Konuyu Gönder  Konu Kilitli 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Medyadan Haberler 2008
20.02.2008, 13:43:20
Mesaj: #1
Medyadan Haberler 2008
Zaman sıkıntısı nedeniyle arka plan itilen Medyadan Haberler bölümünü 2008 yılında bu konudan takip edebilirsiniz.

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
20.02.2008, 13:49:26
Mesaj: #2
Dışarıdan Kura Atak Gelir Ama Dolar Çıktığı Gibi İner
Dışarıdan Kura Atak Gelir Ama Dolar Çıktığı Gibi İner

[Resim: 200208neftci.jpg]

Ünlü ekonomist Salih Neftçi, krizi bahane eden yabancı oyuncuların Türkiye’de dolara atak yapmak istediğini ama YTL’nin gücünü koruyacağını söyledi.

Salih Neftçi’ye göre Türkiye’de karamsarlık yurtdışından kaynaklanıyor. Neftçi ‘Türkiye dışarıdan tokat yese bile bütçe disiplini sağlandıkça büyüme eksiye düşmez’ dedi.

Türkiye’nin uluslararası aranedaki en ünlü ekonomisti Prof. Dr. Salih Neftçi dün sessiz sedasız geldiği İstanbul’da bankacılar, holding ve şirket yöneticilerinin katıldığı bir grup profesyonele özel bir ders konferans verdi. ‘2008 yılının büyük riski’ isimli konferansa katılan yöneticiler Türk ve dünya ekonomisinin geleceğine Neftçi’nin gözüyle bakma fırsatını yakaladı. Uluslararası piyasalarda yaşanan krizle ilgili konuşmaya başlarken ‘Bernanke, Avrupa Merkez Bankası ne kadar farkında emin değilim’ diyen Salih Neftçi, gelişmeleri anlayan bir avuç insanın olduğunu söyledi. Krize konu olan üst düzeyde enstrümanlar ve fiyatlandırmayı anlamayan çok sayıda insanın olduğuna dikkat çeken Neftçi, tüm dünyanın ‘mortgage krizi’ ya da ‘kredi krizi’ dediği krizin gerçek adını söyledi. Neftçi ‘Yaşananlar ‘korelasyon krizi’dir dedi ve anlatmaya başladı. Konferanstaki sunumu gerçekten bu işi anlayan ya da bu işle meşgul olanların bile zaman zaman tıkandığı bir konu olduğu için Neftçi ile ayrıca özel bir röportaj yaptık. Aynı zamanda star’ın ekonomi yazarı olan Neftçi’ye krizin nereden gelip nereye gideceğini, Türkiye’nin bundan nasıl etkileneceğini sorduk.

Konferansınızda kullandığınız SIV, CDO gibi terimler bu işten uzak olan insanlar için sanki uyuşturucu ismi gibi, gerçekten ne olduğu anlaşılmayan şeyler. ABD’deki krizi basit bir dille anlatırsak perde arkasında neler var neden kaynaklanıyor?

ABD’deki kriz kredi enstrümanlarından kaynaklanıyor. Kredi enstrümanları deyince herkes bunu çok ender rastlanan, çok önemsiz piyasaların küçük bir parçası olarak görüyor. Ama öyle değil. Kredi piyasaları borsaların beş misli, emtia piyasalarının yaklaşık 10 misli büyüklüğünde. Sadece faiz piyasası, kredi piyasalarından büyük. Ama orada da fark fazla değil. Şimdi kredi piyasası demek ki dünyada iki numaralı piyasa, o da zaten faizle ilişkili. Dünyada borsaları, emtia ve döviz piyasalarının hepsini toplayın kredi piyasası etmez. Şimdi böyle bir piyasada birden bire değerler yüzde 35-40 düşmüşse ortalık karışır.

Burada değer kaybeden nedir?

Buna bir menkul kıymet olarak bakın. Örneğin bono size ne ödüyor, faiz... Faiz yükselince bononun değeri düşer. Kredi piyasası da böyle. Krediniz düşük olunca bunun için yüksek risk primi ödüyorsunuz. Bu da bir çeşit enstrüman. Nasıl bono ve hissenin değeri düşerse, çıkarsa kredi enstrümanlarının değeri aynı şekilde yükselir, azalır. Şimdi olay şu oldu: Yüzde 35-40 darbe yedi.

Piyasalarda ortaya çıkan zarar nereye ulaştı?

Bunu hesaplamak çok zor. Kayıp miktarını bankalar 400 milyar dolar diyor. Toplam baktığınız zaman bu işin sonunda 2 trilyon dolarlık zarar yazılacak.

ABD ekonomisi son yıllarda 3 trilyon dolardan fazla cari açık verdi. Yani ürettiğinden fazla harcanmış. Kredi piyasalarında da bu fonlanmış gibi gözüküyor...

ABD’nin toplam serveti 55 trilyon dolar. İlk bakışta bu zarar 55 trilyon doların içinde fazla büyük değil gibi gözüküyorsa da aslında bu zarar büyük bir zarar. Demek ki ne olmuş. Son 4-5 yılda rahat yaşamış Amerika. Kredi çok ucuzmuş. Şimdi fiyatların sanıldığı kadar yüksek olmadığı görülüyor. Ve bunun maliyeti ödenecek. Yani yiyip içmişler şimdi hesap gelmiş.

KREDİLER GERİ ÇAĞRILIR!

Peki en kötü senaryo nedir?


Dünya piyasalarında şu anda etkisini görmediğimiz 2.5-3 trilyon dolarlık kredi geri çağrılır. Böyle bir şey olursa kredi piyasaları kalmaz. Tarihte yaşanan krizlerde bu şekilde kredi daralması yaşanmadı. Zaten Asyalı ve Körfez ülkelerindeki sermaye bu tür bir senaryoya izin vermez. Fakat şu anda sermayenin verdiği bir karar yok. Sermaye kararı verir ve FED hızlı faiz indirirse borsalar yüzde 30 yükselir. Piyasalarda ‘bu adam batarsa kısa vadede batar, uzun vadede batmaz’ deniliyor. Bu ortadan kalkarsa sorun çözülür. Şu anda zararlar yazılmış değil. 6 ay sonra zarar yazılacak.

Konferanstaki konuşmanızda büyük oyuncuların Türkiye’yi kolladığını doları YTL karşısında yüzde 10-15 gibi yükselteceklerini söylediniz. Kura böyle bir atak olursa ne olur?

Büyük oyuncular YTL’yi kolluyor. Zamanlamayı iyi yapıp doları yukarı çekmek istiyorlar. Bunu bir kere denediler ama başarılı olamadılar. Kura atak olur ama geri gelir.

Neden?

Geri gelmesinden başlayalım. Geri gelmesinin nedeni carry trade’in devam edecek olması. Carry trade konusunda şu anda ortada ciddi bir problem yok. Japonya faizleri indirecek. Zaten sıfıra yakın. ABD faizleri düşüyor. Türkiye faizleri yüzde 15’in altına ne zaman gelir? Öyle kolay gelmeyecek. Veya yüzde 14’ün altına hiç kolay gelmeyecek. Üstelik Türkiye istikrarlı gidiyor, mali disiplin var. Böyle bir durumda adam niçin kalksın, kalıcı olarak YTL satsın. Satsa bile, yine bakacak Türkiye faizleri yüzde 15’te, Japon faizi ‘sıfır’, diyelimki kur yüzde 10-15 yükseldi, yine geri gelecek. Zaten bu nedenden dolayı YTL biraz değer kaybetse hemen fırsatı yakalayıp piyasaya giriyorlar. Bu yüzden değerli YTL’ye devam.

Bize ‘temiz’ diye bakıyorlar

SALİH Neftçi’nin konferanstaki konuşmasında katılımcılardan yabancıların Türkiye’ye bakışı konusunda soru geldi. Türkiye piyasasından yabancıların çıkmayacağını söyleyen Neftçi şöyle devam etti: ‘Yabancılar çıkmaz, kıpırdayamazlar. Asyalı, Güney Amerikalılar kredi enstrümanlarına girmemiş. Bizim bilançolara temiz diye bakılıyor. Daha önceden bize kirli diyorlardı şimdi bu enstrümanlarda olmadığımız için temiz olduk. Türkiye’de bankaların kredi pozisyonları ‘long’ değil.’ Euro/dolar paritesiyle ilgili olarak da Neftçi, doların güç kazanarak paritenin 1.35 seviyesine geleceğini, Japon Yen’inin 110 dolar seviyesine erileyeceğini söyledi.

En kötü senaryoda bile Türkiye yüzde 1-2 büyür

Trilyon dolarlık kredi daralmasından söz ediyorsunuz. Bu dünya ekonomisi için hayli önemli. Yani ekonomilerde büyüme durma noktasına gelebilir. Bunun Türkiye’ye yansıması nasıl olacak?

Bunun Türkiye’ye yansıması iki yoldan olabilir. Bir tanesi, şu anda piyasalar karıştı ama reel ekonomi karışmadı, ekonomiler gidiyor. Reel ekonomi karışırsa mesala büyümede ABD ve Avrupa’da eksi rakamlar gelirse, Asya’da büyüme hızla düşerse bu da oyuncuları tedirgin eder. Bu tedirginlik de döviz piyasasında çalkantı yaratır. Türkiye’yi birinci olarak böyle etkiler. İkinci olay ise Türkiye’de pek bilinmeyen bir olay. Türkiye securitization dediğimiz yani tüketici, ihracatçı, ithalatçı gibi kimlerin kredisi varsa bunları paketleyip uluslararası piyasada satan bir numaralı gelişmekte olan piyasa. Türkiye bu konuda çok ilerlemiş bir piyasa. Brezilya’ya örnek diye gösteriliyoruz. Demek ki securitization piyasasında bir sakatlık çıkarsa o zaman Türkiye’deki kredilerin yeniden paketlenip başkasına satılmasında bu süreç zora girer. Bu bir yerde döviz darlığı ama aynı zamanda da kredi darlığına neden olur.

Bu tehlike söz konusu mu?

Şu anda bunun böyle olacağını gösteren bir kanıt yok.

Bir söz ettiniz konferansta ‘ En kötü senaryoda bile Türkiye yüzde 1-2 büyür’ diye. Bu tespitiniz neye dayanıyor?

Karamsarlık daha çok yurtdışından kaynaklanıyor. Yurtdışındaki kredi pastasının küçülmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’ye baktığımız zaman ciddi bir dış açık var. Ama aynı zamanda Türkiye’de genç nüfus, zenginleşmek isteyen bir nüfus var, yeni iş kurmak ihtiyacı çok fazla, girişimci sayısı artıyor. Türkiye piyasalarında büyüme dürtüsü, isteği çok yüksek. Böyle piyasalarda en kritik gösterge bütçe disiplinidir. Bütçe disiplinini siz sağlayın büyümeniz negatif olmaz. Türkiye’de iyi durumlarda yüzde 8-9, normal durumlarda 5-6 olması lazım. Diyelim ki ‘tokat yediniz’. Yine de yüzde 1-2 büyürsünüz.

Krizin bitmesi için gereken dört şart

KREDİ piyasasında kaynaklanan krizde şu anda kimsenin zarar yazmadığını söyleyen Salih Neftçi, altı ay sonra zarar yazılacağını, moral verilirse piyasaların rahatlayacağını söyledi. Neftçi uluslararası piyasalarda yaşanan krizin sona ermesi için öncelikli şu dört olayın olması gerektiğini belirtti:

ABD, Avrupa başta olmak üzere dünyada enflasyonun yükselmemesi lazım. Yurtdışında enflasyon artarsa batan batar.

ABD Merkez Bankası’nın iyi zamanda faiz indirmesi gerekiyor. Şimdiye kadar olaylar kötü giderken indirdi. İyi haberler geldiğinde moraller iyiyken yapılacak faiz indirimleri psikoloji değiştirecektir.

ABD ekonomisinde resesyon olasılığı ortadan kalkmalı. Bu da önümüzdeki dönemde ABD’den gelecek veriler sinyalini verecek.

Kredi piyasalarındaki enstrümanlardan kaynaklanan sorunlara özellikle ‘monoline’ gibi sorunlara çözüm bulunması gerekiyor.

ABD nedeni bilmiyor uzmana para yok

ABD’de yaşanan krizin önüne geçmek için FED’in faiz indirimi, merkez bankalarının likidite pompası, Başkan Bush’un ekonomi paketi yetmedi. Salih Neftçi’ye ‘ABD yönetimi ne yapabilir diye sorduğumuzda verdiği yanıt hayli ilginç oldu:

‘Aynı soruyu New York’ta konferansta bana ‘ABD yönetimi ne yapabilir’ diye sordular. ‘Herşeyden önce anlamaları lazım, ne olduğunu’ dedim. Bunu anlamak için uzman lazım. Malesef bu hisse senedi gibi değil. Borsada F/K’ya bakarsınız, şirketin bilançosunu incelersiniz olur. Krediyi alıp satmak öyle kolay değil. Çünkü kredinin maliyeti malesef batıkların korelasyonuna bağlı. Bu hiç kolay olmayan soyut bir olay. Bunun uzmanları var. Uzmanların bir tanesinin yıllık maaşı ise en az yarım milyon dolar. ABD Hükümeti 100 bin dolardan fazla maaş veremiyor uzmanlara. O zaman ABD hükümeti hiçbir zaman bu işin ne olduğunu anlayamaz.’

Kaynak : Yener Yalçın 20.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
25.02.2008, 23:03:18
Mesaj: #3
Çin Enflasyon Korkusu İle Faiz Artırımı Sinyali Verdi
Çin Enflasyon Korkusu İle Faiz Artırımı Sinyali Verdi

ABD'nin milyarlarca dolarlık dış ticaret açığını körükleyen Çin parası yuanın değeri uzunca bir süredir ABD'li siyasilerin en büyük endişelerinden biri. ABD Hazine Bakanı Henry Paulson 2007 yılında bir kaç kez bizzat Pekin'e gidip kurun değerinin artırılması gerektiğini söylemiş ancak beklediği cevabı alamamıştı. Ancak kısa bir süre önceye kadar ABD'nin baskılarına kulak asmayan Çin, şimdi enflasyon sorunu ile karşı karşıya kalınca ister istemez para birimini değerlendirmek konusunda nispeten esneklik göstermeye başladı. İşe ise faiz artırımına giderek başlamayı düşünüyor. Geçen ayki enflasyon rakamı yüzde 7,1 ile son 11 yılın zirvesine çıkan Çin'de merkez bankası sıkı para politikasına gitmeye hazırlandığını açıkladı. People's Bank of China (BoC) enflasyonun hala birinci öncelikli sorun olduğunu ve sıkı para politikasına sadık kalacaklarını belirterek faiz artırımı sinyali verdi. Dün Pekin'deki bir konferansta konuşan BoC Başkan Yardımcısı Yi Gang, içerideki ve dış piyasalardaki olumsuz gelişmelere rağmen optimal bir sıkılaştırma paketi uygulamaya başlayacaklarını ve merkez bankasının likiditeyi sağlamak için zorunlu rezerv oranlarını artıracağını belirtti. Bloomberg'de yer alan habere göre Çin ekonomisi, bu yıl yüzde 10 oranında bir büyüme kaydedecek. BoC tarafıdan 22 Şubat tarihinde yayımlanan para politikası raporunda da yuanın daha esnek olmasını sağlamak ve enflasyonu düşürmek için faiz oranlarının araç olarak kullanılacağı belirtiliyor. Banka 2007 yılında 6 kere üst üste artırıma giderek faiz oranını yüzde 7,47 seviyesine taşımıştı.
ABD'nin milyarlarca dolarlık dış ticaret açığını körükleyen Çin parası yuanın değeri uzunca bir süredir ABD'li siyasilerin en büyük endişelerinden bir...
Kaynak : Referans Gazetesi 25.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
25.02.2008, 23:05:44
Mesaj: #4
NRB Olayının Gösterdiği : Piyasa Devletsiz Yapamaz
NRB Olayının Gösterdiği : Piyasa Devletsiz Yapamaz

Northern Rock Bank'ın (NRB) devletleştirilmesi etkinlik ve adalet gibi temel iktisadi sorunlar bağlamında ele alınmasını gerektiriyor. Bu olay devletsiz piyasanın pek çalışamadığının göstergesi oldu.

Northern Rock Bank'ın (NRB) millileştirilme kararı, kolaylıkla tahmin edilebileceği üzere, Britanya'da büyük gürültü kopardı. Hem Avam Kamarası'nda ve hem de Lordlar Kamarası'nda hükümeti şiddetle eleştiren konuşmalar yapıldı. Eleştiriler iki ana iktisadi başlık altında toplanabilir:

1) Millileştirilme toplumsal açıdan en uygun seçenek miydi? Niçin NRB, teklif veren Richard Branson'un Virgin Grubu ya da Olivant adlı bir özel sermaye grubuna satılması tercih edilmedi? Britanya'nın 1983-89 arasında maliye bakanlığını üstlenmiş olan Lord [Nigel] Lawson, bu bağlamda, bir adım daha ileri gidiyor ve soruyor: "Ülkemizde ipotekli konut kredisi veren kurum kıtlığı mı var da [NRB gibi] sorunlu bir kurumun yaşamını sürdürmesinde stratejik çıkarımız olduğunu düşünüyoruz?" Lord Lawson kendi sorusunu "söz konusu bankanın varlığını sürdürmesinde toplumsal açıdan hiç bir yarar olmadığı" biçiminde yanıtlıyor.

2) NRB'nin kârlı bir faaliyeti olan ve en iyi ipotekli karşılığı kredilerin güvence olarak verildiği Granite adlı off-shore şirketi niçin millileştirmenin dışında tutuldu? Lord Lawson hükümetin millileştirme planının "ikinci en kötü" olarak nitelenebileceğini söylemiş. Ona göre bundan daha kötüsü NRB'yi almaya talip olanlara sübvansiyon vermek.
Anlaşılan tartışmalar devam edecek ayrıca konu yetkililerce soruşturulacak. Bu olay bana 2001'de Türkiye'deki bankacılık krizini anımsattı ama tartışma bende hiç bir çağrışım yapmadı.

Sorunun iktisadi boyutları

Son noktadan başlayayım. Britanya'da saydamlığın kuşkuya yer vermeyecek biçimde sağlanmasına büyük önem veriliyor. Bu zor bir konu. Saydamlık, "gerekli belgeler orada bir rafta duruyor, isteyen gidip okusun" diyerek sağlanmaz. Çünkü o belgeleri okuyup anlayabilmek özel bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle, farklı uzmanların açıkça tartıştığı bir ortam yaratılması gerekir. İnsanlar o tartışmalardan, çarpışan görüşlerden bir şeyler öğrenir ve aydınlanırlar. Türkiye'de bu yapılmadı. Bende bir çağrışım yapmaması da, bu nedenle, doğal.

Gelelim değinilen iki soruna. Bunlardan ilki "etkinlik" sorunudur. Bankanın sorununu toplumsal açıdan en az maliyetle çözmenin yolu nedir? Akla gelen bir yol bankaya destek vermek. NRB için önce böyle yapılmıştı. Hükümet söz konusu bankanın mevduatına ve kredilerine garanti vermişti. Anlaşılan yürümedi. İkinci seçenek bankayı bir isteklisine satmak. Doğal olarak burada fiyatın ne olacağı önemli. Lord Lawson'un dikkati çektiği ve "en kötü çözüm" olarak nitelendirdiği durumda satın alma fiyatı "eksi"! Yani alana bir de üstüne sübvansiyon veriliyor. Bu gerçekten en kötü çözüm mü? İlk bakışta "apaçık öyle" diyesi geliyor insanın. Bir malı satıp üstüne alıcıya para verilen bir ihale yapıldığında çıkacak dedikodunun altından kalkmanın çok zor olacağına kuşku yok. Kalkılamaz mı? Başka bir kültür bunu başarmıştı. Japonya'da böyle durumda olan büyükçe iki banka başka bankalara satılmış ve Japon hükümeti alıcılara, yanılmıyorsam, üstüne 60 milyar dolar ödemişti. Bunun sonunda banka sağlıklı bir yapıya kavuşmuştu diye anımsıyorum. Ama dediğim gibi kolay iş değil.

Vatandaş nasıl ikna edilecek

Geriye millileştirme kalıyor. Doğru terim aslında "devletleştirme". Sonuçta banka "sivil toplum örgütleri ulusal birliğine (!)" satılıyor değil. Devlete geçiyor. Yani sonuçta bu bankanın zararları vergilerle finanse edecek. Tabii, ödediği vergi karşılığında bir kamusal hizmet bekleyen vergi mükellefi de niçin bu zarara ortak olduğunu soracak. Öyle ya belki bankanın müşterisi bile değiller. Ama devletten ödedikleri vergi karşılığında, örneğin daha iyi sağlık hizmeti beklerlerken, birilerinin yaptığı hatanın maliyetini ödemek gibi bir oldu bitti ile karşılaşmış oluyorlar. İşte topluma bunun nedenini anlatmak daha da zor. Hükümet ne diyecek? Herhalde "evet birileri bir hata yaptı. Bundan bir zarar doğdu. Bunu olduğu gibi bırakırsak bu hatadan doğan sorun büyüyecek, herkesi etkileyecek. O zaman toplum bundan daha büyük zarara uğrayacak. Bunu engelleyebilmek için böyle bir müdahaleyi kamu fonları kullanarak yapmak gerekiyor", diyecek. Vergi mükellefi de herhalde "Bütün bunlar olurken uyuyor muydunuz?" diyecek. "Benden aldığınız vergilerle maaşını ödediğiniz düzenleyici ve denetleyici kurum çalışanları bu tür olayların olmasını engelleyecek önlemler almıyorlarsa ne iş yapıyorlar?" diye soracak.

Bu da ikinci sorunu gündeme getiriyor. Neden söz konusu bankanın sadece zarar eden kısımları devletleştiriliyor ? Bu çözüm "kâr bireysel, zarar toplumsal" sloganına uymuyor mu? Oysa, kâr eden kısmı da devletleştirse, toplumsal yük daha azalmaz mı? Daha da "adil" olmaz mı? Neden böyle bir yol izlenmiş? Bu nasıl anlatılacak? Anlatılamaz değil. Aklıma en az bir açıklama geliyor. Ama bir de bütün bu olup bitenlerden sonra böyle bir açıklamayı dinlemek ister miydim diye soruyorum kendi kendime.

Devletsiz piyasa çalışmıyor

Görüldüğü üzere, bir bankanın devletleştirilmesi olayı etkinlik ve adalet gibi temel iktisadi sorunlar bağlamında ele alınmasını gerektiriyor. Bunların da öyle hazır çözümleri yok. Her sorunun çözümü, beraberinde bazı sakıncalar getirebiliyor. Çünkü, hepsi ikinci, hatta üçüncü kişileri ve onların davranışlarını etkiliyor. Böyle olduğu için de işin içine kamu yetkesinin karışması gerekiyor. Demek ki iktisadi yaşamda "dışsallıklar" (externalities) ders kitaplarında yer verildiğinden çok daha önemli yer tutuyormuş! Ama iktisat kuramı bu durumda piyasa mekanizmasının etkin çözüm veremeyeceğini de söylüyor. Anlayacağınız devlet olmadan piyasa mekanizması pek çalışabilir gibi görünmüyor.

İşte bu nedenle kendi düşünce sistemleri çerçevesindeki değerlendirmelerinden hareketle "devlet olmasın" diyen anarşistleri, devletten kurtulmayı düşleyen Marxçıları ve özgürlükçüleri (liberal) anlıyorum da "devlet karışmasın" diye çığlık atan "piyasa-severleri" anlayamıyorum.
Kaynak: Hasan Ersel 25.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
25.02.2008, 23:10:57
Mesaj: #5
Kriz Neden Hâlâ Avrupa Bankalarını Vurmadı
Kriz Neden Hâlâ Avrupa Bankalarını Vurmadı

Etraftaki garip sessizlik epeydir dikkat çekiyordu. Avrupa bankalarından en son haber bu hafta İsviçre'den geldi. Credit Suisse, İsviçre'nin ikinci büyük bankası, 2008 yılının ilk çeyreğinde kârlarını 1 milyar dolar azaltacak bir gelişmeyi haber verdi. Bilançosundaki VDMK'lerin (varlığa dayalı menkul kıymetlerin) bir bölümü "yanlış" fiyatlanmıştı. Yanlışlık düzeltildiğinde, bilançonun varlık tarafından 2.85 milyar dolarlık bir değerin silinmesi gerekecekti. Açıklama İsviçre'nin bir numarası UBS'den gelen bir açıklamadan hemen sonra yapılmıştı. UBS, şubat ayının 12'sinde, kendisinin VDMK portföyü ve bu portföyün değeri konusunda "son derece şeffaf" olduğunu açıklamıştı. Böylece ortadaki problemin ne olduğunu da açıklıkla vurgulamıştı. Gelin bir bakalım.

1997 yılındaki finansal krizden farklı olarak ülkeden ülkeye değil de piyasadan piyasaya yayılan bu son krizde manşetler genellikle ABD bankaları ve finansal piyasaları hakkında. Arada bir Avrupa bankalarının da adını duyuyoruz. Ama ortada ABD'deki gibi bir düzenlilik yok. Northern Rock, Societe General, UBS ve de en son Credit Suisse benzer nedenlerle manşete yerleştiler. Bunlardan sadece UBS ve Credit Suisse, ABD'de olup bitenlerle alakalı bilanço hasarı açıkladılar. Sizce bu kriz diğer Avrupa bankalarını da UBS ve Credit Suisse gibi neden hâlâ vurmadı? Ya Avrupa bankalarını krizden koruyan güçlü bir idari-yasal neden var ya da Avrupa bankaları yeterince şeffaf değil? İşte bu nedenle UBS yönetiminin bankanın "son derece şeffaf" olduğuna dair açıklaması esasen son derece önemli bir "tesadüf". Herkes aynı soruyu alçak sesle sorar ama açıklıkla sormazken, UBS aslında açıklıkla sorulmamış soruya bir cevap verdi galiba.
Avrupa bankalarının bu krizden Amerikan bankaları gibi etkilenmemiş olması teorik olarak mümkün değil. Batı Avrupa ve ABD finansal piyasaları arasındaki entegrasyon ileri bir safhada. Bir ülkede başlayan bir finansal yeniliğin sınırları aşıp, diğer ülkenin bankalarına ulaşmaması mümkün değil. Geçenlerde "yoksa icat çıkarmayı idari kararlarla zorlaştıran Kıta Avrupası hukuk sistemi, krizin panzehiri mi?" diye sormuştuk. Ama zaten Avrupa'da sermaye piyasası düzenlemelerinin temel amacı hep Kıta Avrupası hukuk sisteminin, finansal yenilikler için getirdiği katılığı gidermek oldu. Aynı durum, Türkiye için de geçerli değil mi? Bakın SPK ile ilgili düzenlemelere.

Avrupa bankalarından gelen dikkat çekici sessizliğin kaynağı hukuk sistemleri arasındaki fark değilse o vakit muhasebe ve raporlama sistemlerindeki farklılığa bakmakta fayda olabilir. Nitekim şubat ayının 9'unda Financial Times gazetesinde tam da bu konuda bir haber vardı. Habere göre Avrupa bankaları Amerikan usulü daha şeffaf raporlama standartlarını benimsemek için çalışma yürütüyorlardı. Bu muhasebe standartları farklılığını anlayabilmek için ne yapıldığına biraz daha yakından bakmak lazım. Aslında temel esaslar ve hesap yapısı ABD ve Avrupa arasında fazla değişmiyor. Değişen ABD'de dipnotlar vasıtasıyla hesap hareketleri ve değerleme usulleri hakkında daha ayrıntılı malumat verilmesi. Bu neden önemli? Bilançolarda varlıklar üçe ayrılarak sınıflandırılıyor ve de fiyatlanıyor. Birinci düzeyde, piyasası olan, kolaylıkla el değiştirebilen, fiyatı kolektif bir piyasada oluşturulmuş finansal varlıklar yer alıyor. Bunu kontrol etmek kolay. İkinci düzeyde, daha zor işlem gören, fiyatı her gün olmasa da yakınlarda kolektif bir biçimde belirlenmiş varlıklar yer alıyor. Bu da kontrol edilebilir. Üçüncü düzeyde ise kolektif bir fiyatı olmayan, bankanın kendi birimleri tarafından fiyatlanan varlıklar bulunuyor. İşte zurnanın zırt dediği yer tam da burası. VDMK'lar ve de diğer yapılandırılmış enstrümanlar hep bu bölümde yer alıyor. Hani Credit Suisse'in "Beceriksiz memurlarımız yanlış fiyatlamışlar" dediği varlıklar tam da bu bölüme ait. ABD'deki muhasebe normları ile daha ayrıntılı malumatın aktarıldığı bölüm de tam burası.

Ne demiştik geçen yıl üçüncü çeyrek bilançoları açıklanırken? Önce herkes kendi riskini fiyatlayacaktı. Sonra herkes herkesin risklerini nasıl fiyatladığını görecekti. İşte bilanço dipnotları bu aşamada kamunun aydınlatılmasına hizmet edecekti. Ondan sonra bilançolar bu kez kolektif bir biçimde yeniden fiyatlanacaktı. Peki, iş neden geçen yıl bitmedi? Çünkü son kolektif fiyatlama esnasında "gelir akımı sigortalama şirketleri"nin bilanço hasarının bütün bilançoları yeniden sorunlu hale getirdiği görüldü. Ortaya yeni bir fiyatlama zorunluluğu çıktı. Peki, yeniden fiyatlama neden yapılamadı? Çünkü "gelir akımı sigortalama şirketleri"nin yeni kredi değerlilik notu halen belirlenmedi. AMBAC, MBIA hâlâ eski (AAA+) en yüksek kredi değerlendirme notunu taşıyorlar. Öyle değiller ama öyleymiş gibi yapıyorlar.

Kredi notları düşerse ne olacak? Herhalde banka bilançolarından bir 100-150 milyar dolar daha havaya uçup gidecek. İsterseniz bu konuyu da bir anlatalım.
Muhasebe standartları önemlidir.
Başımıza gelecekler vardır.
Kaynak : Güven SAK 22.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
25.02.2008, 23:13:23
Mesaj: #6
Kötü Haberler Out Olduğunda Piyasa Çıkışa Geçecek
Kötü Haberler Out Olduğunda Piyasa Çıkışa Geçecek

Küresel ve yurtiçi piyasalar 16 Ocak'tan bu yana süregelen dönemde, her iyi ve kötü habere güçlü tepki veriyor. Duygusal tepkiler söndüğünde, piyasa için dönüş süreci başlayacak.

2006 yılından bu yana 5 küresel türbülansı geride bıraktık. Bununla birlikte, 16 Ocak'tan bu yana devam eden son küresel türbülansın etki periyodu henüz tamamlanmış değil. Nitekim, piyasalara akmaya devam eden iyi ve kötü haberlere tepkiler hala sert ve abartılı. En ufak bir iyi haberde dünya borsalarına ve doğaldır ki İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na (İMKB) alım geliyor. Tersine, tek bir kötü haberde bile, derhal borsa endekslerinde gerileme, yurtiçinde ise faiz ve döviz kurlarında bir miktar yükseliş gözlemliyoruz.

Ya da, euro-dolar paritesinde 1.45 ile 1.48 dolar arası sert dalgalanmalar görülmekte. Bunun anlamı, önümüzdeki nisan ayı sonuna kadar, olası yeni kötü haberlere yönelik beklentiyle piyasaların sert dalgalanma sürecini sürdüreceğidir. Söz konusu olası kötü haberler içerisinde en öncelikli olanı ise, tanınmış bir uluslararası finans kurumunun ya da Batılı ülkelerden her hangi birindeki bir finans kurumunun iflasıdır.

Yurtiçi aktörler ihtiyatlı

Doğrusunu söylemek gerekirse, yurtiçi piyasa aktörlerinin daha dikkatli ve tepkilerini daha dengeli vermeye çalıştıkları vurgulanabilir. Bu nedenle, 16 Ocak'tan bu yana süregelen küresel dalgalanmanın üstüne, hayli tartışmalı bir Türban konusu ve Irak'ın kuzeyine yönelik askeri operasyonlarla ilgili haberler gelmiş olsa da, döviz kurlarında iyimser senaryo üst sınırı olan 1.22 YTL kalıcı olarak aşılmadı ve Hazine kağıtlarının 2. el faizleri de yüzde 17'in üzerini görmedi. Nitekim, Türkiye, perşembe akşamından itibaren bir Irak'ın kuzeyine yönelik bir kara harekatı başlatmış olmasına rağmen ve Uluslararası Para Fonu (IMF) 7. Gözden Geçirme çalışmalarının onaylanması için reformların tamamlanmasını bekleyeceğini belirtmiş olmasına rağmen, yurtiçi piyasalarda her hangi bir anlamlı tepki gözlenmedi.

Yabancı sermaye etkili

Söz konusu tepkilerin sınırlı kalmasında, Türk bankacılık sektörünün mevcut küresel dalgalanmayı iyi bir pozisyonda geçiriyor olması ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun (BDDK) sektöre yönelik çok titiz bir çalışma ortaya koyması öne çıkıyor. Ayrıca, kamu maliyesi alanında, geçen yıl genel seçimler nedeniyle bir miktar gevşeyen disiplinin yeniden sağlandığı ve Hazine'nin de yaptığı geri ödemelerden daha az borçlanarak, programa sadık kaldığı gözlenmekte. Yani, yurtiçi aktörler açısından, küresel dalgalanma sürecinde tek bir sorun oluşturan başlık var. O da cari açık. Bu noktada, Migros'un satışı başta olmak üzere, özelleştirmeler ve gayrimenkul yatırımları boyutunda yabancı sermayenin Türkiye'ye ilgisi devam ettiği müddetçe, yurtiçi piyasa aktörlerinin cari açık meselesini Türkiye için ciddi bir risk olarak algılamayacakları anlaşılıyor. Ancak, küresel piyasaları yeni ve daha sert bir dalgalanmaya sürükleyebilecek bir haber, Türkiye'ye sermaye girişini de olumsuz etkiler ise, yurtiçi piyasa aktörlerinin tavrında hızlı bir kırılma gözlenebilir.

Ajandadaki öncelikler

Türkiye'nin 2008 yılına yönelik öncelikleri arasında, ekonomik reformlar ve IMF'le ilişkiler konusundaki kararlılığın tazelenmesi öne çıkıyor. IMF'le, nisan sonunda bitecek 19. stand-by sonrası, yola nasıl devam edileceği merak konusu. Hangi anlaşma modeli ile devam etmeli; bu konunun ivedilikle netleştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin IMF'le birlikte yola devam kararı, uluslararası alanda ekonomik reformların tamamlanması yönündeki kararlılığın bir göstergesi olarak algılanacaktır ki; bu Türkiye için olumlu bir sinyaldir. Bu noktada, 7. Gözden Geçirme'nin tamamlanması için IMF'in sosyal güvenlik ve vergi reformunun tamamlanmasını talep etmesi de, IMF'in de reformlar konusunda artık tolerans göstermeyeceğini teyit etmekte. IMF'in gözden geçirmeyi geciktirmesine yabancı aktörlerin tepkisi olacak mı, beraberce izleyeceğiz.

Türkiye için ajandadaki diğer bir madde ise, Merkez Bankası'nın bağımsızlığına gereken duyarlılığın gösterilmesi olarak tanımlanabilir. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın başkan yardımcılıkları ve Para Politikası Kurulu üyeliklerini bir an önce doldurmak adına girişimlerinin boşta kalması, sonuçsuz kalması hükümet veya ekonomi yönetimi açısından doğru bir strateji olarak gözükmüyor. Söz konusu atamaların ivedilikle tamamlanması hükümetin 2008 ajandasında önceliğe sahip olmalı.

AB kriterleri ihmal edilmemeli

Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri ve teknik müzakerelerin seyri de diğer bir öncelikli gündem maddesi olarak belirlenebilir. Avrupa Birliği başlığı için yeni bir heyecan ve tazelenmeye ihtiyaç gözükmektedir. Kopenhag ve Maastricht Kriterleri'nin Türk halkı için neden önemli olduğu ve Türkiye'ye küresel ekonomide bir cazibe merkezi olarak, ne tür avantajlar sağlayacağı vurgulanmalıdır. Kopenhag ve Maastricht Kriterlerini yerine getirmiş bir Türkiye, yılda 20 milyar dolarlık bir doğrudan yabancı sermaye yatırımını da istikrara kavuşturur ve Türkiye'nin istihdam sorunu ciddi ölçülerde azalacaktır.

Türban başlığı altında işleyen süreç dikkate alındığında, siyasi istikrar önemli gündem maddeleri içerisinde bir diğer başlık olarak öne çıkmaktadır. Siyasi istikrar, ekonomik güç ve yeniden yapılanma süreciyle doğrudan bağlantılı gözüküyor. Bu nedenle, Hükümet'in siyasi istikrar ve toplumsal uzlaşı boyutunda her olumlu adımı, yerli ve yabancı sermayenin yatırım kararları açısından önemli bir göstergeteşkil edecektir.
Kaynak : Kerem Alkin 23.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
25.02.2008, 23:30:08
Mesaj: #7
Maestro Moral Bozdu
Maestro Moral Bozdu

ABD Merkez Bankası'nın (FED) eski başkanı Alan Greenspan, ABD ekonomisinin toparlanmasının her zamankinden daha uzun sürebileceği uyarısında bulundu.

Son dönemde ekonomi basınında demeçleri ile sıkça yer almaya başlayan maestro lakaplı Greenspan, uyarılarına devam ediyor. Suudi Arabistan'da düzenlenen yatırım konferansında konuşan Greenspan, ABD ekonomisindeki büyümenin şu an itibariyle sıfır olduğuna işaret ederek, ekonominin durduğunu kaydetti.

Greenspan, "toparlama her zamankinden daha fazla zaman alabilir" diye konuştu.
Kaynak : Hürriyetim 25.02.2008

Ekonomi ve Borsa bölümünü www.Finans.Ekibi.net adresine taşıdık. İlgili soru ve mesajlarınızı yeni siteye gönderebilirsiniz.
Forum Ekibine mesaj yazabilmek için ücretsiz üye olmanız yeterlidir.
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
02.03.2008, 15:27:45
Mesaj: #8
RE: Medyadan Haberler 2008
Ayı Fikret’i kim öldürdü?

Borsacıların Ayı Fikret lakabıyla tanıdığı yılların spekülatörü Fikret Canayakın’ın cenazesi dün Fatih Camii’nden kaldırıldı...

Fikret Canayakın’ın kalbi Cuma günü saat 10.15’te yani hisse senedi fiyatları Borsa ekranına yansımaya başladıktan 30 dakika sonra durdu. İhlas Ev’in taban olması Fikret Canayakın’ı derinden üzmüş, kalbi sıkışmıştı. Çünkü o da ne yazık ki İhlas Finans Kurumu’nun yeniden faaliyet izni alacağı balonuna inananlar arasındaydı. İMKB Bültenleri’nde ardı ardına çıkan haberleri okumuş, bu hayalin gerçek olabileceğine inanmıştı.

Yüklü miktarda İhlas hissesi almıştı.

Spekülatör ruhluydu. Daha önce Aktaş Elektrik’ten, Çukurova Kepez Elektrik’ten büyük darbeler yemişti ama büyük paralar kaybettiği Borsa’dan başka o parayı tekrar kazanabileceği bir yer olmadığını biliyordu.

Belki rulet masasına gitse bütün parasını kırmızı ya da siyaha bassa en azından yüzde 50 şansı olacakken o gitti İhlas’ın rüyasına ortak oldu...

BDDK’nın açıklamasıyla ’game over’ dedi ve çöktü kaldı...

Yorgun kalbi daha fazla dayanamadı.

Şimdi kime kızacağız?

Paralar kazanılır ya da kaybedilir.

Ancak kaybedilen 55’inde bir hayatsa orada durmak gerekir.

Fikri sabit olanlar; olaya ’su testisi su yolunda kırılır’ ya da ’kılıçla yaşayan kılıçla ölür, kimse ona zorla İhlas hissesi aldırmadı’ şeklinde özetlenebilecek acımasız, duygusuz düz mantıkla bakabilir...

Ancak olay bu kadar basit olmamalı...

SPK’nın büyük ihmali

Bu olaydan ilgili tüm kurumlar gerekli dersi çıkarabilmeli...

Dün de vurguladığım gibi olayda İMKB’nin ve SPK’nın çok ama çok büyük ihmali olduğunu düşünüyorum.

İhlas Finans’la ilgili ilk açıklama geldiği andan itibaren bu kurumların derhal harekete geçmesi ve olayı her yönüyle irdelemesi gerekiyordu.

77 gün boyunca İhlas Finans’la ilgili spekülasyonların devam etmesine göz yumulmamalıydı... BDDK’nın tutumu öncelikle duyurulmalıydı.

İhlas’ın patronu Enver Ören kendince çıkış yolu arıyor olabilir...

Bunları sadece Borsa’yı etkilemek için de yapıyor olabilir...

Ancak o kurumlar niye var?

Küçük yatırımcının hakkını korumak için orada bulunmuyorlar mı?

Eminim bu hisseden 10 lot, 100 lot alan imkanları kısıtlı insanlar da vardı ve onların da canı yandı.

Ayrıca spekülatörler de bir yatırım ortamının olmazsa olmazlarıdır. Bizim piyasamızda spekülatörle manipülatör birbirine karıştığı için spekülatör adından rahatsızlık duyuyoruz ancak Ayı Fikret’ler de bu piyasanın bir sac ayağını oluşturuyordu...

Herkes şu soruyu sorarsa ve cevabını gerçekten bulabilirse işte o zaman Türkiye sermaye piyasası yükselmeye başlar...

Soru şu...

Ayı Fikret’i kim öldürdü?

EN SEVİLEN SPEKÜLATÖRLERDEN BİRİYDİ

BORSA’NIN sevilen spekülatörlerinden Fikret Canayakın aynı zamanda da ilk spekülatörlerinden biriydi. Çukurova ve Kepez Elektrik’e yaptığı yatırımlarla tanınan Canayakın’ın Borsa’da şansının olmadığı hisseler arasında Aktaş Elektrik, Net Turizm sayılıyor. Canayakın SPK tarafından bir defa geçici işlem yasaklısı oldu ama yasak daha sonra kalktı. Canayakın’ın serveti aileden geliyor. Adını aldığı dedesi Fikret Canayakın, Türkiye’nin ilk özel bankası Yapı Kredi’nin ilk hissedarlarından biriydi.

Kaynak : Vatan
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
03.03.2008, 0:30:03
Mesaj: #9
RE: Medyadan Haberler 2008
Yeni ve sert bir dalga mı?

Geçen perşembe, çok yoğun bir günün ardından, Türkiye’de gecenin geç saatlerinde oturup Bloomberg’i açtık ve dünya finansla piyasalarında izlediğimiz göstergelerin son durumuna baktık...

Şaşırdık. Yine beklenmedik kötü sinyaller oluşmuştu...

Bazıları çok tedirgin edici idi.

En kısa şekliyle...

Amerika piyasalarını yeni ve büyükçe bir dalganın vuracağı anlaşılıyordu.

Kuşkusuz uluslararası etkileri de olabilirdi...

Ancak tabloda gördüklerimizi gazete yazılarında ele almak da o gün için imkansızdı.

Sadece profesyonellere yönelik olarak azı önerilerde bulunduk.

Yatırımcılar için yaptığınız öneriler bu günlerde tümüyle yanlış çıkabilir. Çünkü volatilite çok yüksek. Kimsenin görmediği sinyalleri görmenin riski de bu... Bir veri yayınlanır... Bir de bakarsınız işler tersine dönmüş. Küçük yatırımcıya yönelik olarak kaleme aldığınız yorumlar da yanlış çıkmış.

Bu nedenle gazete yazılarında çok temkinli gidiyoruz.. Profesyonellere yönelik Finansonline yazılarında ele aldıklarımızın önemli bir kısmı zaten teknik. Gazete yazmak imkansız. Ama hata payı yüksek olan tahminleri de ilk başta sadece profesyonellere yönelik olarak bırakıyoruz.

Küçük yatırımcıyı gelişmelerden emin olunca bilgilendirmeye çalışıyoruz..

İşte perşembe günü ortaya çıkan durum da böyleydi...

Profesyonellere yönelik olarak önemli bir yorumda bulunduk...

Cuma sabahı da piyasa profesyonellerine...

Kısa bir süre için tribünlere çekilmelerini önerdik.

Ve bunun nedenlerini de gayet açık bir şekilde kaleme aldık.

Daha sonra da yorumun ne kadar doğru çıkacağını görmek için cuma günü piyasaların açılmasını bekledik.

Cuma günü Asya ve Avrupa ekside açıldı ama yaşanan çalkantı da bu günler için ‘normal’ dediğimiz seviyelerde kaldı.

Durum Amerika piyasalarının açılışı ile birlikte değişti. Şüphelendiğimiz gelişme Amerika açılır açılmaz gerçekleşmeye başladı.

Amerika piyasalarını yeni ve güçlü bir dalga vurmuştu.

Dow Jones günü yüzde 2.5, S&P500 endeksi de günü yüzde 2.8 gibi bir gerileme ile kapadı. Bu gibi hareketler Türkiye için bu aralar ‘normal’ bile olsa Wall Steet’teki volatilite dünyanın geri kalan kısmına kıyasla daha düşük.

Böyle gerilemeler ciddi bir tedirginliğin işareti.

İşin daha kritik yanı borsa ve faiz hareketliliğine bu sefer çok ciddi bir dolar volatilitesi de eklenmişti.

Özelikle dolar-yen kurundaki gelişmeler en dikkat çekici olan hareketti.

Son dalganın ‘yeni’ tarafı da bu.

Nedenlerine gelecek hafta gireceğiz.

Kaynak : Salih Nefçi
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
03.03.2008, 0:34:39
Mesaj: #10
RE: Medyadan Haberler 2008
Yabancının yüksek getirisi

2007’de yabancıların TL varlıklarının ödemeler dengesine etkisine baktık. Faiz gelirlerinin muhasebe sorunlarına girdik. Cari işlemler dengesinin yatırım gelirleri kaleminde yer almadığını saptadık. Neticede dış açık görünenden daha büyüktür dedik.

Kamuoyu ise olayın diğer cephesi ile, yani yabancıların TL varlıklarından elde ettikleri yüksek getiri ile ilgileniyor. Gene muhasebe sorunları var. Konuya açıklık getirmek istiyorum.

Gerçek verilerle bir örnek yapalım. Bir yabancı 2007 yılbaşında 100 dolarına 142 YTL alıyor. Bir yıllık yüzde 20 nominal faizli devlet tahviline yatırıyor. Hazine 2007 sonunda kendisine 170 YTL ödüyor. 1.17 dolar kurundan 145.6 doları cebine koyuyor.

Görüldüğü gibi, yabancı yatırımcı 2007’de TL’yi tercih ederek yüzde 45.6 gibi inanılmaz derecede yüksek getiri elde etti. Bizim sorumuz şu: 45.6 dolarlık getiriyi kim ya da kimler ödedi?

Hazinenin faiz ödemesi

Önce olayın Hazine’ye maliyetini hesaplayalım. Hazine yabancıdan 142 YTL aldı, bir yıl sonra 170 YTL ödedi. Aradaki 28.3 YTL yılsonu kuru ile 24.3 dolar tutuyor. Yabancının toplam geliri 45.6 doların yarıdan biraz fazlasını karşılıyor.

Bu hesap ilk bakışta makul duruyor ama aslında eksiktir. Çünkü 2007’de yüzde 8.4 enflasyon Hazineye sermaye kazancı sağladı. Ne kadar? Anapara çarpı enflasyon oranı kadar: 11.9 YTL ediyor.

Hazine’nin ödediği reel faizi bulmak için nominal faizden enflasyondan sermaye kazancını çıkartıyoruz. Hazine’nin 16.4 YTL reel faiz ödediğini hesaplıyoruz. Tahvilin yıllık reel faiz oranı yüzde 10.7 çıkıyor. Hazine’nin yayınladığı reel faiz verisine tam uyuyor.

Yabancının Hazine’den aldığı reel faizi yılsonu kuruna bölüyoruz: 14.1 dolar ediyor. Yani yabancı yatırımcının elde ettiği 45.6 dolar getirinin 14.1 doları bütçeden geliyor. Getirideki payı yüzde 30 tutuyor. Geri kalan 31.5 doları (yüzde 70) kim ödüyor?

Dövizciden servet transferi

Sorunun cevabı aslında çok basittir: Yılbaşında söz konusu 100 doları kim aldıysa o ödüyor.

Daha iyi kavramak için 2007 başında 142 YTL verip 100 dolar alan vatandaşın haline bakalım.

Yılbaşında 142 YTL verdi. Enflasyondan da 11.9 YTL kaybetti. Parasının satın alma gücünü koruması için yıl sonunda 153.9 YTL olması gerekiyor. Halbuki yıl sonunda 100 dolar karşılığında sadece 117 YTL alabiliyor. 36.8 YTL (yüzde eksi 24) reel servet kaybı var.

Dövizi alanın 2007 yılındaki servetindeki azalmayı yıl sonu kurundan dolara çeviriyoruz: 31.5 dolar buluyoruz. Bilmece çözülüyor. Yabancı yatırımcı elde ettiği yüzde 45.6 getirinin yüzde 70’ini 2007’de döviz tutan yerli yatırımcının servet kaybı oluşturuyor.

Dikkat: Hazine’nin döviz varlıklarını hesaba katmadık, çünkü Hazine net döviz borçlusu ve TL’nin değer kazanmasından kazançlı çıkıyor.

Özetlersek: Yabancılar yüksek getiriyi döviz tutan özel kesimden servet transferi yaparak elde ediyorlar. Hesap açıktır.

Kaynak : Asaf Savaş Akat
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
04.03.2008, 9:18:32
Mesaj: #11
RE: Medyadan Haberler 2008
Enflasyonla mücadeleyi daha ciddiye almalıyız
BUGÜNKÜ ekonomik dengelerden memnun olmayanlar giderek artıyor. Sorunların çözümü genellikle "biraz enflasyondan zarar gelmez" yaklaşımıyla bulunmaya çalışılıyor. Halbuki, Türkiye ekonomisinin sorunlarının çözümünün asıl yolu enflasyonu acilen düşürmektir.

Bir çeşit "sürdürülemezlik" yaşanıyor. Ya bugünkü dengelerin sürdürülebilmesi için enflasyon çok yüksek ya da arzulanan ekonomik dengeler için bugünkü enflasyon düzeyi çok düşük. Enflasyonun düzeyini veri alıp dengeleri değiştirmeye çalışmak yerine, enflasyonu kalıcı olarak düşürmek uzun dönemde Türkiye ekonomisinin yararınadır.

ZAMAN DEĞİŞİYOR

Otuz yılı aşkın bir süre yüksek enflasyonla yaşamış bir toplumda enflasyonun kalıcı olarak düşük düzeylere gelmesi önünde içsel ve dışsal engeller oluyor. Türkiye şimdi bu engellere takılıyor.

Sorunların en büyüğü enflasyon beklentilerindeki katılıklar gibi görünüyor. Beklentilerdeki katılıklar ekonomik birimlerin yüksek enflasyon döneminde edindikleri fiyatlandırma alışkanlıklarının devam etmesine neden oluyor. Enflasyon, ekonomik birimleri şaşırtıp beklentilerin üzerinde düşse dahi, "nasıl olsa yine çıkar" beklentisiyle ekonomik birimler davranışlarını değiştirmede isteksiz oluyorlar.

Bir başka sorun, çeşitli kaygılar ve etkilerle para otoritesinin enflasyonun az da olsa çıkışına göz yumuyor görünmesidir. Örneğin, 2006 yılında döviz kurlarının ortalama fiyatları etkileyecek boyutlarda sıçramasına izin verilmesi bir şansızlıktı. "Nasıl olsa yine çıkar" beklentileri içindeki ekonomik birimleri haklı çıkardı. Nedeni ne olursa olsun, bu örneklerin artması enflasyon beklentilerini daha da katılaştırıyor.

Enflasyon hedeflemesinin ilk iki yılda başarısız olması ve Merkez Bankası’nın bu alanda itibar yitiriyor olması da enflasyonu indirme mücadelesinde yaşanan olumsuzlukların biri. Enflasyon hedeflemesine erken geçildiği dahi iddia edilebilir. Belki, enflasyon birkaç yıl yüzde 10 civarında debelendikten sonra enflasyon hedeflemesine geçilseydi, bu yaklaşım "enflasyona son bir darbe" olarak kullanılabilirdi. İsrail böyle yapmıştı. Onlar da aynı uluslararası fiyatlara muhatap oldukları halde, İsrail’de de enflasyon artıyor, ama geldiği yer yüzde 3’ün biraz üzerinde. Bizim elimizde "son bir darbe" vuracak alet de kalmadı.

Uluslararası finansal konjonktür son döneme kadar bizim gibi ülkelerin yararınaydı. O da dönmüş görünüyor. Küresel ekonomik büyümenin düşmesiyle petrol fiyatlarının düşmesi enflasyonla mücadeleyi kolaylaştırabilir. Şimdilik böyle bir eğilim de görülmüyor.

ENFLASYON YÜKSEK

Enflasyonla mücadelenin ilk üç yılında (2002-2004), Türkiye ekonomisinde enflasyon hızla düşerken, ekonomik büyüme de uzun dönemli ortalamanın oldukça üzerinde gerçekleşti. Bir anlamda, enflasyonu düşürmenin kitleler üzerindeki maliyeti bir ölçüde hafifledi. Nedenleri ne olursa olsun, bu küçümsenmeyecek bir lükstü.

Şimdi bir başka döneme girdik. Önümüzdeki dönemde enflasyonla gerçekten mücadele etmek istiyorsak, ekonomik büyümeden de feragat etmeyi göze almamız gerekebilecektir. Dolayısıyla, enflasyonla mücadele daha sevimsiz hale gelmektedir. Bu da, enflasyonla mücadeleyi sulandırma girişimlerini doğal olarak artıracaktır. Yani, Merkez Bankası’nın işi daha da zorlaşıyor.

Ama, "biraz enflasyondan zarar gelmez" yaklaşımı bize bugünleri de aratabilir. Bu aşamada yapılabilecek en büyük yanlış bugünkü enflasyon düzeyini yeteri kadar düşük görmektir.

Kaynak: Ercan Kumcu
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
04.03.2008, 9:21:14
Mesaj: #12
RE: Medyadan Haberler 2008
Halk için önemli olan gıda fiyatlarının ayda yüzde 5.05, yılda 11.91 artması

Şubat ayına ait enflasyon göstergeleri, tüketici fiyatlarında (TÜFE) artış olduğunu gösteriyor ama, (ÜFE) üretici fiyatlarındaki artış daha da önemli. Bu demektir ki, maliyet artışının yükü gelecek aylarda tüketiciye yansıyacak. Tüketici fiyatları önümüzdeki aylarda da artacak.
Şubat ayında üretici fiyatları yüzde 2.56 oranında arttı. Bu artışta elektrik ve gaz fiyatlarındaki aylık yüzde 21.32 artışın etkisi büyük. Üretici fiyatları endeksi içinde yüzde 73.33 ağırlığı bulunan imalat sanayiinin alt sektörlerindeki fiyat artışları ise enflasyonist baskıyı işaret ediyor.
İmalat sanayiinde büyük ağırlığı olan gıda sektöründe üretici fiyatlarındaki yıllık ortalama artış yüzde 10.96 oranına ulaştı. Ekonomide önemi büyük olan ana metal sanayiinde sadece şubat ayında maliyetlerin yüzde 6.55 oranında artması hiç de hayırlı bir gelişme değil.
Halkımız için enflasyonun göstergesi mutfakta kaynayan tenceredir. Cebinden çıkan paranın bir yıl önceye göre ne kadar arttığıdır.

Gıda ve konut enflasyonu

Halkımız, Türkiye genelinde her 100 liranın 28.63 lirasını gıda için harcar. Şubat ayında gıda fiyatları yüzde 5.05 oranında arttı. Halkımızın bir yıl için gıda harcamalarında ortalama yüzde 11.91 oranında artış oldu.
Halkımız için diğer önemli harcama kalemi kira ve konut harcamalarıdır. Her 100 lira harcamanın ortalama 16.60 lirası bu kiraya ve konut harcamalarına gider. Şubat ayında bu tür harcamalardaki artış 0.39 oranında oldu ama, yıllık ortalama artış yüzde 11.49 oranına yükseldi.
Halkın 100 liralık harcamasında ulaştırma ve haberleşme harcamalarının şubat ayı (ağırlığı) 12.59 liradır. Şubat ayında ulaştırma ve haberleşme harcamalarındaki artış 0.54 oranında gerçekleşti. Yıllık ortalama artış yüzde 5.29 oldu.
İlginç bir gelişme, şubat ayında toplam harcamada yüzde 8.07 ağırlığı olan giyim harcamalarının fiyatlarının yüzde 6.93 oranında gerilemesidir. Şubat ayında giyim eşyası üretenlerin maliyetlerinin (ÜFE endeksinin) yüzde 5.84 oranında artmasına karşılık, tüketici fiyatlarının yüzde 6.93 gerilemesi iki şeyi gösteriyor. (1) Giyim eşyasında talep o kadar düştü ki, tüketici maliyetin altında alım yapabiliyor. (2) Üreticinin maliyeti arttığına göre, stoklar eridikten sonra giyim eşyası fiyatlarında ciddi bir artış gerçekleşecek.

Enflasyonu ciddiye almalı

Genel çizgileriyle tüketici fiyatlarındaki (Şubat 2007/Şubat 2008) yıllık fiyat artışının yüzde 9.10 oranında, üretici fiyatlarındaki (basit anlatımıyla toptancı fiyatlarındaki / veya / maliyetlerdeki) yıllık artışın yüzde 8.15 oranında gerçekleşmesi yıllık enflasyonun aşağıya inecek yerde yüzde 10’lara doğru tırmanışa geçtiğini gösteriyor.
Halk için önem taşıyan gelişmeler tüketici fiyatları endeksinde yer alan gıda fiyatlarında yıllık ortalama artışın yüzde 11.91 oranına, konut harcamalarında yıllık ortalama artışın yüzde 11.49’a yükselmesidir.
Şubat ayı sonu itibariyle yıllık net gelirleri yüzde 12’den az artanlar enflasyonu çok daha fazla hissedecektir. Bunlar pahalılıktan ve fakirleşmeden söz edecek, yakınacaktır.
Günümüzde enflasyon sadece Türkiye’nin değil, birçok ülkenin sorunu. Ama (1) O ülkelerde fiyat artışları bizdeki kadar büyük değil. (2) O ülkelerde gelir artışları ile fiyat artışları arasındaki makas bizdeki kadar büyük değil. (3) O ülkelerde hükümetler enflasyonu ciddiye alıyor. Enflasyon canavarı yükselmeye başlar başlamaz başını ezecek politikalar uyguluyor.
Kaynak: Güngör Uras
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
06.03.2008, 8:03:30
Mesaj: #13
RE: Medyadan Haberler 2008
Ailenin Yeni Sorunlu Üyesi İle Tanışalım: Auction-Rate bonds

5 Mart 2008 Çarşamba Saat: 13:38

Biz hala tahvil sigortacıları kurtarılacak mı konusuna kafayı takarken, kredi kriz yepyeni bir boyutta ABD’yi darmadağın ediyor bile. Bilgeyatirimci.com’da bu kriz geçtikten sonra dünyanın gerçekten işine yarayacak finansal icatları da tanıtacağız elbette, işimiz bu olmalı aslında, ama şu anda vereceğimiz hizmet ailenin yeni psikolojik sorunları olan üyelerini karşınıza getirmek. Bugünkü portremiz “auction-rate bonds”, hadi bir de Türkçe isim uyduralım, esnek faizli yerel yönetim tahvilleri (EFYT).

ABD’de yerel idareler uzun vadeli tahvil ihraç ederken sonsuz yöntemler kullanır. Böyle kısa bir yazıda gelişmiş ülkelerin tahvil pazarının sayısız ihraç zenginliğine girmek sizi de yazarı da bayar. Şu kadarı ile yetinelim. Bir, keşke ülkemizde de İMKB’ye verilen önem özel sektör tahvillerine verilseydi. İki, önemli ölçüde ABD belediyeleri, özerk kurumları (hastane, üniversite, vs) uzun vadeli tahvil ihraç ederken bunların aylık faizlerini ihale ile belirliyor. 28-35 gün arası vadelerde Goldman Sachs, Morgan Stanley gibi bir aracı kurum nezaretinde kupon ihalesine çıkılıyor, faiz orda belirleniyor. Eğer ihalede faiz için “yeterli” teklif gelmezse, aracı kurum o vade için önceden belirlenen bir faizden kuponu satın alıyor.

EFYT ABD gibi enflasyonu düşük, fon akımlarının durağan olduğu piyasalarda çok iyi çalışır. Olası faiz risklerini yatırımcı ve ihraççı arasında adil şekilde paylaşır. Bir de araya güçlü sermaye yapısı olan dev bir yatırım bankası ve ihraççının kredi notunu garanti eden tahvil sigortacısı (monoline) koyduğunuzda, karşınıza finans fakültelerinde okutulan “etkin piyasa” borçlanma ve sermaye dağılım modeli çıkar.

Ve sonra birden herşey darmadağın olur. Çünkü, kredi notunu garanti eden monelinelar batmak üzeredir. Kısa vade fonlama piyasası Fed’in sermaye enjeksiyonlarına rağmen fiyat bulamadığı için ihalelere talep gelmemeye başlar...Aaaaaa bir de bakmışız, o çok güvendiğimiz dev yatırım bankaları teklifsiz biten ihalelerde kuponları satın almamaya başlamış. Normalde 35 günlük vadede %3.5-4 ödenmesi gereken kuponun faizi %5’lere VE inanmayacaksınız, %20’lere çıkmış. 166 milyar dolarlık pazar çökmüş, yerel idareler ayvayı yemiş.

Bu sorunu monolineları kurtararak çözeceğimizi düşünmeyelim lütfen, sorun daha derinde, sorun kısa vadeli fonlama pazarında fiyat yapıcılardan alıcılara kadar oluşan klasik yapının çökmüş olmasında. Bu sorunun yansıması da Bush hükümetinin ekonomiye saldığı 170 milyar dolarlık vergi iadesi ve şirket teşviklerinin eyalet ve yerel idareler harcama sıkıntıları ile sıfırlanmasında. Sorun, kredi krizinin bugün Credit Agricole’un mali tablolarında görüldüğü gibi her yere yayılan bir kanser olmasında.
Kaynak: Atilla Yeşilada
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
06.03.2008, 8:31:13
Mesaj: #14
RE: Medyadan Haberler 2008
Ekonomiler duracaksa emtialar neden yükseliyor?

Bir taraftan kredi piyasalarındaki kaos, diğer yandan Amerikan ekonomisinin durgunluğa gireceği endişesiyle hisse senedi fiyatları düşüyor. Herkes pür dikkat Dow Jones, DAX ya da İMKB endeksindeki düşüşleri izlerken, emtia fiyatları yeni rekorlar kırıyor. Altının onsu 989 dolar, gümüş 20.60, platin 2.305, ABD hampetrolü 103.95 dolar ile tarihi rekorlarını “yenilerken”, “büyümenin göstergesi” bakır 394 dolar ile Mayıs 2006’daki (her şeyin yolunda olduğu zamanlardı) 401 dolar zirvesine çok yaklaştı.

Emtialardaki artışlar çok hızlı ve oransal olarak yüksek oldu. Örneğin platin; bu yılı içinde 1508 seviyesinden Salı günü gördüğü 2.305 dolar seviyesine 30 işgünü içinde geldi. Artış oranı da süre kadar dikkat çekici; yüzde 52.85. Kimsenin dikkatini çekmeyen pamuk fiyatlarına ne demeli? 11 Şubat’taki 66.55 dolardan dün 93.21’e yükseldi. 17 iş gününde yüzde 40.1’lik bir yükseliş. 2003 yılı Ekim ayındaki 84.80’deki rekorunu da kırdığından, yükseliş daha da devam ederse şaşırtmayacak kimseyi.

Geçen yıl yüzde 100 artan petrol fiyatları, son 8 ayda yüzde 190 artan buğday fiyatlarını da hatırladığımızda akla tek soru geliyor: Madem küresel ekonomik büyümede durgunluk beklentisi hakim; ileride emtialara talep gerileyecek, buna bağlı olarak da fiyatlarının düşmesi gerekmez mi?

Klâsik ekonomi teorisi bunu söyler, doğrudur. Bir malın fiyatı artarsa, talep daralır. Talebi daralan malın fiyatı düşer, fiyat düşünce talep artar ve bu böyle sürer gider. Ancak “yeni dünyada” işler pek öyle yürümüyor. Hisse senedi ve konut sektörünü kurtarmak için FED faizleri indirir. Paranın maliyetinin; yani faizlerin düşmesi; mala olan talebi artırır. Talep artınca enflasyon artar (klâsik ekonomi halen daha çalışıyor?).

Enflasyondan korunmanın en iyi yolu da ileride fiyatları artacak olan malları (emtialar) bugünden almak. Bir an evvel malı almak için acele edince, hem fiyatlar hızla artıyor ve hem de fiyat artışları yeniden enflasyon yaratıyor.

Garip bir kısır döngü değil mi?

Tüm bu döngüyü hızlandıran, talepten ya da reel faktörlerden çok bu halet-i ruhiyeyi kullanan spekülatörler. Bunlar ister bireyler, isterse yatırım fonları ya da hedge fonlar olsun; FED’in faiz indirimleriyle başlayan bu süreci sonuna kadar kullanıyor. Hemen aklınıza petrol arzının talebi karşılamakta zorlandığı; küresel ısınmanın kuraklığa, bunun da tarımsal emtiaların fiyatlarını artırdığına dair savlar geldi değil mi? Pekala; buğday, mısır, altın, gümüş, petrol, bakır, nikel, kahve ve hatta domuz eti (16 Ocak’tan beri yüzde 25 artmış) gibi çok farklı emtialar nasıl oluyor da birbiri ardına ve bu denli hızlı yükselebiliyor?

Bu durumu; hisse senedi ve kredi piyasalarından umduğunu bulamayan fonların; “parayı da ucuz” bulmasıyla yaptıkları “vahşi” spekülasyondan başka bir şeyle açıklamak neredeyse imkânsız. Bakmayın siz “zirve petrol” veya küresel ısınma “mazeretlerine”... Faiz indirimleriyle “acz içine” düşen dolar da bu durumu destekleyince herkes bundan sonuna kadar faydalanmaya çalışıyor!

Daha da sürer mi?

Denenecek, ancak sonlara yaklaşılıyor gibi... İlk sinyal Salı günü geldi! Kâr satışlarıyla düzeltme zamanı yaklaşıyor. Hızlı çıkışları, hızlı inişler takip ederse şaşırmayın.
Kaynak: Ali Ağaoğlu
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
06.03.2008, 8:38:25
Mesaj: #15
RE: Medyadan Haberler 2008
Yabancılar Türkün taşıyla Türkün kuşunu vurup yiyorlar!

Yabancılar Türkün taşıyla (parasıyla) Türkün kuşunu (şirketlerini) vurup yemeye başladılar.
(Bu deyimin aslı, “Çayın taşıyla, elin kuşunu vurarak, kebap etmek”tir).
“Nereden çıktı şimdi bu?“ diye soracaksınız. Ben de cevaplayacağım, “Migros’tan çıktı efendim!..” diyeceğim.
Milliyet Ekonomi’de küçük bir haber vardı:” İş Bankası, Garanti Bankası ve Vakıfbank’tan yazılı bir açıklama yapılmış. Açıklamaya göre, Koç’tan Migros’un yüzde 51 hissesini 1.97 milyar YTL’ye satın alan Londra merkezli P.C.Partners tarafından kontrol edilen Moonligt Capital (Ayışığı Sermayesi) grubunun ödeyeceği paranın yarısı, bu üç Türk bankası tarafından karşılanacakmış.”
Açıklama metnini buldum. Açıklama metninde, “Satın alma bedeli olan 1.97 milyar YTL’nin çağrı yoluyla toplanacak hisselerle birlikte 3.9 milyar YTL’ye ulaşacağı, üç bankanın bunun yarısı için uzun vadeli proje kredisi sağlayacağı” belirtiliyor.

Her şey kanuna uygun

Yoruma girmeden durum değerlemesi yapayım: Bu işlem Türk kanunlarına, ulusal ve uluslar arası bankacılık usul ve teamüllerine uygun bir işlemdir. Böyle bir kredi kullandığı için yabancı alıcı sorgulanamaz. Böyle bir kredi verdikleri için Türk bankalarına gücenilemez.
Ancaaaakkk... Bir şey var ki... Bu olan biteni kafam almıyor. Kafama sığdıramıyorum... Olan bitende bir çarpıklık var gibi geliyor... Sayın okuyucularıma arz edeyim de... Bakalım Sayın okuyucularım ne diyecekler?
- Efendim, biz özelleştirilen kamu varlıklarını, özel sektörün satılığa çıkardığı bankaları ve şirketleri yabancılar satın aldıkça kendimizi nasıl avutuyorduk? “Şirketler satılıyor ama, bu yoldan ülkeye doğrudan yabancı sermaye (döviz) giriyor. Yabancıların getirdiği paralar ekonomiyi güçlendiriyor” diyorduk.
- Şimdi tartıştığımız olay nedir? Bir yabancı şirket, bir büyük Türk şirketini satın alıyor. Bunun için Türkiye’ye para getirmiyor. Türk bankalarının, Türk halkından mevduat olarak topladıkları parayla oluşan kaynağı kullanıyor.

İyi diyorsanız, devam!

- Bu işlem sonucunda, bir yabancı sermaye grubu bir büyük Türk şirketinin mülkiyetine Türk halkının tasarruflarını kullanarak sahip oluyor. (Yazının başlığını tekrarlayayım: Yabancılar Türkün parasıyla Türk şirketi kebap ediyor!)
Maliye Bakanı Sn. Unakıtan, geçtiğimiz günlerde döviz açığının nasıl kapatılacağı konusunda bir açıklama yapmıştı. O açıklama kaba hatlarıyla: ”Cari açık (döviz açığı) konusunda fazla kötümser olmaya gerek yok. Bu yıl özelleştirme ve şirket satın almalar için en az 10 milyar dolar döviz girer... Bu dövizlerle de döviz açığının büyük kısmını kapatırız” demişti.
Yabancılar özelleştirmelerde ve şirket satın almalarında Türk bankalarının kredi imkânlarını kullanmaya başlarsa, bundan sonra özelleştirme ve şirket satın alma işlemleri için doğrudan yabancı sermaye girişi aksayacak demektir.
Çünkü anlaşıldığı kadarıyla, Türk bankaları yabancı alıcıları kredilendirmeye kararlı... Vakıflar Bankası’nın açıklamasında şu ifadeler yer alıyor: “Bankamız, deneyimi ve geleceğe ilişkin olumlu beklentileriyle bundan sonra da benzer projelere finansman desteği sağlamaya devam edecektir.”
Demek ki, veren memnun, alan memnun... Bize sadece “derdi” düşer.
Kaynak: Güngör Uras
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
07.03.2008, 8:31:15
Mesaj: #16
RE: Medyadan Haberler 2008
Dolarda sihirli senaryo...

Dolarda en çok sorulan soru; ne yapacağız? Alan da, almayan da aynı soruyu soruyor... Cevap çok zor değil; sihirli bir hareket tarzı yok... Matematik formüller ile “optimal olanı” bulmayı deneyeceğiz...

Sevgili dostlar, dolar kuruyla ilgili olarak bugüne kadar bu köşede iki net tezi ele aldık. Birincisinde “dolar patlar mı tartışması” yapılırken ters bir çıkışla 1.1-1.18 YTL aralığını ilk hedef gösterip, 1 dolar 1 YTL denkleminin şartlarını tespit ettik, ikincisinde de kamuoyunda dolar 1 YTL’nin de altına gider mi sorusu sorulurken “Kesinlikle gidemez, 1.18-1.1 YTL bandında dolarlarınızı sıcak paraya hediye etmeyin” diyerek satışa karşı çıktık. Bu tez hâlâ geçerli, 1.18-1.1 YTL bandında “satış yapmak” eldeki veri seti ve oluşan iç siyasi risk ile kısa vadede doğru değil.

Sevgili dostlar, bugün, sizden gelen “Dolar alalım mı?” soruları doğrultusunda “24 aylık bir kurgudan bahsetmek” ve sizlere dolar alınca faizden kaybettiğiniz fırsat getiriyi de hesaba katarak, bir denklem kurmak istiyorum.

Bir soru ile başlayalım: Pazartesi sabahından itibaren 24 ay boyunca düzenli aylık faizde kalarak, ne getiri sağlarsınız? Faizin 24 ay içinde hedef-direnç bölgesi olan 23’lere kadar yükselebileceğini de varsayarak hesaplayalım; bileşik olarak ortalama yüzde 35-40 arasında bir getiri sağlayabilirsiniz, eğer faiz yükselirse.

Peki Pazartesi sabahı 1.20 YTL altında dolar alırsanız, aynı getiriyi 24 ay içinde ne olursa sağlarsınız? Ortalama olarak söyleyeyim: Dolar 1.20 YTL altından yaptığınız bir maliyet sonrası, 1.60-1.77 olan zirve bölgesini “test ederse” ve siz de “tam burada satış” yapabilirseniz; faizden elde edeceğiniz “aynı kazancı” kâr hanenize yazabilirsiniz.

Sıçrama olur mu?

Şimdi bu denklemi sorularla detaylandıralım.

1- Dolar, dünya genelinde bozulan veri seti ve artan iç siyasi riski dikkate alırsak, önümüzdeki 24 ay içinde acaba “bir büyük sıçrama veya başka bir tabirle gitti-geldi” yapar mı?

2- Faizde bahsedilen yüzde 35-40’lık getiriyi elde etmek için tam 24 ay yani vadenin son gününe kadar beklemek gerekirken dolarda sıçrama “her an olabilir” detayı, alım-satım sonrasında yeniden kazanılacak faiz de dikkate alınırsa, dolar alımını faize göre avantajlı konuma getirir mi?

Sonuç 1: “Dolar alalım mı?” diye soranlara, analiz edecekleri yapıyı daha basit ve öngörülebilir hale getirmek için bu denklemi kurdum. 1.20 altında maliyet yapıp, 24 ay içinde oluşabilecek bir “zirve hedefli” sıçramada, aldıkları doları satıp, yeniden faize geçmeyi becerebilenler, faizde kalacakları 24 aya göre daha fazla kazanabilirler.

Sonuç 2: Burada iki önemli detay var: Kur sıçrar mı ve en önemlisi alım yapanlar tam satma zamanında, daha da gider mi detayına takılmadan satış yapabilirler mi?

Son söz: “Dolar almak” mantıklı mı sorusunu soruyorsanız, mutlaka sistemi zaman aralığıyla tanımlamanız ve detaylandırmanız gerekli. Yukarıda ben sadece bir örnek verdim. Aynı yapıyı 12 aylık da kurabilirsiniz, sıçrama potansiyeli yüksek olsun diye aralığı geniş tuttum. Eğer sıçrama olacağına inanıyorsanız ve “ben belirlediğim dipte alıp, zirvede pozisyonuma âşık olmadan satabilirim” diyorsanız, yukarıdaki senaryoya göre “bu bölgelerden alım-satım” , 24 ay içinde “faize göre” daha fazla getirebilir. Tekrar ediyorum: Dış denklem ve iç siyasi risk ile sıçrama olacağına inanıyorsanız.
Kaynak: Yiğit Bulut
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
07.03.2008, 8:34:43
Mesaj: #17
RE: Medyadan Haberler 2008
ROUBINI'Lİ BİR GECE ve ABD KARANLIKLAR İÇİNDE

Dün gece saat 19:00 sıralarında İş Yatırım'ın geleneksel "Geniş Açı" toplantılarının bu yılki konuğu olan Noruile Roubini'yi dinlemeye gittik. Kokteyl sırasında da özel olarak sohbet imkanı da elde ettik. Aslında son üç yıldır hiçbir yazısını kaçırmadığım için, şu ana kadar savunduğu ve açıkladığı görüşlerini kendi ağzından duyma imkanına kavuştuk.

Kendisi çok sıcak kanlı ve cana yakın biri. Üstelik İstanbul doğumlu. Bizim suyumuzdan içtiği belli. Sahip olduğu kariyere rağmen, kokteyl salonunda sıradan biri gibi davranıp espriler yapıyor, her soruyu çok dikkatli dinliyor ve cevapları da kafanızda başka soru oluşturmayacak derecede net ve açık oluyor.

Kısaca vurgulamak gerekirse, dün geceki konuşmasında artık işin sub-prime krizini aştığını ve büyük çaplı bir kredi kirizine dönüştüğünü söyledi. Nitekim bu konuşma sonrasında eve gelip bloomberg sayfasını açtığımda, özel şirketlerin de kredilerini ödemekte zorlandıklarını haberini okuyunca, artık bu gidişatın, Roubini'nin söylediği sona doğru gelişmekte olduğuna şüphem kalmadı.

Dünkü konuşmasında bana göre en çarpıcı noktalardan biri de, sizlere iki gün önceki yazımda bahsettiğim bir düşüncemdi. Hatırlarsanız, FED'in artık resesyon veya enflasyonla ilgili olmadığını, bu kadar yüksek oranlı ve agresif faiz indirimini yapmasının aslı sebebinin, finansal bir çöküşü önlemek olduğunu belirtmiştim. Roubini de aynı şeyleri söyledi. Yani iş çok ciddi ve ABD'nin buradan çok ciddi bir yara almadan kurtulmasına imkan yok. Mortgage krizi ile başlayan zarar yazmaların öyle 300-400 milyar dolarda kalmayacağını ve 1 trilyon dolara kadar yükseleceğini söylüyor. Şu an krizin sistemik bir hal aldığını da belirtiyor. Dolayısıyla önümüzdeki en azından 6 aylık dönemde, finansal kuruluşların zararlarının daha da büyüyeceğini ve bu haberlerin hiç eksik olmayacağını söyleyebiliriz.

Roubini'nin enflasyonu ciddi bir risk olarak görmediğini öğrenmiş oldum. Fakat konuşmasındaki çok önemli bir bilgi bu enflasyon riski ile çelişiyordu. Bu çelişkiyi sorma imkanım olmadı. Roubini'ye göre ekonomi öyle hızlı daralacak ki, şu an artmakta olan enflasyon, daha sonra güç kaybedecek. Yani stagflasyon olasılığı olduğunu söylese de buna çok büyük bir olasılık atfetmiyor. Fakat aynı Roubini şunları da söyledi; Şu an yükselen ekonomiler olarak bilinen Asya ülkeleri, Hindistan ve Latin amerika ülkelerinde aşırı bir rezerv birikimi var. Bu rezerv birkiminin sonucu olarak, içeriye gelen döviz kadar para genişlemesi oluyor. Para genişlemesi ise bu ülkelerde enflasyonu azdırıyor. Bu yükselen ülkelerin çoğunda bu nedenle reel faizleirn negatife doğru gittiğini ve birçoğunda negatif olduğunu söyledi. Dolayısıyla, bir ekonomi kuralı olarak eğer reel faizler negatifse, harcamalar artar. Yani talep artar ve enflasyon yaratırsınız. Diğer taraftan da buble denilen birçok balon oluşur. Yani emlak balonu, borsa balonu gibi finansal varlıkların fiyatları şişer ve sonuçta, bu ülkelerde de bu balonlar patlayınca, Amerika'dakine benzer durumlar ortaya çıkacaktır. Bu nedenle Roubini bu ülkelere, paralarını değerli hale getirme önerisinde bulunuyor. Bu sayede bu tür balonların oluşmasının önleneceğini söylüyor.

İşte tam bu noktada çelişki ortaya çıkıyor. Eğer bu gelişen ülkelerde de enflasyon başlamışsa ki Çin şu an birçok üründe fiyatları dondurdu. Geçici olarak dondurdu ama sonuçta enflasyon nedeniyle dondurmak zorunda kaldı. Eğer global olarak enflasyon artmaya başlamışsa ve dolar tüm diğer paralara karşı değer kaybediyorsa, Amerika'nın ithal ettiği her mal daha pahalı hale geliyor. Amerika'daki enflasyon iki kaynaktan besleniyor. Birincisi ithalat yaptığı ülkelerde enflasyon arttığı için, enflasyon ithal ediyor. İkincisi de, dolar değer kaybettiği için, ithal malları daha da pahalanıyor. Bu nedenle bence Amerika'daki enflasyon artışı geçici bir görünüm arzetmekten ziyade, özellikle bu yaz aylarına doğru TÜFE yüzde 5'i geçebilir. Yüzde 5 rakamı kritik ve psikoloji bir sınırdır. Çünkü çok uzun zamandır bu seviye geçilmedi. Bu seviye geçildiği anda, dünyada faizlerin çok hızlı biçimde yükseldiğini görebiliriz. Bu durum bizi de faiz artırmaya zorlar. Fakat bizim ekonomimiz zaten uzun süredir yüksek faizlerle boğulma noktasına geldiiği için yapacağımız her faiz artırımı büyümeyi şiddetle aşağı çekecektir.

Sonuç olarak, artık 2003'de başlayan bol para ve yüksek getiri dönemi bitmiştir. Artık para çok daha güvenli limanlar arayacaktır. Şu an seçtiği adres ise Altındır. Bu nednele eğer aranızda önümüzdeki iki yılın geçmiş iki yıl gibi olacağını hayal eden varsa, hiç böyle hayal etmesin. Geçmiş 5 yıldaki piyasa trendleri ve aışkanlıklarınız bilinçaltınıza yazıldı ve bunları terketmek kolay olmayacaktır. Şu an dünya'daki bu trend dönüşünü size haber veriyorum ve bosanın 2 dolara ve hata bunun da altına düşeceğine dair şüphem kalmadı. Üç ay içinde mi olur, 6 ay içinde mi olur yoksa bir yıl içinde mi olur, bilemiyorum Fakat bildiğim bir şey var ki, bundan sonraki 1-2 yıl içinde elinizdeki hisseleri çok daha ucuz fiyatlardan almak için çok fazla fırsat olacaktır. Bizim devlet tahvili faizleri de 17.50 seviyelerine yaklaştı. Eğer 18 veya 18.50'ye kadar çıkarsa da kimse şaşırmasın. Tüm dünya'da dolar değer kaybederken, TL'nin dolara karşı değer kaybediyor olması da zaten, içine bulunduğumuz riskleri net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu yıl cari açığın finansmanı çok zor olacak ve ağzımızdan burnumuzdan gelecek.

Özel şirketler, eğer döviz ödemeleri varsa, şimdiden bence forward veya future yaparak bu ödemelerdeki döviz kurunu sabitlemeliler. Bireyler ise döviz borçları varsa, bunu TL'ye geçmeliler veya bu risklere karşılık olarak future piyaslaarda döviz risklerini kapama yoluna gitmeliler.

Zaman zaman genel durumda iyileşmeler olacak ve birden "yine eski tas eski hamam" diyeceğimiz günler olacaktır ama bunu derken çok dikkatli olun. Rehavete kapılmayın. Artık trendin değişmiş olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Olumlu zamanlar olduğunda ise, geçmiş beş yılda olduğu gibi bunun uzun süreli olacağını zannetmeyin. Bunun geçici bir rahatlama dönemi olduğunu düşünürek risklerinizi kapatmak amacıyla kullanın.
Kaynak: Yaşar Erdinç
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
08.03.2008, 16:51:10
Mesaj: #18
RE: Medyadan Haberler 2008
Roubini ‘Size bi şey olmaz abicim!’ dedi (Bizi sevindirdi)

Siz bakmayınız, bir halı tüccarının oğlu olarak 1958 yılında İstanbul’da doğmasına... Ailesinin daha sonra İsrail’e göç etmesine... Adam koskoca profesör. Koskoca ABD Hazinesi’nin “kıdemli danışmanı”. Koskoca New York Üniversitesi’nin profesörü.
Doğruları korkmadan söylediği için adı “Felaket Tellalı”na çıkmış. Ama doğrulanmış öngörüleri (ileriye dönük isabetli tahminleri) nedeniyle, her sözü “para değerinde”.
Prof. Nouriel Roubini’den söz ediyorum. İş Yatırım’ın bu yıl 5’incisini düzenlediği Geniş Açı toplantıları için İstanbul’a geldi. TV kanallarına röportaj verdi. Gazetecilerle söyleşti. Perşembe akşamı önce iktisatçılara, sonra davetlilere iki konuşma yaptı.
Diğer söyledikleri de halkımız için önemli mi bilemem ama, “Size bi şey olmaz abicim!” mesajı çok, hem de çok önemli .
Roubini, İstanbul’da kiminle konuşsa, dışarısı hakkında felaket haberleri verdi, felaket tahminleri yaptı ama, Türkiye için hep iyi şeyler söyledi.
Dedi ki, ”Türkiye, 2001 yılındakine benzer bir krize girmez. Son 6-7 yılda (1) Dünyadaki iyilik rüzgârından yararlandınız. (2) Banka-finans sistemi güçlendi. (3) Bütçe az çok kontrol altına alındı. (4) Bazı yasal düzenlemeler (reformlar) yaptınız. Bunlar büyük bir krize girmenizi önler.

Türkiye şanslı ve iyi durumda

Kaldı ki, ABD’den kaynaklanan kriz ABD ve AB‘nin büyük ekonomilerini daha çok etkileyecek. Bu büyük ekonomiler kadar küresel sisteme entegre olmayan gelişmekte olan ülkeler krizden doğrudan etkilenmeyecek. Siz de bu şanslı gelişmekte olan ülkelerden birisiniz.
Ancak sizin derdiniz “cari açık” (döviz açığı). Döviz açığını eskisi kadar kolay ve ucuz olarak kapatmak kolay olmayabilir. Bu durumda döviz fiyatı artabilir. Büyüme yavaşlayabilir. İşsizlik artabilir.
Siz tembellik etmeyiniz. Yapısal düzenleme mi, reform mu ne diyorsanız onları yapmaya devam ediniz. Sosyal güvenlik sistemini bütçeye yük olmaktan kurtarınız. Özelleştirme yaparak para toplamayı sürdürünüz. İstihdama önem veriniz.”
Roubini bize enflasyon konusunda da moral verdi. Dedi ki, ”Petrol, gıda ve emtia fiyatlarının şimdiki yükselmesi ve buna bağlı olarak sizin enflasyonunuzun da tırmanışa geçmesinden fazla korkmayın. Çünkü ABD’den başlayan durgunluk yayılınca, talep düşecek. Talep düşünce de bunların fiyatları yüzde 20-30 gerileyecek.

Türkiye büyümeye devam edecek

Siz kalbinizi ferah tutunuz.Türkiye gelecek 15-20 yıl süreyle ortalama yüzde 5-6 oranında büyümeyi sürdürebilir.“
İşte koskoca profesör bunları söylüyor...
Sayın okuyucularım. ABD’nin daha dibe vurmadığını, işlerin daha da kötüleşeceğini, 15 milyon Amerikalı ailenin evsiz kalacağını, zararın 1 trilyon doları aşacağını, Avrupa’nın büyük ülkelerinin de yakında sarsılmaya başlayacağını, sarsıntıdan Çin’in bile (az da olsa etkileneceğini) söyleyen “felaket tellalı” Prof. Roubini, “Bayram değil, seyran değil bize neden moral verdi?” Moral vermek için söylemediyse bizim durumumuz gerçekten çok çok mu iyi? Yoksa, “Ölmüşüz, ağlayanımız yok” diye bizi teselli mi ediyor?
Prof. Roubini’nin anlattıklarını dinlerken aklıma Temel Reis’in mezar taşında yazılı olanlar geldi: “Midem ağrıyor dedum. Eyisun, eyisun dedunuz. Kalbim ağrıyor dedum. Eyisun, eyisun dedunuz. Bacaklarım tutmuyor dedum. Eyisun, eyisun dedunuz... O halde bana ne oldi?”
Kaynak: Güngör Uras
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
08.03.2008, 16:59:38
Mesaj: #19
RE: Medyadan Haberler 2008
ABD'yi bırak, esas Çin'in yavaşlamasına bak
Son 7 aydır ABD'nin resesyon riskini tartışıyoruz. Ancak, dünya emtia fiyatları gerilemediği müddetçe resesyon riskine çözüm zor gözüküyor. Bu nedenle, Çin'in yavaşlaması çok daha önemli.
Bu satırları kaleme aldığımız cuma sabahı itibariyle, 18 Mart‘ta gerçekleşecek olan ABD Merkez Bankası (FED) Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısından 0.75 puan, diğer bir deyişle 75 baz puanlık faiz indirimi beklentisi yüzde 76'dan, yüzde 92'ye yükselmiş durumda. FED New York'un Başkanı ve FED Yönetim Kurulu'nda Bernanke'nin yardımcısı konumunda olan Geithner, küresel finans piyasalarındaki türbülans tamamlanana kadar, FED'in belirli bir süre daha piyasalardaki tansiyonu yatıştırıcı bir para politikası izleyeceğini teyit ediyor. Finans piyasalarındaki kırılganlığın ekonomiler için en ciddi riski oluşturmayı sürdürdüğü belirten Geithner, FED'in proaktif tutumunun süreceğini hatırlatmakta. FED'in ocak ayında 1.25 puanlık, yani 125 baz puanlık faiz indirimiyle son 20 yılın en yüksek faiz indirimini gerçekleştirmiş olması, FED New York'un başkanını teyit ediyor.

Faiz indirimleri sürecek
Geithner, son 30 yıllık dönemde, merkez bankalarının para politikası ile enflasyonla mücadeledeki artan kredibiliteleri ve mali disiplin sayesinde, bugün küresel finans piyasalarındaki ateşi söndürebilmek için hala hareket edebilecekleri bir alan olduğunu ve faturası şimdilik 181 milyar dolara ulaşmış olan subprime mortgage krizinin yaralarını sarmak için FED'in bir süre daha faiz indirimlerini sürdürebileceğini belirtiyor. Ancak, Avrupa Merkez Bankası Başkanı (ECB) Trichet, anlaşılıyor ki, aynı görüşte değil.

Trichet, Euro Bölgesi'nde yıllık enflasyonun yüzde 3,2 ile bugüne kadar ki en yüksek seviyesine ulaşması sonrasında, Bankanın yüzde 4 seviyesindeki faiz seviyesini değiştirmeyi düşünmediğini açıkladı. Buna karşılık, Japon Maliye Bakanı Nukaga'nın ekonominin ivme kaybetme riskinin artmakta olduğu yönündeki açıklamalarından sonra, Japon Merkez Bankası'nın en geç aralık ayı sonuna kadar politika faizini düşüreceği yönündeki beklenti yüzde 72'ye yükseldi. Bu nedenle, Trichet hiç sinyal vermese de, yılın ikinci yarısında ECB'nin de faiz indirimini gündemine alabileceği konuşuluyor.

Yuan 2008'de yükselecek
Çin Başbakanı Jiabao'un bitirdiğimiz hafta toplanan Ulusal Halk Kongresi'nde ekonominin aşırı ısınması ve enflasyon riskindeki artışa bağlı olarak yeni önlemlerin tartışılacağından söz etmesi, son 11 yılın en yüksek enflasyonuna karşı Çin Merkez Bankası'nın faiz artışlarını sürdürebileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Çin'in faiz hadlerini artırmayı sürdürmesi, 2009 yılı baharında dolar-yuan paritesinin 6.39 yuanı dahi görebileceği beklentisini güçlendirmiş durumda. Temmuz 2005'de döviz kuru sistemini değiştirdiğinden bu yana dolar karşısında yüzde 16 değer kazanmış olan yuan, 2007 sonunda ise euroya karşı yüzde 8 değer kaybetmişti.

2008'de ise euro-yuan paritesinin, 2007 sonundaki 10.9309 yuan seviyesinden, yüzde 15 değer artışı ile, 9.5 yuana gelmesi beklenmekte. Dolar-yuan paritesi ise 7.10 yuan seviyelerinden işlem görmekte ve 2008 yılı içinde 7 yuan çıtasının kırılmasına kesin gözüyle bakılıyor. 262 milyar dolarla 2007'de yeni bir rekora imza atan Çin'in dış ticaret fazlasının azaltılabilmesi için, başta ABD Hazine Bakanı Paulson ve ECB Başkanı Trichet olmak üzere, ABD'li ve AB'li yetkililerin yuanın değer kazanımının sürmesi yönünde baskıyı arttıracakları ifade edilmekte.

Çin'in büyümesine dikkat
Dünyanın önde gelen merkez bankaları açısından en sıkıntılı konu, küresel boyutta enflasyon baskısı sürerken, küresel finans piyasalarındaki türbülansı bitirmek adına, politika faizlerini ne kadar indirebilecekleri? FED New York'un Başkanı ve FED Başkan Yardımcısı Geithner orta vadede enflasyonun görünümü riske girmediği müddetçe, uzun vadede çekirdek enflasyonda yukarı yönde bir kıpırdama gözlenmediği müddetçe sorun olmadığına işaret ediyor. O halde, dünya merkez bankalarının faiz indirimlerini daha rahat bir ortamda gerçekleştirmelerinin öncelikli koşulu küresel fiyat artışı baskısının hafiflemesi. Dünya emtia fiyatlarının bir miktar gevşemesi ise, Çin ekonomisinin yavaşlamasına bağlı gözüküyor. Yani, herkes ABD'de resesyon riskini konuşurken, Çin hızla büyümeye ve dünyadan emtia satın almaya devam ettiği müddetçe, enflasyon riski azalmayacak ve giderek dünya merkez bankalarının hareket alanı kısılacak.

Metal üreticileri revaçta Dünya emtia fiyatları, petrol, altın, tarımsal ürünler ve metaller fiyat rekorlarına bir türlü doymadığından, önde gelen uluslararası finans kurumları yatırımcılarına emtia üreticisi firmaların hisse senetlerini önermeyi sürdürmekte. Küresel yatırımcılar ise, dünyanın önde gelen emtia üreticilerinin hisse senetlerine yatırım yapmak yerine, uluslararası emtia borsalarında vadeli emtia kontratlarıyla oynamayı tercih ediyor, gözüküyorlar. Önümüzdeki iki ay, her hangi bir uluslararası finans kurumundan bir iflas haberi patlamaz ve hisse senedi piyasalarına dönüş başlar ise, emtia fiyatlarında bir miktar gevşeme gözlenebilir. Ancak, Çin yavaşlamadığı müddetçe, bazı ekonomiler için ‘stagflasyon' riski artarak sürecek.
Kaynak: Kerem Alkin
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
08.03.2008, 17:01:44
Mesaj: #20
RE: Medyadan Haberler 2008
İstanbul'da bir 'felaket tellalı'

Profesör Nouriel Roubini, hisse senetleri, konut, dolar gibi varlıkların değer kaybedeceğini ve nakitte kalmanın daha doğru olacağını söylüyor. Dedikleri de bir süredir oluyor.

Nouriel Roubini önemli bir iktisatçı. İnsanlar onun ekonominin gidişatına dair öngörülerini öğrenmek için kurduğu ekonomi internet sitesine binlerce dolar verip abone oluyorlar halen New York Üniversitesi Stern School of Business'de ekonomi profesörü. Onu bizlerin radarına sokan ilk gelişme 1998-2000 yılları arasında Beyaz Saray'ın o ünlü Ekonomi Danışmaları Konseyi'nde yer alması olmuştu. Roubini daha sonra ABD Hazinesi, IMF ve Dünya Bankası gibi bir çok kuruluşa da danışmanlık yaptı, ününe ün kattı. Ama asıl ününü Amerikan ekonomisine dair kötümser tahminleriyle kazandı. 2006 yılından başlayarak ısrarla Amerikanın bir resesyona gideceğini söyledi. Daha bizlerin "subprime" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediğimiz zamanlarda ABD ipotek sektöründe subprime yani düşük kaliteli kredilerden kaynaklanan sorunlar yaşanabileceğini öne sürdü. Onun bozuk saat gibi günde iki defa doğruyu gösterdiğini düşünenler olsa bile Roubini'nin tahminleri ve bu tahminleri destekleyen değerlendirmeleri birlikte ele alındığında ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

İşte bu Roubini geçtiğimiz hafta Türkiye'deydi. İş Yatırım 2003 yılından bu yana Geniş Açı Toplantıları başlığıyla sadece özel davetlilerin katılımına açık toplantılar düzenliyor. Ve hakkını vermek lazım, oldukça başarılılar. İyi iktisatçıları Türkiye'ye getirerek buradaki analistler, yorumcular, yazarlar ve ekonomistlerle buluşturuyor. Daha önce Daniel Kahneman ve Robert Mundell gibi Nobel ödüllü iktisatçıları bu kapsamda Türkiye'ye getirmişler ve gazeteler günlerce bu iktisatçılarla yapılan söyleşi ve sohbetleri aktarmıştı. Birçok köşe yazarına da konu olmuşlardı. Aynı şekilde önümüzdeki günlerde de Roubinin adını ve dediklerini sıklıkla göreceğiz.

Peki Roubini ne dedi? Aslında Roubini bu köşeye ilk defa konu olmuyor. Daha önce de birkaç defa onun öngörülerini kısmen de olsa aktarmıştım. Bazıları tarafından felaket tellalı olarak da adlandırılan Roubini diyor ki; Amerikan ekonomisi halihazırde resesyona girmiş durumda. Hem de öyle ünlü banka ve aracı kurumların öngördüğü gibi iki-üç çeyrek sürecek hafif bir durgunluk değil bu. Birbuçuk yıl sürecek bir uzun soluklu ve ağır bir durgunluktan bahsediyor Roubini. Ve daha da kötüsü kredi piyasalarındaki çalkantı sistemik bir krize dönüşme ihtimali taşıyor. Bu ihtimal her geçen gün artıyor. ABD Merkez Bankası'nın (FED) can havliyle faiz indirmesinin nedeni de resesyondan çok bu risk.

Peki FED faiz indirimleriyle resesyonu önleyebilecek mi? Roubini'e göre hayır önleyemeyecek. Çünkü FED faiz indirimleri geç kalmış ve yetersiz bir tepki. En fazla resesyonun sınırını belirleyebilir.

Peki bizim ya da Çin gibi yükselen piyasa ekonomileri bu resesyondan etkilenmeyebilir mi? Roubini bu soruya da olumsuz cevap veriyor ve diyor ki, dünyanın geri kalanı ABD ekonomisinden ayrışmak bir yana onunla birlikte hareket edecek ve yavaşlayacak. Ancak Roubini bu noktada Türkiye'de sert bir devalüasyon öngörmüyor. Roubini, genel olarak önümüzdeki dönemde riskli varlıkların, mesela hisse senetleri, konut, dolar gibi varlıkların değer yitireceğini ve nakit kalmanın daha doğru adım olacağını söylüyor. Dedikleri de bir süredir oluyor.

Roubini çoğunluğa aykırı şeyler söylüyor. Hatırlarsınız bu köşede bundan birbuçuk ay önce aktarmıştım. Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu'na katılan CEO'ların ve iktisatçıların ağırlıklı görüşü ABD ekonomisinin bir resesyona girmeden krizi atlatacağı yönündeydi. Yani Amerikan ekonomisi önceki yıllara göre daha düşük olmakla birlikte yine de büyüyecek. Bu tahmini paylaşanlar arasında bizim merkez bankamızın başkanı Durmuş Yılmaz, UNDP başkanı Kemal Derviş ve 1 Temmuz'da Coca Cola CEO'luğunu devralacak Muhtar Kent de vardı. Örneğin Kemal Derviş'e göre ABD ekonomisi sıfıra yakın bir oranda da olsa büyümesini sürdürecek. "Resesyon olacak" diyenlerin önemli bir bölümü de bunun geçmişteki bazı derin resesyonların aksine çok uzun süreli olmayacağını düşünüyorlardı.

O günden bu yana gelişmeler Roubini'yi biraz daha haklı çıkarır şekilde oldu. Her ne kadar hala resesyona girildiğini teyit edecek veriler henüz olmasa da ABD ekonomisinin bir resesyona girmiş olabileceği fikri artık daha inandırıcı gelmeye başladı. Ancak bu resesyon Roubini'nin dediği gibi altı çeyrek yani bir bucuk yıl devam eder mi? İşte bu noktada Roubini benim gibi birçok kişiye abartılı geliyor.
Kaynak: Servet Yıldırım
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Konuyu Gönder  Konu Kilitli 


Bu Konuyu Görüntüleyenler
1 Ziyaretçi

Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Medyadan Haberler 2007 ToKoBa 266 6,914 20.05.2008 0:29:24
Son Mesaj: deks

Foruma Git:

Bize Ulaşın | Forum Ekibi | En üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi | © 2002-2007 MyBB & MyBB Türkiye & TOLGA KOŞTURAN Powered by  MyPagerank.Net

hosting Toplist site ekle iyi hit siteler
 
Yasal Uyarı : Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri, yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.