiminde olan televizyonlara reklam vererek para topluyor, bazı kurumlar çarpıklıkları daha 1989'da tespit ediyor, fakat devletin hiçbir kurumu ve hükümetler buna dur demiyor.

Ben piyasa mağduruyum, sizler de piyasa mağdurusunuz, hatta bu ülkede yerli yatırımcı sınıfında olan herkes piyasa mağduru. Neden mi? Tek bir detay vereyim. Kendi ülkenizde hazine bonosu ve hisse senedini vergisiz alamıyor ve aynı enstrümanı dolar bozdurup kullanıp, daha düşük kurdan bir de vergisiz alıp, giden yabancıları seyrediyorsanız, sizler-bizler piyasanın mağdurlarıyız. İşin bir de yabancı sıcak paracıya giden kârın bizim cebimizden çıktığı gerçeği var ki, orası ayrı bir facia.

Yatırımcı yok edildi
Peki sermaye piyasalarında bugüne kadar yok edilen yerli yatırımcılar! Onlar mağdur değil mi!
Hemen arz edeyim. Demirbank, Sabah Yayıncılık, Medya Holding, Çukurova, Kepez gibi halka açık şirketlerde paranızı, varlığınızı devletin verdiği yetkilerle yapılan işler sonucu birilerine kaptırdıysanız, devletin verdiği yetki ile açılan ve yine bu yetki ile para topladığını sandığınız İmar Bankası'na yatırdıysanız, daha açıkçası, hâkim ortaklar tarafından tasarruflarınız transfer edildiyse, onlara da piyasa mağduru diyebiliriz.
Bu noktada aklınıza şu soru gelebilir: Daha somut örneklerle konuyu açabilir miyiz? Açarız. Devletin halka açılma izni verdiği Demirbank, bugün yabancı bir banka olarak takır takır işliyor. Sabah, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından satıldı, geri alındı, yeniden satışa çıkıyor ve alıcı başka bir şirket adı altında yeniden halka açılmaya hazırlanıyor. Bu örneklerin en önemlisi ve bence en vahimi devletin borç kâğıdını satan İmar Bankası'ndan bono alanlar, ellerinde kâğıtlar sokaklarda geziyor. Kimse dönüp bakmıyor. Ne dersiniz, bu kadar somut örnek yeter mi?

Ayıplar düzeltilmeli
Değerli dostlar, Sabah ve Demirbank'ın durumunu birçok yazıda ele aldığım için bugün konuya İmar Bankası merkezli devam etmek ve soru-cevap yöntemiyle konuyu açarken, bu mağdurları unutanlara yeniden çağrıda bulunmak istiyorum: Piyasanın ayıpları düzeltilmeli.
Soru 1: Suçlu kim?
Bu uygulama ile devletin banka açma yetkisi verdiği, bono satma yetkisi olup olmadığını kontrol etmek zorunda olduğu bir kurumdan, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi'nin bonosunu aldığını düşünenler, cezalandırılmış oldu. Alım yapanlar devletin mevduat toplama yetkisi verdiği bir kapıdan girdiler ve üzerinde T. C. damgası olan borçlanma kâğıtlarını aldılar. En azından öyle sandılar. Çıkarılabilecek sonuç: Devlet, bir kuruma para toplama yetkisi gibi modern dünyada aslında para basma-para yaratma yerine geçebilecek bir güç veriyorsa ve bu kurum da bunu halka karşı kullanıyorsa, birincil sorumluluk yetkiyi verenindir.

Şüphelenmek devlete düşer
Soru 2: Peki bu ödememe durumu, "hakça" bir yaklaşım mı?
Vatandaşın haklarını koruyan ve bugünden yarına değişmeyen dinamikler hükümetlerin değil, devletin devamlılığı ilkesine bağlıdır. Devletin devamlılığı ise ne yapalım bir önceki hükümet denetlememiş, suçluyu bulun gibi bir açıklama ile geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir iştir. Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi'nin bonosunu sattığını iddia eden, yıllarca televizyonlarda reklam yapan bir kurumdan acaba yetkisi var mı diye şüphelenmek vatandaşa değil, ilk önce devletin kurumlarına ve siyasi otoriteye düşer. Bu noktada bir ayrıntının da altını çizmekte yarar var. Devletin kurumları ve bürokratları görevlerini yapmış fakat siyasi otorite baskı yaparak süreci engellemişse, bu çok daha vahim ve telafisi olmayan bir suçtur.

Sistem mağdur üretiyor
Çıkarılabilecek sonuç: Olmayan bonolar satılırken medya kanalları kullanılıyor ve yapılan reklamın altındaki tezler doğru mu diye yetkili kurumlar tarafından sorgulanmıyorsa, devlet bonosu satışı için yapılan bir reklamın içeriğinin sahte olabileceği vatandaşın aklına gelebilecek en son ihtimaldir. Ortada çok vahim, hatta kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir skandal var. Yetkisi olmayan bir kurum yıllarca Radyo Tevlevizyon Üst Kurumu (RTÜK) denetiminde olan televizyonlara reklam vererek para topluyor, bazı kurumlar çarpıklıkları daha 1989'da tespit ediyor, fakat devletin hiçbir kurumu ve hükümetler buna dur demiyor.
Sonuç: Mağdur üreten bir finansal sistemde, yerli halka stopaj yabancıya buyur gibi fazladan ayıplar da var ise, orada oturup, düşünmek gerekir. Ben elimden geldiğince yazdım, destek sizden!
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 8:41:32
Mesaj: #135
RE: Medyadan Haberler 2008
Petrol fiyatı 500 dolara çıkabilir ama 70 dolara da inebilir
23.05.2008 | Sıla Özçelik | Analiz

[Resim: resim.aspx?hbr=97608&w=282&h=137]
Petrol fiyatları sadece mayısta yüzde 20 yükseldi. Kimse artık petrolün geleceğine ilişkin başarılı bir fiyat tahmini yapamıyor. Kimi fiyat düşer derken, kimi de 500 dolardan söz ediyor.

2007'nin başından bu yana ikiye katlanan petrol fiyatları, varil başına 135 doları aşarak tarihi rekorunu kırdı. OPEC, dün yaptığı açıklamada "Fiyatların birliğin kontrolü dışına çıktığı"nı iddia etti. Petroldeki rekorun üstüne ABD Merkez Bankası'nın (FED) "yüksek enflasyon ve düşük büyüme" uyarısı yaptığı 29-30 Nisan toplantısı tutanakları da eklenince piyasalarda 1970'lere benzer bir stagflaysonun yolda olduğu endişeleri arttı.
Petroldeki asıl sorun ise, geleceğine ilişkin başarılı bir fiyat tahmininin yapılamıyor olması. Dünyanın en ünlü emtia uzmanları bile petrol fiyatlarına ilişkin tahminlerinde derin görüş ayrılıkları yaşıyor. Biri petrolün önümüzdeki bir kaç yıl içinde 70 dolara kadar ineceğini, diğeri 500 doları bile geçeceğini savunuyor. Uzmanlara göre tahminlerin bu denli birbirinden ayrışmasının temelinde piyasadan net bilgi akışının gelmeyişi bulunuyor. Petrol stoklarına ilişkin net veriler olmadığı için stoklardan gelen beklenmedik bir artış ya da azalış fiyatların yeni rekorlar kırmasına neden oluyor. Üretim, tüketim ve yeni petrol sahalarına ilişkin veriler de yok denecek kadar az.

Biri 70, diğeri 500 dolar olur diyor
Bu ay içinde yüzde 19 yükselen petrol fiyatları üzerinde son aylarda en fazla baskı yaratan faktörlerin başında "güvenli liman arayışı" geliyor. ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz indirimleri ile euro karşısında kan kaybeden dolardan kaçan küresel yatırımcının vadeli petrol kontratlarına sığınması fiyatları körüklüyor. Ancak artık petrolün geleceğine ilişkin başarılı bir fiyat tahmini yapılamıyor olması kafaları iyice karıştırmaya başladı. Bir hafta önce yatırım bankası Goldman Sachs'ın yıl sonu için yaptığı 141 dolarlık tahminin gerçekleşmesi de en fazla bir kaç hafta ileride gibi.
Businessweek'de yer alan bir habere göre dünyanın en ünlü emtia uzmanları bile petrol fiyatlarına ilişkin tahminlerinde derin görüş ayrılıkları yaşıyor. Yatırım bankası Lehman Brothers'dan Ed Morse'un tahminine göre 2009 yılında petrol fiyatı 83 dolara kadar düşecek. Simon&Co. International'dan Matthews Simmons'a göre ise 6 ila 4 yıl içinde petrol fiyatı 500 dolara kadar çıkabilir. Citi Futures Perspective'den Tim Evans petrolün 2008 sonunda 70 dolara kadar düşeceğini öngörürken, enerji sektörüne ilişkin nokta atışı analizleri ile bilinen Plats'den Larry Chorn ise 2012'de fiyatların 140 dolar civarında olacağını iddia ediyor. The Wall Street Journal ise bu durumu şu şekilde açıklıyor; "Petrol fiyatı için ya aşağı ya yukarı, ama kesinlikle iki yönden birinde bir düzeltme yakın".

Veri yetersizliği ani tepki nedeni
Uzmanlara göre tahminlerin bu denli birbirinden ayrışmasının ve en ufak bir gelişmede piyasanın aşırı tepkiler göstermesinin temelinde piyasadan net bilgi akışının gelmeyişi bulunuyor. Petrol stoklarına ilişkin net veriler ve istatistikler olmadığı için stoklardan gelen beklenmedik bir artış ya da azalış petrol fiyatlarının yeni rekorlar kırmasına ya da ani düşüşler göstermesine neden oluyor.
Üretim, tüketim ve yeni petrol sahalarına ilişkin veriler de yok denecek kadar az. Var olanlar da çok güvenilir değil. Örneğin dünyanın en büyük enerji tüketicisi olan Çin'den gelen petrol talebi ya da tüketimi verilerinin şeffaflığına ilişkin şüpheler var. Özellikle hem üretim hem de tüketimde birinci sıralarda yer alan Çin, Hindistan ve Ortadoğu ülkelerinde hükümetler stratejik sebeplerden ötürü üretimlerine ilişkin ya net bilgi vermek istemiyor ya da veri tabanlarını yeteri kadar geliştirmiyor. Petrol stoklarına ilişkin en iyi veriler ise Fransa, ABD, İngiltere ve Japonya'da tutuluyor. Ancak bu ülkelerin hiç biri petrol pastasında küresel üretimi etkileyecek kadar önemli bir paya sahip değil.
Dünya petrol üretiminin önemli bir bölümünü elinde bulunduran OPEC'in 13 üretici ülkesinden de çoğu zaman güvenilir üretim verileri gelmiyor. Çünkü bazı üyeler o yıl anlaşılan kotanın üzerinde üretim yaptıklarının görülmesini istemiyor. Bu da üretim aslında daha fazla olduğu halde daha düşük verilerin piyasada dolaşması anlamına geliyor.

Mevcut tabloda Türkiye'nin cari açığı 65 milyar doları bulur

Gıda canavarının uyanması 1970 stagflasyonu ile en büyük fark

* Bugünün 1970'lerdeki stagflasyondan en büyük farkı gıda fiyatlarının da enflasyon üzerinde baskı yaratıyor olması.
* 1970'lerde ücret artışlarının ikincil etkileri olarak gelen bir enflasyon sorunu gündemdeydi. Şimdi ise doğrudan enerji ve gıda fiyatlarından kaynaklanan bir kriz söz konusu.
* 1970'lerde yaşanan, petrol şokundan kaynaklanan bir stagflasyondu. Şu anda petrol şoku boyutunda olmasa da OPEC'in üretimi artırmamakta diretmesi bir risk.
* 1970'lerde petrol tam anlamıyla "tek yakıt"tı. Şimdi mısır ve soya fasülyesinden üretilen etanol petrole yeni rakip olarak piyasada. Bu da tarımsal emtianın fiyatının katlanmasına sebep oluyor. Dolayısıyla 1970'lerde görülmeyen bir tarımsal ürün enflasyonu görülüyor.
* 1970'ler ile şu an arasındaki en büyük fark FED'in enflasyonu aşağı çekmek konusunda çok daha kararlı olması. Ancak o dönemde de şimdi de enflasyon için çözüm olarak faiz artırımı görülüyor. FED henüz artırıma başlamadı ancak indirimlerinde sona geldi.
* 1970'lerde ABD'de enflasyon iki haneli rakamlara ulaşmıştı, şu andaki durum ise o kadar korkutucu değil.
Kaynak:Referans
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
23.05.2008, 9:01:34
Mesaj: #136
RE: Medyadan Haberler 2008
Borsalar neden geriledi..?
Salih Neftçi


Bu aralar yazıları Asya’da mekik dokurken yazma durumundayız. Aslında bir köşe yazarı açısından hiç de kötü bir şey olmadığını öğreneli çok oldu. Her gün 2-3 saatlik bir uçak yolculuğu yapma zorundaysanız...Uçağa biner...Bilgisayarını açar ve başlarsınız köşe yazıları kaleme almaya.

Köşe yazıları diyoruz...

Çünkü bizim Çin’deki makaleler bu hafta yeniden başladı. Bir yıla yakındır Çin’deki gazete ile pazarlık yapıyorduk...sonunda istediğimiz koşulları kabul ettiler. Çin’deki günlük gazete bir numaralı finans yayını haline gelmiş. Bizim bunda epeyi bir katkımız olduğunu anlayınca yönetim pes etti. Ama bizim işler de arttı.

İşte 2-3 saatlik uçak yolculukları burada çok yararlı oluyor. Günün bütün önemli yazılarını tek bir çırpıda bitiriyorsunuz. Bu arada uçak size iyi yemek veriyorsa akşam veya öğle yemeği de aradan çıkmış oluyor.

Bu yazıyı da Güney Kore’de bekleme salonunda uçak saatini beklerken yazıyoruz.

Konumuz...iki gündür borsalar neden geriledi?

Son aylarda borsalarda durum fena değildi.

Ama korkular bitmemişti.

Korkulan da Amerika’da bir resesyon yaşanması ve tüm dünya ekonomisinin ABD’yi izleyerek yavaşlamasıydı. Üretimi düşürecek...Şirketlerin kárlarını azaltacak, bu nedenle de hisse senetlerini olumsuz etkileyecek bir şeydi.

Yatırımcının bu tepkisine tümüyle katılıyoruz.

Ama Amerika’da son büyüme rakamları açıklanınca bu psikoloji hafif değişti. Arkadan başka dataları da öğrendik.

Ve fark edildi ki...

ABD’de henüz bir resesyon emaresi yok.

Borsalar hafif toparladıydı. Ama iki gündür yine moraller bozuk.

Bu seferki neden farklı.

İki gündür borsaları olumsuz etkileyen gelişme enflasyon korkuları. ABD’de gerçekten de çok kötü diyebileceğimiz bir enflasyon verisi açıklandı. Dün bu köşede ele aldık.

Ama hemen arkasından petrol fiyatları 135 doları buldu. Bir rekor daha kırıldı. Vadeli...teslimiyeti uzun vadede yapılacak petrolün fiyatı bunun da üzerine çıktı.

Petrol fiyatlarının yükselmesi ise...

Enflasyon açısından çok kötü bir haber diye görülüyor.

Petrolle birlikte artık enflasyon korkusu da artıyor.

Bu enflasyon korkusunun bir etkisi daha var.

Oyuncular FED’in faiz artırmasından korkuyor.

Kredi krizi sonrasında halen de tam toparlanamamış ABD bankacılık sektörü açısından çok kötü bir haber.
Bu olasılık oyuncuların moralini fena bozuyor ve borsalarda iki gündür tanık olduğumuz düşüşlere yol açıyor.
Kaynak:Star
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
26.05.2008, 22:33:15
Mesaj: #137
RE: Medyadan Haberler 2008
..:: http://wWw.Finans.Ekibi.NET ::..
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Konuyu Gönder  Konu Kilitli 


Bu Konuyu Görüntüleyenler
1 Ziyaretçi

Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Medyadan Haberler 2007 ToKoBa 266 6,943 20.05.2008 0:29:24
Son Mesaj: deks

Foruma Git:

Bize Ulaşın | Forum Ekibi | En üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi | © 2002-2007 MyBB & MyBB Türkiye & TOLGA KOŞTURAN Powered by  MyPagerank.Net

hosting Toplist site ekle iyi hit siteler
 
Yasal Uyarı : Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri, yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.